1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .

İşyeri hekimleri reçete yazmalı mı – 1

Konusu 'Köşe Yazıları' forumundadır ve Erkan Dündar tarafından 10 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Yazar: Dr. Müslüm Güney
    Çünkü, yeni çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na dayanarak hazırlanan İşyeri Hekimi Ve Diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki, Sorumluluk Ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik taslağının 13. maddesi açık bir hüküm içeriyor:

    İşyerlerinde poliklinik hizmeti
    MADDE 13 – İşyeri hekimleri işyerindeki çalışanlara poliklinik hizmeti veremezler, reçete yazamazlar.
    [​IMG]
    Dr. Müslüm Güney
    Yazının başlığında soruyu “işyeri hekimleri reçete yazmalı mı” diye koydum ama, sorunun asıl doğru koyuluşu şöyle olmalıdır: işyeri hekimleri çalışanlarının sağlık sorunlarını bilmeli midir?…
    Bu iki soru birbirine benzer gibi görünse de, ikinci soru hem birinciyi de kapsayan daha geniş bir soru olduğu gibi, yanıtı birinci soruyu ve yanıtını geçersiz de kılabilir.
    Konuyu açmaya çalışayım…
    Evet, işyeri hekimi çalışanlarının sağlık sorunlarını bilmelidir. Bunun bir kaç nedeni var.
    Birincisi, sağlık sorunları işyeri maruziyetinden kaynaklı olabilir ve bu sorunları bilmek, maruziyet ilişkisini zamanında ve doğru olarak kurmak açısından gereklidir. Örneğin, kronik dermatiti olan bir hastanın hastalığının nedeni çalışma sırasında temas ettiği maddeler olabilir. Ya da, kronik farenjiti olan bir hastanın öksürüğünün kronikliğinin nedeni aslında çalışma ortamında soluduğu maddeler olabilir. Gittiği hekim, kişinin çalışma ortamının ayrıntılarını bilmediğinden dolayı, bu ilişkiyi atlayabilir.
    İkincisi, sağlık sorunları işyerindeki maruziyetle birlikte artabilir ve bu sorunları bilmek, çalışanın sağlığının bozulma hızı ve şiddetini azaltmak için gereklidir. Örneğin, yüksek miktarda sigara içen bir kişide başlangıç seviyesinde KOAH’ı ortaya çıkabilir. Bu kişinin KOAH tablosu farkedildikten sonra silika maruziyeti artık daha riskli ve daha hassas yönetilmesi gereken bir hal alır.
    Üçüncüsü, sağlık sorunlarının işyeriyle ilgisi yoktur ama, sağlık sorunu yüzünden işyerinde bir kaza geçirebilir. Örneğin, strese bağlı vertigo atakları geçirmeye başlayan bir kişinin yüksekte çalışması artık riskli hale gelmiştir, her an ciddi bir kazaya uğrayabilir.
    Bu temel bilgileri tüm işyeri hekimlerinin bildiği kesin. Ama “işyeri hekimi reçete yazmalı mı” sorusunu sormadan önce hemen sorulması gereken soru şudur: İşyeri hekimi, çalışanlarda ortaya çıkan sağlık sorunlarının ne kadarından haberdardır?
    Gerçekten de, eğer o sağlık sorununu bizzat işyeri hekimi tespit etmemişse, yani çalışan muayenesini işyeri hekimi dışındaki bir sağlık kurumunda olmuşsa işyeri hekiminin bundan haberi olmayacaktır. Ki, işyeri hekimi, işyeri dışından rapor almış, hatta ameliyat olmuş kişilerden bile haberdar olamamakta, ya da nadiren geç olmaktadır; o da işe dönüş muayenesi yapmayı gereken bir istirahat süresi ortaya çıkmışsa ve işe başlamadan önce bu muayene yapılıyorsa.
    Kısacası, açık yürekle söylenmelidir ki, işyeri hekimleri çalışanlarının salık sorunlarından zaten habersizdir. Periyodik muayene formlarındaki “son bir yılda şunları geçirdiniz mi” türünden bir alanın işlevsiz olduğu ve doğru doldurulduğunda dahi gecikmiş bir bilgi olduğu herkesin malumudur.
    Üstelik, işyeri hekimi çalışma saatlerinin azlığı yüzünden işyeri hekimi çoğu durumda işyerine haftanın belli günü/günleri ve saatlerinde gidebilmektedir. Gerçi, işveren, kendisi lehine bu sorunu çözmek için işyeri hekiminin her gün bir saat gibi işyerine gelmesini istemekte, ama, bu da işyeri hekiminin masrafını artırdığından dolayı işverene maliyet artışı olarak döndüğü için, zorunlu ve haklı olarak işyeri hekimi lehine bir çözümde uzlaşılmaktadır. Bu çözümde ise, işyeri hekimi çalışma süresini “haftada bir gün” ya da “haftada iki gün 2 saat” gibi yoğunlaştırılmış olarak kullanması yüzünden, işyeri hekimi çalışanların zaten rutin poliklinik ihtiyacına yanıt verememektedir. İşyerine gittiğinde yaptığı şey, ya kronik hastaların reçetelerini rpt yapmak, ya da bir iki günlük şikayetle seyredip de henüz doktora gitmemiş olan hastalara bakıp reçete yazmaktır.
    Toparlarsak, işyeri hekiminin, olağan koşullarda, işin doğası gereği, genel olarak işyerlerinin poliklinik ihtiyacına yanıt üretmesi mümkün değildir. Diğer bir deyişle, işyeri hekimlerinin reçete yazıp yazmaması onların çalışanlarının sağlık sorunlarını bilmesinde kritik hiçbir değer oluşturmamaktadır.
    Oluşturmasının koşulu, işyeri hekiminin işyerine “her gün” ve “işyeri hekimliğinin asıl sorunlarına ayırması gereken zamandan çalmayacak” bir süre ayırabilmesidir. Bu süre, kanımca, her gün yarım gün olarak işyerinde bulunmaktan geçmektedir. Ancak, milyonlarca işverenin 1-50 işçi çalıştırdığı bir ülkede böyle bir çalışma modeli işyeri hekimi maliyetini karşılamayı işveren açısından imkansız kılar. İşçi sayısı ve tehlike grubundan kaynaklı olarak bu kadar süreyi yasal olarak zaten ayırmak zorunda olan işyerleri ise bunu zaten uygulamaktadırlar, ancak bu da genel iş sağlığı ve güvenliği alanı için oldukça kısıtlı bir sayıyı oluşturmaktadır.
    Yönetmelik taslağı yayınlandıktan sonra internette okuduğum ya da konuştuğum hekimlerin yorumları, reçete yazmadan işyeri hekimliğinin olmayacağı yönündeydi. İddialarını gerekçelendirmekte zorlandıkları noktada ise, işverenin bilincine ve çıkarlarına yaslanacak tarzda “bu işverenlerin işine gelmez, değiştirilir” deyip, işin içinden çıkmaya çalışıyorlardı.
    İşyeri hekimlerinin bu tavrının nedeni bence açıktır. Yıllardan beri hem mevzuat hem de işveren talepleri yüzünden işyeri hekimliğinde kendilerini “reçete doktoru” olarak konumlayanlar yeni süreci bir “tehdit” olarak algılamaktadırlar. Bunda kısmen haklıdırlar da! Çünkü, yeni süreç risk analizi, önleme ve korunmaya vurgu yapmaktadır. Bu ise, işyeri hekimleri için, pratikte, yepyeni bir paradigmadır. Bugüne kadar “meziyet” olarak adlandırdıkları nitelikleri bir anda boşa düşmekte ve önlerine bilmedikleri bir dünyanın kapısı açılmaktadır. Ve bilmemek “kaygı” demektir.
    Dünya istatistik verilerine göre, 35 bin ile 105 bin arasında meslek hastalığı vakası beklenirken 500 tane vakanın ortaya çıktığı bir ülkede işyeri hekimlerinin reçete yazmanın meslekleri açısından ne kadar kritik olduğunu iddia etmeleri bir utanç vesilesi olabilir ancak.
    Sürecek…

    Kaynak:http://www.isgrehberi.com/index.php/isyeri-hekimleri-recete-yazmali-mi-1/