1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .

"anne" yıllın bir günü değil her günü(haberexen)engin konyalıgil yazdı...

Konusu 'Köşe Yazıları' forumundadır ve ENGİN KONYALIGİL tarafından 7 Mayıs 2015 başlatılmıştır.

  1. ENGİN KONYALIGİL İSGforum Üyesi

    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    Sağlık Bakanlığı
    Engin KONYALIGİL
    samsunisg@gmail.com

    Sürekli söylemişimdir. Şu bizlere zorla dayatılan tüm özel günlere karşıyım diye. “ Anneler günü” ne karşıyım, Babalar gününe de, hele kadınlar ve sevgililer gününe hepten karşıyım. Biraz sert bir giriş oldu ama niçin karşı olduğumu da izninizle anlatayım.

    Birinci olarak, bu tarz günlerin hepsinin batıdan ithal dilerek bizlere empoze edilmesi olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca anne, baba veya kadın gibi kutsal kişilerin birer güne sığdırılmasının asıl amacı maddi rant ve ticaret olduğu aşikar. Manevi değerlerin “ticari araç” haline getirilmesi konusunu batılılarda anlarım. Çünkü onların adetlerinde, gelenek ve göreneklerinde bu değerler olmadığı için normal. Onlar bu türlü günleri özelleştirip, ellerine bir de çiçek ve hediye alıp annesinin, babasının eşinin yanına “falanca günün kutlu olsun” diye gidip günü kurtarır. Eee! Sonrası peki! Bir daha ki yıla kadar hatırlanmamak üzere bay bay…

    Peki, bu günler ithal dedik! Anneler gününün nereden ithal edildiğini merak edenler vardır mutlaka!

    Anlatılanlara göre geçmiş zamanda birleşik devletlerde Jarvis adında bir kızın annesi aniden ölmüş. Bu kız annesine o kadar çok düşkünmüş ki! Bir türlü annesinin öldüğünü kabullenmiyor, üzüntüden kendisini harap ediyormuş. Arkadaşları kızın üzüntüsünü paylaşmak ve onu yalnız bırakmamak adına sürekli ziyaret eder, halini ve hatırını sorarmış… Gel zaman git zaman kızın acısının yerini annesine karşı duyulan özlem ve hasret almış, arkadaşları ile birlikte otururken annesini hala unutamadığını söyleyerek onun ve tüm anneler için bir şey yapmak istediğini belirtmiş. Ve belediye başkanının yanına giderek 10 mayıs yani annesinin öldüğü günü bölgemizde tüm annelerin günü olarak kutlanmasını istemiş, başkanda bunun çok güzel bir düşünce olduğunu belirterek reklam, kampanya gibi faaliyetlerle bu özel günün yaygınlaştıracaklarını söyleyerek, kıza destek çıkmış…Daha sonra bu olay o kadar çok büyümüş ve yaygınlaşmış ki 1908 yılında ABD senatosu mayıs ayının her ikinci pazar gününün anneler günü olarak kutlanması kararını almış. Vay be!

    Yani durum bu! Her ne kadar anlatımımda şehir efsanesi dilini kullansam da, gerçek bu; Şu Jarvis ten Allah razı olsun o olmasaydı biz annelerimizin önemimi hatırlamayacaktık!

    Senin üstün açıkken uyuyamayan, sen mutsuzken mutlu olamayan biridir anne. Uyurken belin açıldığında kimse umursamazsa bile o gelir kapatır belini…

    Canından can alsan da ikna edemezsin üşümediğine, acıkmadığına, tok olduğuna, hasta olmayacağına.

    Ya düşünün Anne demek bir doktor demek, hemşire demek, polis öğretmen demek…
    Buyurun;
    Anne başım çok ağrıyor.
    -Yavrum başın ıslak ıslak dolaşıyorsun etrafta ondan ağrımıştır.

    Ya popomuza ilk fitili sokan kişi değimlidir annemiz. Bebekliğimizde bezimizi koklayarak hastalık tespit etmeye çalışan kişi annedir.…

    Şu konuşma her anne ile evladı arasında geçmiştir.

    -Yavrum neyin var?
    -Bir şeyim yok anne.
    -Yok yok, bir şey var sende, annelerden gizlenmez anlat bakayım.
    -Anacım bir şeyim yok.
    -Yavrum, bana anlatmayacaksın da kime anlatacaksın! Anlat da rahatla iste.
    -Yav anne delirme insanı! Yok bir şeyim.
    -Bak gördün mü?
    -Neyi?
    -Sinirlerin bozulmuş işte senin.
    Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), “Cennet anaların ayaklarının altındadır” derken, “Cennet’e ulaşma”nın yollarından birisinin, belki de en önemlisinin “anneye olan sevgi ve saygı” olduğuna işaret etmemiş midir?..

    İşte o “hadis-i şerif”lerden bir tanesi:
    -Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sas) bir gün: “Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” dedi. “Kimin burnu sürtülsün ey Allah’ın Resulü?” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Anne ve babasının her ikisinin veya sadece birinin yaşlılığına ulaştığı halde (rızasını alıp da) Cennet’e giremeyenin.” Allahım, sen esirge koru…
    İşte Alemlerin Sultanı(a.s) kainat kitabı anlatmış ;
    “Anne”nin ne kadar önemli olduğunu, “bizim dinimiz” anlatıyor bizlere... Bırakın onları terk etmemizi ,arayıp sormamızı onlara, “öf” dememizi bile yasaklıyor!..
    Böyle bir “din”imiz, böyle bir “Peygamber”imiz ve onların “öğüt”leri varken, sorarım size; “Batılı dayatmalar” sonucu kabul ettiğimiz “ithal gün”lere hiç ihtiyacımız var mı?..

    Söyleyin,var mı?..
    Sarılın annelerinize...
    İyi bakın onlara…

    Saygılarımla.
    “Kalbinizin asıl sahibine emanet olun.”