1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .

Bizim ülkemizde mobingin cezası ne zaman 30000 euro + 2 yıl hapis cezası olur?

Konusu 'İş Psikolojisi ve Psikososyal Etmenler' forumundadır ve Erkan Dündar tarafından 15 Ocak 2015 başlatılmıştır.

  1. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Bizim ülkemizde mobingin cezası ne zaman 30000 Euro + 2 yıl hapis cezası olur?
    04 Aralık 2014 by selinyetimoglu

    [​IMG]

    Başlıktaki sorunun kaynağına ve cevabına da geleceğim. Ama önce 29 Kasım’da İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde düzenlenen 2. Mobing Forumu için Çağlar Çabuk’a bir kez de buradan teşekkür ediyorum.

    Önceki yazılarımda ve sosyal medyada konusu geçen her yerde mobingi çift b ile, Mobbing olarak kullanıyordum ancak Çağlar Hanım, bu konunun Türkiye’deki uzmanlarından biri ve tescilli bilirkişisi olarak diyor ki, nasıl dilimize diğer dillerden giren televizyon sözcüğünü “television” olarak yazmıyorsak, mobingi de “mobbing” olarak yazmamalıyız. Bu yüzden bu yazıda ilgili kavramı hep tek b ile göreceksiniz. (Orhan Veli’nin “Gemlik’e doğru denizi göreceksin sakın şaşırma” uyarısı gibi yani. Şaşırmayınız, neden tek b demeyiniz diye şimdiden açıklayayım istedim.)

    Pek çok hukukçunun konuyla ilgili paylaşımda bulunduğu forum boyunca 11 sayfa not tutmuşum, onlarca da tweet atmışım. Şimdi onları toparlayıp kalemim döndüğünce paylaşacağım:

    “Mobing vahşi kapitalizmin sonucudur” diyenler var ancak mobingin en yoğun görüldüğü alanlar kamu ve akademi. Dolayısıyla her sistemde, insanın olduğu, rekabetin olduğu her yerde olabilecek bir durum bu.

    Elbette ki, “insanın olduğu her yerde oluyor” diyerek normalleştirmiyoruz, önemli olan bu konuyu sık sık gündeme getirmek, bilinç oluşturmak, farkındalık yaratmak, önlemleri, muhtemel sonuçlarını ortaya koymak. Bu yüzden, Türkiye’deki firmaların %42’sinde etik yönetmelik olmaması ciddi bir sorun. Etik bilinç oluşturulması ve bunun firma tarafından yapılması en kıymetli adımlardan biri.

    [​IMG]

    Avukat Nesrin Özkaya’ya göre, eğer bir yönetici tüm çalışanlara kötü davranıyorsa buna mobing diyemeyiz. Çünkü mobing diyebilmemiz için hedefin belli olması gerekir.

    Mobing mağdurunun arayabileceği bir yardım hattı var, ALO 170. Bu hattı aradığınızda öncelikle sizin kamuda mı yoksa özel sektörde mi çalıştığınızı öğrenerek ona göre psikolojik ve hukuki destek birimlerine yönlendiriyorlar ve hızlıca telefonda destek sağlıyorlar. Kamu mu özel mi ayrımının önemli bir sebebi ve sonucu var. Mobingin yaşandığı yer özel bir kurumsa devlet oraya müfettiş gönderiyor ve inceleme başlatılıyor. Lakin eğer kamuda yaşanmışsa ve bir memur amirini şikayet edecekse öncelikle konunun amirin amirine gitmesi için bürokrasi devreye giriyor. Bu da aslında kamuda hızlı hareket kabiliyetini azaltıyor, soruşturma izni zor ve yavaş alınıyor. Yine kamu-özel ayrımlarından biri, mobinge kamuda “işkence”, özelde “eziyet” denilmesi.

    Diğer bir çarpıcı gerçekse, mobingin en yaygın olduğu kurumların sağlık sektörü ve akademi olması. Bu iki sektörün ortak özelliği, “kadro” denen “hayati gerekliliğin” oldukça zor elde ediliyor olması ve rekabetin bu sebeple çok yüksek olması.

    Avukat Metin İriz, mobing konusunda öncü çalışmalar yapan Heinz Leyman’ın kriterlerinden bahsetti. Leyman’a göre, en az 6 ay sürüyorsa ve haftada en az 1 kez saldırı gerçekleşiyorsa “mobing vardır” diyebiliyoruz. Ama tabii pratikte bir mağdurun yaşadıklarını düşününce 6 ay çok uzun bir süre olabiliyor. Zaten açılmış davalara bakınca, 2-3 ay süren durumlarda da “mobing” kararı verildiğini görüyoruz.

    Bunun yanında hukukçularımız örnek vakalardan bahsederlerken oldukça acı gerçeklerle de yüzleştik. Örneğin, bir davada müvekkili mobing görüyor ama mobingin cezası ülkemizde ne yazık ki çok “kabul edilebilir” bir ceza, bu yüzden mobingi bir kenara koyup cinsel tacizden dava açmışlar, hakim 8 yıl ceza vermiş.

    Burada aslında, mobing kavramının hukuk sistemi için de oldukça yeni bir olgu olması ve bilgisizlikten dolayı kolay olanın seçilmek zorunda kalmasına şahit oluyoruz. Avukatlar diyor ki, çoğu hakim mobingi bilmiyor bu yüzden bilirkişileri görevlendiriyor, bilirkişi ne derse onu onaylıyor. Ama hukuk sisteminde de olumlu gelişmeler var geçmişe göre. Örneğin artık bir avukat kendisi, müvekkili için araştırma yapıp bilirkişilerden rapor alarak dava dosyasına ekleyebiliyor. Bu da aslında süreci hızlandırması açısından avantaj oluyor.

    [​IMG]

    Uzun zamandır benim de takip ettiğim, zaman zaman twitter’da “geyik” yaptığımız “avkat bey”imiz Alper Yılmaz’ın esprili tarzıyla bilgi bombardımanına tuttuğu keyifli konuşması da “mobing konusunda Avrupa’daki öncü hukuk sistemleri nasıl işliyor” minvalindeydi.

    Mobinge ilk kez kanun içeriğinde yer veren ülke İsveç, Heinz Leyman’ın İsveçli olmasının da etkisi vardır muhakkak ki. Ancak en somut düzenleyen ve en geniş yer veren ülke Fransa diyebiliriz. Fransa’da ilk olarak Marte-France Hirigoyen’in İşyerinde Psikolojik Taciz isimli kitabından sonra yasa hazırlanmış.

    Fransa’da işyeri hekimi işçinin ruh sağlığının korunması için işverenden düzenleme talebinde bulunma hakkına sahip.

    Türkiye’de mobing davalarında ispat yükümlülüğü mağdurda. “Bakın bana şurada şu kişilerin şahitliğinde mobing uyguladı, delillerim de şunlar” demek zorunda. Oysaki mesela iş mahkemelerinde işe iade davalarında, davayı açan işçi olmasına rağmen ispat yükümlülüğü işverende. Bu yüzden Alper Yılmaz, “Demek ki isteyince kanun koyucu ispatı karşı tarafa verebiliyor. O halde mobingde neden ispat mağdurda?” diye soruyor.

    Örneğin Fransa’da, “mobing yapmadım” diyerek ispat etmesi gereken işverendir. Bu da önlem ve tedbirlerin daha iyi alınmasını sağlıyor. Yine aynı Fransa’da mobingin cezası 30000 Euro ve 2 yıl hapis cezası. Bu miktar 2013’e kadar daha düşüktü ancak sonradan neredeyse 2 katına yükseltildi. Bu da caydırıcı olması açısından önemli bir etken. Türkiye’ye baktığımızda cezaların sadece para cezası olduğunu, bunun da çok cüzi miktarlar olması sebebiyle “parası neyse verir mobingimizi yaparız” anlayışını doğurduğunu görüyoruz. Üstelik mobingi yapan kişi çoğu durumda o kurumda çalışmaya devam ediyor.

    [​IMG]

    Yine bu yaptırımlar konusunda Alper Yılmaz soruyor: “İş Sağlığı ve Güvenliği açısından işyeri faaliyeti durdurulabiliyorken mobing durumunda neden böyle bir durdurma yetkisi yok?” Ya da mesela devlet teşviği alan bir kurumda mobing görüldüğünde o teşvik neden durdurulmuyor? Bu gibi yaptırımların bir an önce bizim kanunlarımızda da yer bulması gerekli. Kaldı ki para cezası, işyeri faaliyetini durdurmak da yeterli değildir. Evet işverene maddi zarar vermeli ama ek olarak mobingde tecilsiz hapis cezası da olmalıdır.

    (Bu noktada, “o zaman kafamız attığında mobing davası açalım şirkete zarar verelim” diyen akıllılar çıkmasın diye dava açtığınızda “beyan”a ek olarak delil sunmanız, şahit göstermeniz gibi gereklilikler olduğunu da hatırlatmak isterim.)

    Evet Almanya, Fransa ve İsveç hukukunda mobingin yerinden bahsetti Alper Bey, ama elbette ki hep övmedi, olumsuz örnekleri de anlattı. Hukuk ne kadar ağır cezalar verirse versin yine de suçu tamamen ortadan kaldıramıyor. Örneğin Almanya’da çalışan bir Türk stajyere, Alman stajyerlerin yaptığı mobing: Türk stajyer bir sabah geldiğinde masasının önünde “Çalışmak özgürleştirir. Türkiye güzel bir ülkedir.” yazan bir tabela buluyor. Burada açıkça bir taciz vardır, bilmeyenler için açıklayayım, “çalışmak özgürleştirir (arbeit macht frei)” Nazi toplama kamplarının kapılarında ve duvarlarında yazan bir motto olmasıyla ünlüdür. Bu sebeple de burada yapılanı Federal Mahkeme, hukuka aykırı bulmuş ve mobingi kabul etmiştir.

    Veya Fransa’da 2008-2009 yıllarında France Telekom şirketinde yaşanan toplu intihar vakası için açılan davanın 2012’den beri devam ettiğini söylemekte vayda var. Ekonomik krize ek olarak şirketin uygulamaları çalışanlarda bunalıma sebep olmuş ve 20’den fazla kişi intihar etmiş. Genel Müdür yargılanıyor.

    Türkiye bu ülkelere ne kadar yakın diye baktığımızda, “Onurlu Çalışma Hakkı” konusunda hazırlanan Avrupa Sosyal Şartı’nı Türkiye’nin de imzaladığını, lakin beğenmediği maddelere rezerv koyduğunu görüyoruz. Haliyle pek bir faydası da olmamış bize. Neticede, batının iyi yanlarını almak amacıyla, Avrupa modelleri incelenerek, bir yasal düzenleme getirilmeli, acilen!

    Avukat Nafiye Diker kürsüye çıktığında, 2S kuralından bahsetti, mobing için gereken Süreklilik ve Sistematiklikten.

    “İşçinin işyerinden ayrılmasını sağlamak amacıyla kendini göstermesini engellemek, sözünü kesmek, hoş olmayan imalar, anlamsız veya ağır işler vermek, fiziksel şiddet tehdidinde bulunmak mobingtir” dedi.

    Bir şirket avukatı, 9 ay içinde 30 ayrı şehir ve bölgede görevlendirilmiş. Bu süre içinde taşınma masraflarını, şehirdeki masraflarını ve ailesini bırakıp gitmesi gerektiği için manevi kaybını da tazminat olarak istemiş.

    Başka bir örnekte, çalışan, ilk başladığı günden itibaren 4 ay 23 gün boyunca yalnızlaştırılmaya çalışılmış, sahip olduğu özelliklere uygun olmayan görev verilmiş. Bu süre konusunda, “mobing varsa 6 gün içinde feshe gitseydi.” diyen mahkeme kararları olduğu gibi, “tekrarlayan süreklilik arz eden durumlarda 6 gün kuralı önemli değildir” diyen yargıtay kararlarının da olduğunu görüyoruz.

    Nihayetinde, uzmanların ortak olarak söylediği şey, “şirketten ayrılmadan, bu durum devam ederken bir uzmana danış, günlük tut ve olayları günü gününe kaydet, etrafındakilerle paylaş, sadece sana mı yoksa başkalarına da yapılıyor mu gözlemle” noktasında buluşuyor.

    Ayrıyeten, bazen bazı konularda hassas ve alıngan olabiliyoruz. Hemen “mobing var!” da dememek lazım. Bir durum yaşadığınızda “Bugünkü konuşmamızda bana … dediniz, bu beni çok incitti” yazan bir eposta gönderin bakalım ne diyecek mesela. Ha oldu da işler büyüdü mobing oldu, cevap vermişse elinizde delil olur. Bazen bazı şeyler gerçekten iletişimsizlikten yaşanabiliyor. Günlük hayatın koşuşturmacası içinde insanlar karşısındakinin de duygularının olduğunu ve hassasiyetlerinin olabileceğini unutabiliyor. Bazen görmek ve göstermek, “sevgili iş arkadaşım/saygıdeğer yöneticim, bana neden böyle davranıyorsunuz, yanlış bir hareketim mi oldu?” diyerek fark ettirmek çözüm de olabiliyor. Aşırı iş odaklı kurumlarda ve departmanlarda, insan odağının kaybedilmesi iletişimsizliğe yol açabiliyor ve ruhsal olarak sıkıntı yaratabiliyor. Ancak işi hukuk boyutuna taşımadan önce iletişim yolunu denemekte de fayda olabilir.

    KAYNAK
  2. Tugba Doğan İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    69070
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    bizde böyle birşey hayatta olmaz.tam tersi mobbing yapan değil uğrayan ya işten çıkarılı yada sürülür.