1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .

Devlet denetleme kurulu raporuna göre maden ocağı kazalarının nedenleri

Konusu 'Bilimsel ve Teknik Yazılar' forumundadır ve Erkan Dündar tarafından 16 Mayıs 2014 başlatılmıştır.

  1. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Devlet Denetleme Kurulu Raporuna Göre Maden Ocağı Kazalarının Nedenleri
    Anasayfa / Haber / Devlet Denetleme Kurulu Raporuna Göre Maden Ocağı Kazalarının Nedenleri
    Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK); kamuoyunu derinden etkileyen, ölümlere ve yaralanmalara neden olan maden kazalarının önlenebilmesi için gerekli olan düzenleme, araştırma ve gelişme programları ihtiyaçlarının belirlenebilmesi ve ilgili bakanlıkların, madencilik kurum ve kuruluşlarının, üniversitelerin, sendikaların ve madencilik sektörünün bilgi ve birikimi ile uygulamalarının değerlendirilmesini teminen; Türkiye’de madencilik sektöründe yürütülen faaliyetlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından araştırılması, incelenmesi ve değerlendirilmesi sonucu 2011 yılında kapsamlı bir Araştırma ve İnceleme Raporu yayımlamıştı.

    13 Mayıs 2013 Salı günü Manisa’nın Soma ilçesindeki özel sektöre ait bir kömür ocağında meydana gelen ve facia ile sonuçlanan kaza ile birlikte, söz konusu rapor da gündeme geldiğinden, rapordan özet bir kısma web sitemizde yer vermeyi uygun bulduk.

    08/06/2011 tarih ve 2011/3 sayılı Araştırma ve İnceleme Raporunun ilgili kısımları özet olarak aşağıda yer almaktadır.

    Madencilik Sektöründeki Kazaların Nedenleri:

    Madencilik sektöründe, iş kazalarının bir kısmı “kaçınılmaz” olarak kabul edilmektedir. Kaçınılmazlık oranı, sektörün yüksek riskli özelliği nedeniyle diğer işkollarındaki kaçınılmazlık oranından daha yüksektir. Ancak, bütün tedbirler alınsa dahi meydana gelebilen, işin mahiyetinden kaynaklanan kaçınılmaz kazalar dışında; havalandırma ve tahkimat noksanlıkları gibi çeşitli konulardaki işletme uygulamalarından kaynaklanan kazalar çoğunluktadır.

    Bu çerçevede, anılan bölümde ayrıntılı biçimde incelenen kazaların nedenine ilişkin benzerlikler aşağıda listelenmiştir.

    - Risk değerlendirmesi yapılmaması,

    - Taşeronluk/alt işverenlik uygulaması,

    - Üretim zorlaması,

    - Geçmiş kazalardan ders alınmaması,

    - Grizu riskine karşı önlemlerin yetersiz olması,

    - Kontrol ve degaj sondajlarının yeterince yapılmaması,

    - Delme-patlatma işlemindeki düzensizlikler,

    - Çalışanlarda CO maskesi bulunmaması,

    - Gaz izleme ve ikaz sistemlerinin yetersizliği,

    - Havalandırma yetersizliği,

    - Grizu emniyetli elektrikli cihaz ve ekipmanlar ile ilgili sorunlar,

    - Nefeslik-kaçamak yolu ile ilgili yetersizlikler,

    - Tahkimat ile ilgili eksiklikler,

    - Tahlisiye hizmetleri ile ilgili sorunlar,

    - Maden işletmelerinde gözetim (iç denetim) hizmetlerinin yetersizliği,

    - Teknik nezaretçilik vb. işletme içi denetim uygulamaları ile ilgili sorunlar,

    - Kamu birimleri denetimlerinin etkinsizliği,

    - Mesleki eğitim ve iş güvenliği kültürü noksanlıkları.


    Sayfa 2 / 3
    Anasayfa / Haber / Devlet Denetleme Kurulu Raporuna Göre Maden Ocağı Kazalarının Nedenleri
    Genel Değerlendirme ve Yapılması Gerekenler:

    Dünyada yaklaşık yıllık 1,5 trilyon ABD doları değerinde 10 milyar tonun üzerinde maden üretilmektedir. Bunun %75′i enerji ham maddeleri, %10′u metalik madenler ve %15′i endüstriyel ham madde üretimine aittir. İş sağlığı ve güvenliği, tüm dünyada önemli bir sorun alanıdır. ILO verilerine göre her yıl 2.200.000 insan iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle hayatını yitirmektedir. Tüm dünyada her yıl 270 milyon iş kazası ve 160 milyon iş kaynaklı hastalık yaşanmaktadır. Her yıl 438.000 çalışan işyerinde karşılaştığı zehirli maddeler nedeniyle yaşamını yitirmekte, tüm kanser vakalarının %10′unu mesleki kanserler oluşturmaktadır.

    SGK istatistiklerine göre son beş yılda kömür madenciliği işletmelerinde 30.154 iş kazası meydana gelmiş olup bu rakam, bütün sektörlerdeki toplam iş kazası sayısının yaklaşık %8′ini oluşturmaktadır.

    Sosyo-ekonomik faaliyetlerin diğer alanlarında olduğu gibi madencilik sektöründe de ülkenin uluslararası ilişkileri, ekonominin içinde bulunduğu yapısal ve konjonktürel şartlar, faaliyetlere hukuki çerçeve oluşturan mevzuat, ülkede ve sektörde hâkim olan yönetim kültürü ve alışkanlıkları gibi unsurların tamamı birbiriyle ilişkilidir; bir unsurdaki değişiklik diğerlerini de etkiler. Dolayısıyla, doğru yaklaşım, madencilik sektöründeki iş sağlığı ve güvenliği (meslek hastalıkları ve iş kazaları) konularına bu bütünlük içerisinde bakılmasını gerektirmektedir.

    Çalışmaların ortaya çıkardığı ilk tespit; ülkemizdeki maden işletmelerinde karşılaşılabilecek muhtemel bütün riskleri değerlendirerek sistematik tedbirler alınmasını sağlamaya yönelik iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi kurulmasında ve dolayısıyla risklerin önceden değerlendirilerek önlenmesinde ciddi eksiklikler bulunduğudur. Bu eksiklikler; işverenlerin kaza maliyetlerini azaltıcı önlemlere yeterince önem vermemeleri, donanımlı ve tecrübeli iş güvenliği uzmanı sayısının yetersizliği, risk değerlendirmesinin işyerlerine özel hazırlanmaması, seçilen risk değerlendirme yönteminin işyerinin koşullarına uygun olmaması gibi hususları içermektedir. Yeraltı kömür madenciliğinin yaygınlığı ve işletmelerin önemli bir kısmının küçük ölçekli olması göz önüne alındığında işverenler, teknik nezaretçiler, mühendisler, müfettişler ve iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik sorumluluk üstlenen ilgili tüm tarafların referans olarak kullanabileceği bir uygulama rehberine ihtiyaç duyulmaktadır. Mevcut düzenlemelerin bu ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu anlaşılmaktadır.

    Bu kapsamda, madencilik sektöründe; iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı ile ilgili olarak ILO sözleşmeleri ve uygulama kılavuzlarının (code of practice) Türkiye’deki iç düzenlemelere ve madencilik faaliyetlerine kazandırılması, AB mevzuatına uyumla ilgili sorunların çözülmesi, hazırlanmış olan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun tasarısının sektördeki bütün paydaşların katılımı ile gözden geçirilerek kanunlaştırılması, çeşitli kurumların mevzuatları arasında madencilik faaliyetlerini ve İSG tedbirlerinin alınmasını zorlaştıran çelişkilerin giderilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu alanda gerekli standartları hazırlamakla görevli kurum olarak İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından işçi ve işveren temsilcilerinin görüş ve katkıları alınmak suretiyle “Yeraltı Kömür Madenlerinde Sağlık ve Güvenliğe İlişkin ILO Uygulama Rehberi”nin ülke şartları doğrultusunda düzenlenerek bir uygulama yönetmeliği haline getirilmesinin gerekli olduğu değerlendirilmektedir.


    AB ilerleme raporlarında, AB çerçeve direktifinin iç hukuka aktarılamadığı belirtilmekte, veri toplama sisteminin güçlendirilmesine ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili etkin denetim bakımından İş Teftiş Kurulunun kapasitesinin artırılmasına ihtiyaç olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak ILO sözleşmelerinin ve AB Konsey direktiflerinin ülke şartları dikkate alınarak iç mevzuatımıza aktarılması gerekmektedir. Özellikle 176 sayılı Madenlerde Sağlık ve Güvenlik Sözleşmesinin onaylanmasının maden sektöründe iş sağlığı ve güvenliği konusunda daha ileri düzeyde adımlar atılması açısından gerekli olduğu, arzu edilen sonuçların elde edilmesinin esasen diğer ülkelerde maden işletmelerinde iş güvenliğiyle ilgili olumlu sonuçlar veren uygulamaların irdelenerek bu ülkelerde uygulanmakta olan güvenlik standartlarının ülkemize uyarlanmasını ve işletmelerde uygulanmasını sağlayacak kurumsal altyapının ivedilikle oluşturulmasına bağlı olduğu değerlendirilmektedir.

    Madencilik iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili vazedilmiş olan mevzuatın uygulayıcısı konumundaki kamu yönetimi birimlerinin görev, yetki, teşkilatlanma, personel durumu, işleyişi vb. hususlar; hizmetlerin etkinliği ve verimliliğinin sağlanması yönünden büyük önem taşımaktadır. Çalışmaların ortaya çıkardığı önemli tespitlerden bir diğeri ise bu alandaki belirsizliklerin varlığının ortaya konulmuş olmasıdır. Madencilik sektörüne ilişkin kurumsal yapı ile ilgili en önemli sorunlardan birisini; özellikle işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında görev ve yetkilerin net olarak belirlenememiş olması ve hangi konulardan hangi birimin sorumlu olduğunun kapsamlı/tanımlayıcı/işlevsel bir biçimde ortaya konulamamış olması oluşturmaktadır.

    Çalışmanın ortaya çıkardığı önemli sonuçlardan birisi de kamu denetim sisteminin; gerek görev ve yetki tanımlamaları gibi alanlardaki tasarım sorunları gerekse görevli birimlerin uygulamalarında izlenen yöntem ve süreçlerdeki yaşanan sorunlar nedeniyle etkinlikten uzak ve ciddi bir zafiyet alanı oluşturduğuna ilişkindir. Kazalar irdelendiğinde etkin bir denetim sisteminin olmaması ve/veya denetim yetersizliğinden beslenen/kaynaklanan sorunlar/nedenler öne çıkmaktadır. Maden işletmeleri iş sağlığı ve güvenliği yönünden Çalışma Bakanlığı İş Teftiş Kurulu, proje uygulamaları ve iş güvenliği yönünden Enerji Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) tarafından denetlenmektedir. Denetim birimleri arasında işbirliği/koordinasyonun bulunmadığı, ilgili kurumların bünyesindeki denetim birimlerinin, aynı alan ve mevzuda bazen birbirinden farklı idari işlem ve tasarruflarda bulunduğu, bazı maden ocakları uzun süre denetlenmemişken bazı ocakların birkaç gün arayla farklı iki kurumca denetlenebildiği, işletmelerle ilgili güncel veri tabanları bulunmadığından kapalı ocakların denetim programlarına alınabildiği, iş sağlığı ve güvenliği sahasında çok başlılık olarak nitelendirilebilecek bu durumun uygulamada mükerrer veya çelişkili raporın ortaya çıkmasına veya kararların alınmasına yol açabildiği görülmüştür.

    Maden işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliği yönünden istenilen sonuçların alınması için denetim periyot ve süreleri, denetimin içeriği, denetim sürecinin etkisizliği, kontrol denetimlerinin yeterince yapılmaması ve müeyyidelerin yetersizliği ile bağlantılı temel sorunların giderilmesi, kurumsal yapıların görev çakışmasını ortadan kaldıracak şekilde yeniden düzenlenmesi, denetim ve denetim sonuçlarına bağlı karar alma süreçlerinin hızlandırılması ve etkinliğinin artırılması gerekmektedir.


    Sayfa 3 / 3
    Anasayfa / Haber / Devlet Denetleme Kurulu Raporuna Göre Maden Ocağı Kazalarının Nedenleri
    Kazaların nedenleri arasında eğitim eksikliği önemli etkenlerden birisi olarak ortaya çıkmaktadır. Yürütülen çalışmada; madencilik sektöründe istihdam edilen işçilere yeterli mesleki eğitimin verilmediği; bu doğrultuda gerekli altyapının oluşturulmadığı; iş sağlığı ve güvenliği bakımından en riskli sektörler arasında yer alan maden ocaklarında eğitim seviyesi nispeten düşük işçilerin çalıştırıldığı ve işbaşı eğitimi ve hizmet içi eğitim şartının mevzuatta öngörüldüğü ölçüde yerine getirilmediği; işverenlerce eğitimin zaman kaybı ve gereksiz yere katlanılan bir maliyet olarak algılandığı görülmüştür.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yeraltı maden işçilerine yönelik oluşturulan eğitim müfredatının bir an önce uygulamaya konulması için gerekli şartların hazırlanması, maden işletmelerinde yapılan denetimlerde işçilere gerekli eğitimin verilip verilmediğinin dikkate alınması ve eğitim verilmeyen işçilerin yeraltı maden ocaklarında işe başlatılmaması gerektiği değerlendirilmektedir. Ayrıca, maden mühendisliği bölümlerinin öğrenci kontenjanlarının ülkenin ihtiyaçları göz önüne alınarak belirlenmesi, maden mühendisliği eğitiminin asgari gerekliliklerinin tespit edilerek eğitim kurumlarının buna göre düzenlenip teçhiz edilmesi ve mühendislik öğrencilerinin staj gibi sorunlarının çözülmesi önemli görülmektedir.

    Çalışma sonucunda, kazalar ile piyasa yapısı arasında da yakın bir irtibatın olduğu gözlemlenmiştir. Ülkemizdeki maden işletmelerinin büyük çoğunluğunun küçük ve orta ölçekli işletme vasfında ve ekonomik imkânlarının sınırlı olmasından ötürü iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yatırımları yapmalarında ve bu alanı yönetmelerinde önemli sıkıntıları bulunmaktadır. Örneğin; İş Teftiş Kurulunca yürütülen proje tabanlı teftiş sonucunda tespit edilen mevzuata aykırılıklar/eksiklikler incelendiğinde; küçük ve orta ölçekli işyerlerinde tahkimat planları ve talimatları ile ilgili eksikliklerin büyük ölçüde giderildiği, ancak hazırlanan plan ve talimatlara yeterince uyulmadığı tespit edilmiştir.

    Bu nedenle, KOBİ niteliğindeki maden işletmelerinin uygun araçlarla teşvik edilerek bu işletmelerin sahip ve yöneticilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ile ilgili bilgi birikimi ve farkındalığın oluşturulması yanı sıra piyasa yapısının iyileştirilmesi yönünde de uzun dönemli bir strateji geliştirilmesi gerekmektedir.

    Madencilik sektöründe mali yapısı güçlü, kurumsal/etkin yönetim anlayış ve kabiliyetine sahip şirketlerin faaliyet göstermesinin hem üretim, hem de iş sağlığı ve güvenliği yönünden olumlu sonuçlar doğuracağı değerlendirildiğinden, bunu teşvik edici politikaların geliştirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bu kapsamda bilgi ve teknoloji (know-how) transferini teşvik edici bir madencilik politikası belirlenmesinin yararlı olacağı değerlendirilmiştir. Bilgi ve teknoloji transferinin hem verimli üretim hem de iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları bakımından maden işletmelerine orta ve uzun dönemde katkı sağlayabileceği ve bu hususların piyasa yapısını iş sağlığı ve güvenliği açısından daha iyi bir noktaya taşıyabileceği düşünülmektedir.

    Dünya için olduğu gibi ülkemiz için de büyük önem taşıyan enerji sorununun çözümünde sahip olduğumuz linyit kaynaklarının kullanımının özendirilmesinin de sektörde güçlü piyasa aktörlerinin faaliyet göstermesine ve mevcut işletmelerin bu yönde gelişmesine katkı sağlayacağı, bu hususun enerji arz güvenliği yönünden de dikkate alınması gereken bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.

    Çalışmanın ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan birisi de iş sağlı ve güveliği ile ilgili kültürün; bilinçli çaba ve yöntemlerle oluşturulması yerine kendi halinde bir gelişime bırakılmış olmasıdır. İş sağlığı ve güvenliği sorunlarını yönetmek için öncelikle işletmedeki üst yönetimden alt kademedeki işçiye kadar herkesin, kendisinin ve mesai arkadaşlarının iş sağlığı ve güvenliğinden sorumlu olduğu bilincinin yerleşmesi gerekmektedir. Uyulacak kuralların kolay anlaşılır biçimde konulması, öğrenilmesi ve uygulanması, kazaların iyi incelenmesi ve sebeplerinin ortaya konularak ders çıkarılması, acil durum yönetimi için önceden hazırlıkların yapılması, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının konulmasında madencilikle ilgili olan ve madenlerde çalışan herkesin görüşünün olabildiğince dikkate alınması, İSG alanında etkili bir yönetim için gereklidir. Ayrıca işlerin güvenli olarak yapılmasını anlatan iş talimatlarının iyi hazırlanması ve çalışanların öğrenmesinin sağlanması da önemlidir.


    Sorunların temellerine inildiğinde toplumda ve daha dar manada çalışanlar arasında iş sağlığı ve güvenliği talebinin yeterli seviyede olmadığı, iş talebinin sağlık ve güvenlik talebinden çok önde geldiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bilinçlendirme çalışmaları ile iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin talep eksikliğinin giderilmesi gerekmektedir. Bu husus işlevsel iş sağlığı ve güvenliği kültürünün varlığı, ilgililerce benimsenip özümsenmesi ile ilgili bir husustur. Etkin bir “iş sağlığı ve güvenliği risk yönetim kültürü” için, işletmedeki herkesin bunu benimsemesi/içselleştirmesi, tehlikeli durumlarda yapılması gerekenlerin refleks haline dönüştürülmesi, tehlikelerin ve risklerin tanınması ve kontrol edilmesi önemlidir. Kültürel değişim uzun, sabırlı ve sistemli çabaların sonucu olduğundan, bilinçli ve öğretilmiş bir davranışa dönüşen bir iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşması, istenilen kültürel anlayış ve davranış alışkanlıklarının benimsenmesi ve yerleşmesi için mesleki eğitim başta olmak üzere, her türlü bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları, sektörün bütün paydaşlarının (kamu hizmet birimleri, üniversiteler, meslek odaları, sendikalar gibi sivil toplum kuruluşları) ortak gayreti ile yürütülmelidir.

    İş sağlığı ve güvenliği alanında iyi sonuçlar elde etmek için sadece eğitim yeterli olmayıp, maden ocaklarında belirli standartlara sahip teçhizat kullanılması, kurulum ve kullanım sürecinde bu teçhizatın kalibrasyonlarının mevzuata uygun biçimde yapılması iş sağlığı ve güvenliği yönünden büyük önem taşımaktadır. Kalibrasyon gerekliliği mevzuatımızda da zorunlu kılınmış olmakla birlikte bu alanda görevli kamu birimleri işletmecilerin kalibrasyon ve test konusundaki ihtiyaçlarına cevap veremedikleri gibi bu işin yapıldığı akredite bir laboratuvar veya test merkezine de yönlendirememektedir. Zira ülkemizde, (1984 tarihli Maden ve Taş Ocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzük’ün 291. maddesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına açıkça görev verilmiş olmasına rağmen) madenlerde kullanılan elektrikli cihaz ve ekipmanların test ve kalibrasyon hizmetlerini görecek, iş sağlığı ve güvenliği teçhizatının kalibrasyon ve testlerini yaparak belgelendirebilecek akredite birimler mevcut değildir. Devlet hem çıkardığı mevzuatla bazı hususları zorunlu kılmış hem de bu zorunluluğu karşılayacak birimleri oluştur(a)mamıştır.

    Ülkemizde, diğer bir çok alanda olduğu gibi, madencilik sektörü işletmelerinin sayısı, türü (yeraltı/yer üstü) ve çeşidi (kömür/metal/diğer) ile iş sağlığı ve güvenliği alanında da istatistiki veri sorunu yaşanmaktadır. Maden İşleri Genel Müdürlüğü kayıtları yeterince sistematik olmadığından maden işletmelerini kavramadığı, yani kayıtların yetersiz/eksik olduğu anlaşılmıştır. Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından verilen ruhsatların kayıtlarının “saha” bazında yapıldığı, işletme/ocak bazında kayıt tutulmadığı, bir ruhsat sahasında ruhsat sahibi veya başkası (rödövansçı) tarafından işletilen birden fazla maden ocağı bulunması halinde kayıtların bunları içerecek şekilde tutulmadığı, bu nedenle hâlihazırda faal maden ocaklarının sayısı, madenin çeşidi (kömür, metal, mermer vb.), ocak işletmesinin türü (yeraltı, yer üstü) konularının sağlıklı/gerçeğe uygun olarak bilinemediği müşahede edilmiştir. Dolayısıyla bu konuda politika üretme, değerlendirme, planlama yapma, karar alma ve denetleme gibi önemli hususlar güncel ve güvenilir verilere dayandırılamamaktadır.

    Aynı şekilde, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusunda da karar alıcılara istatistiki bilgi sağlayacak iyi işleyen bir veri tabanı mevcut olmayıp, bu bakımdan kurumsal hafıza oluşturulamamıştır. Somut bir değerlendirme yapabilmek için iş kazası ve meslek hastalıkları ile ilgili ölçülebilir hedeflerin konulması gerekmektedir. Ancak konuyla ilgili istatistiklerin yayınlanmasındaki gecikme ve verilerin güvenilirliği sorunları nedeniyle bu tür hedeflerin konulmasında ve değerlendirilmesinde zorluklar yaşanmaktadır.

    Oysa meydana gelen iş kazaları ile meslek hastalıklarının sayısı, nitelikleri, vuku bulma sıklığı, nerelerde meydana geldiği ve nedenleri gibi hususlarda gerçek durumu yansıtan yeterli, güvenilir ve güncel istatistikî verilerin olması, durumun ilgililerce bilinmesini, doğru değerlendirilmesini, bunların sebeplerine inilerek risk kaynaklarının azaltılmasına yönelik politika ve kararlar üretilmesini sağlamak için önemli bir gerekliliktir. Çağdaş yönetim anlayışında kararların verilere dayalı olarak üretilmesi vazgeçilmez olduğundan, Sosyal Güvenlik Kurumu veri tabanları ile bütünleşik madencilik sektörü ile iş sağlığı ve güvenliği alanında uluslararası tasnife uygun, güncel ve gerçeği yansıtan verilerin toplanacağı ve ilgili kamu kurumları kamuoyunun faydalanmasına sunulacağı, kolay erişilebilir bir veri tabanı ivedi olarak oluşturulmalıdır. Ayrıca, iş kazaları ve meslek hastalıkları verilerinin analizi ile her maden işletmesinin kendi risk değerlendirmesini yapması yanında, merkezi bir sistemde toplanan verilerin, sektörün risk değerlendirmesi yaklaşımları dikkate alınarak denetlenmesine temel teşkil edecek şekilde kullanılması da gerekmektedir.

    Bu amaçla, yukarıda kısaca özetlenen ve ayrıntıları Raporun VI. Bölümünde yer alan tespit, değerlendirme ve öneriler ile Raporun V. Bölümünde belirtilen hususların gereğinin -Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca- yapılmasını temin maksadıyla işbu Raporun, Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Kanun’un 6. maddesi uyarınca Başbakanlığa gönderilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.

    KAYNAK