1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .
  2. ISGForum Geliştiricileri - Haberler
    Paylaştığınız güncel haberlerin ana sayfa (portal) slideshow'da çıkmasını istiyorsanız, yüklediğiniz resmin ismi haber olmalı, uzantısı ise jpg olmalıdır. Örnek için ana sayfada ki haberleri inceleyebilirsiniz. Bunu uyguladığınız zaman haberleriniz ana sayfamızda otomatik olarak gösterilecektir.

Gizlenen iş cinayetleri: meslek hastalığı tanısı koyamayan bir ülkeyiz!

Konusu 'Güncel Haberler' forumundadır ve Erkan Dündar tarafından 16 Aralık 2015 başlatılmıştır.

  1. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Gizlenen iş cinayetleri: Meslek hastalıkları
    Meslek hastalığı tanısı koyamayan bir ülkeyiz

    Gizlenen iş cinayetleri: Meslek hastalıkları
    [​IMG]

    Uğur ZENGİN
    Ercan KILIÇ
    Sakarya

    Birleşik Metal-İş Sendikası’sının çıkardığı Çalışma ve Toplum Dergisi, 5’inci değerlendirme toplantısı “İSİG, İşyeri Hekimliği, Meslek Hastalıkları” başlığıyla sendikanın İş Sapanca tesislerinde yapıldı. Toplantıda İşyeri Hekimi Dr.Köksal Aydın, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Çağlayan ve Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onat Öztürk sunum yaptı. Maden Mühendisleri Odası 2. Başkanı Can Doğan kısa bir konuşma yaptığı toplantıya Birleşik Metal-İş üyesi işçiler de katıldı.

    SGK ‘MESLEK HASTALIĞI YOK’ DİYOR

    Tüm konuşmacıların sözlerinde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Türkiye’de meslek hastalığı verilerine değindi. Zira bu verilere göre Türkiye’de meslek hastalığı yok! Örneğin 301 maden işçisinin hayatını kaybettiği Soma faciasının yaşandığı 2014 yılında, SGK verilerine göre yalnızca 494 işçi meslek hastalığına yakalanmış. Peki yılda ortalama 1500 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği, TÜİK verilerine göre 26 milyon çalışanın bulunduğu bir ülkede meslek hastalığına yakalanan işçi sayısı nasıl bu kadar düşük çıkabiliyor? Sunumlar, öncelikle bu sorunun etrafında hukuki ve tıbbi boyutlarıyla yapıldı. Ardından, devlet-işveren-işçi tarafları arasında yürüyen “Meslek hastalıklarının tanısı ve kararı alma” sürecinin nasıl işçi lehine sonuçlanacağı tartışıldı.

    SGK verilerinin neden düşük çıktığı sorusunun yanıt veren İşyeri Hekimi Dr.Köksal Aydın, sözlerine şöyle başladı: “SGK verilerine bakarsak dert yok diyebiliriz. Maalesef kaydı tutulmayan, istatistik verilerine dahi geçirilmeyen, kimliksiz, adeta yok olan insan hüviyetleri görüyoruz. Rakamlar meslek hastalıklarına yakalananların yüzde 99’unun eceliyle öldüğünü söylüyor.”

    NEDEN KAYDA GEÇİRİLMİYOR?

    Aydın, sistemin işçiye meslek hastalığı tanısı koyması için 3 farklı yol olduğunu belirtti: “Birinci yöntem, işyeri hekimi yönetime bildirir, yönetimin hastaneye bildirmesini ister. İkinci yöntem, hekim hastaneye sevk edebilir, yönetim bildirim yapabilir. Üçüncü yöntem, işçi kendisi hastaneye gider, işyeri yönetimi bildirim yapabilir.” Öztürk üç yöntemin de işlevsiz olduğunu dile getirerek “İşyeri hekimi meslek hastalığını yönetime bildirdi. Peki yönetim hastaneye bildirir mi? Pratikte yok. İşyeri hekimleri işverenden ücret alarak, işverene bağlı çalışıyor. Meslek hastalıklarını hastaneye de bildiremiyor, patron tarafından baskılanıyor. Geriye kalan tek seçenek olan işçinin kendisinin hastaneye gitmesi durumu da gerçekleşmiyor” diye konuştu. İşçilerin hastaneye dahi gitmemesinin nedenini Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Çağlayan şöyle açıkladı: “İşçiler hastaneye gitmeye korkuyor. Ağır iş de çalışamaz raporu aldığında işveren ‘Benim işyerimde her iş ağır. Tazminatını verip göndereyim’ diyor. Bazı durumlarda tazminat vermek istemiyor. Meslek hastalığı olan bir işçiye diğer işverenler de iş vermiyor. Böyle olunca işçi de meslek hastalığı tanısı konulsun istemiyor. Meslek hastalığı tanısı konulmasının ardından karar alınması da uzun ince bir yol. Bu da işçileri ürkütüyor. SGK verilerinin çoğu emekliliğine az süre kalmış işçilerden oluşuyor.”

    İŞYERİNİ BİLMEYEN İŞYERİ HEKİMLERİ

    Meslek hastalıklarının kayda geçirilmemesinin bir başka nedeni de işyeri hekimleri ve meslek hastalığı raporu verme yetkisine sahip hekimlerin durumu. Türkiye’de Meslek Hastalıkları Hastanesi’nin yalnızca İstanbul, Ankara ve Zonguldak’ta bulunduğunu ifade eden Çağlayan, 6331 sayılı yasa ile eğitim ve araştırma ile üniversite hastanelerinin de meslek hastalığı raporu verebildiğini söyledi. Bu hastanelerdeki hekimlerin meslek hastalıkları konusunda deneyimsiz olduklarını ifade eden Çağlayan, tanı sürecinde karşılaşılan sorunları şöyle özetledi: “Hekim işçiye dedektif gibi bakmalı. Bazı hastalıklar toplumda görülmez. Örneğin toza maruz kalındığında ortaya çıkan Pnömokonyoz hastalığı madencilerde görülür. Ancak fıtık her yerde olabilir. Deneyimsiz bir hekim, fıtık hastasına nerede çalıştığını dahi sormadan meslek hastalığı değil tanısı koyabilir.”

    Pek çok işyeri hekiminin elde çanta ile işyerinde 1 saat durduğunu, işveren ile ticari ilişkiye girdiğini, hatta ek iş olarak gördüğünü ifade eden Çağlayan’a göre ideal işyeri hekimi üretim sürecini bilmeli, bağımsız olmalı, işçiye işini sormalı, çaba sarfetmeli. Çağlayan üretim sürecini bilmeyen çok ünlü bir profesörün dahi meslek hastalığı tanısı koyamayacağını dile getirdi.

    HUKUKİ SÜREÇ UZUN VE ÜRKÜTÜCÜ

    Meslek Hastalığına tıbbi tanı konulması sigortadan yararlanmak için yeterli değil. Sigortadan yararlanmak için kurum kararı gerekiyor. Konunun bu boyutunu ele alan Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onat Öztürk, şunları anlattı: “Meslek hastalığı tanısı koyuldu ve karar boyutuna geçildi. Devreye sigorta hukuku, ceza hukuku, idare hukuku, sosyal hukuk ve borçlar hukuku giriyor. Uzun bir süreç sonunda kurum karar veriyor. Kurum, ‘Meslek hastalığı değildir’ demişse dava açılabilir. Uzun ve ürkütücü bir süreç.” Süreç uzun olunca işçiler hukuk yolunu da kullanamaz hale geliyor. Öztürk’e göre iş kazası ve meslek hastalıklarının iki temel sebebi var: Yanlış üretim metodu ve insana uymayan tempo. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun hiçbir yerinde bu tespitin olmadığını ifade eden Öztürk, “İş güvenliği işyeri kurulurken alınır. İşyeri kurulurken iş güvenliği açısından uygun mu diye soran var mı” diye soruyor. Soma katliamının ardından 6331sayılı yasaya eklenen “Çok tehlikeli sınıfta yer alan iş programlarına aykırı hareket edilerek üretim zorlaması nedeniyle hayati tehlike oluşturacak şekilde çalışma biçimleri işin durdurulma sebebi sayılır” biçimde ek maddeyi ise samimiyetsiz buluyor. Çünkü Öztürk’e göre, Türkiye’nin makine üretemiyor olması, hammadde kaynaklarına sahip olmaması sadece emek gücünden kâr etmeyi amaçlamasına neden oluyor.

    ‘SORUN KİME AİTSE O ÇÖZER’

    Toplantının en önemli sorusu ise bu sorunun nasıl çözüleceği idi. Uzman görüşleri ise şu şekilde:
    Doç. Dr. Çiğdem Çağlayan: İşsizlik kayıt dışı çalışmanın bu kadar yaygın olduğu bir toplumda iş güvencesinin yok edildiğini göz önüne aldığımızda işçiler ne pahasına olursa olsun çalışma dayatmasıyla karşı karşıyalar. İşsizliğin tehdit ettiği bir işçi grubundan bahsediyoruz. Bunları uygulatacak güç nerede? Bunu uygulatacak güç burada. İşyerlerinin çoğu iş güvenliği açısından yetersiz. Sağlık sistemi özelleşmiştir. Bu sistemin itici gücü karlılıktır. İşyeri hekimlerinin çoğu bu işi ek gelir amacıyla yapıyorlar. İşçilerin kaygıları var. Uzun süreçleri göze alamıyor. Mevzuatta engeller var. Bunları çözecek irade işçilerdir. Örgütlülüktür.
    Doç. Dr. Onat Öztürk: Meslek hastalığından iş kazasından kim zarar görüyor? Bu kimin sorunu? Bu işçi sorunudur. Bir sorunu ancak sorun kime aitse o çözer. Uluslarası sözleşmeler “İşyeri hekimleri, iş güvenliği hizmeti sunanlar bağımsız olacaklardır” diyor. Bağımsız diyor ama bir yerden para alacak bu insanlar. İşyeri hekiminin, uzmanının bağımlı olacağı yer ancak sendika olabilir. Sendikanın hekimi, uzmanı işyerine girecek. “Bak burada insan ölecek, hasta olacak” diyerek işi durduracak mesela. Barışçıl eylem hakkını kullanacak başka türlü olmaz.

    Dr.Köksal Aydın: Ben işverene bir şey yazdığımda arkamda duracak bakanlık olacak. Ama bu bakanlık bunu yapar mı, yapmaz!

    SANDALYEDE MUAYANE

    Dr. Köksal Aydın’ın işyeri hekimlerine dair verdiği Soma ve OSTİM örnekleri işyeri hekimlerinin içinde bulunduğu durumunun vehametini ortaya koyuyor: “Soma faciasından önce 1 yıl içinde 5 işyeri hekimi değişmiş. Belli ki bir bela var. Patron, ‘Bana değil hekime sorun’ diyor. Sorumluluğu üzerinden atıyor. OSTİM’de ise hekimin oturacağı bir sandalye bile yok. Muayane sandalyede yapılıyor. Meslek hastalığına bağlı ölümler asıl bu bölgelerde oluyor. Meslektaşlarımın önemli kısmı buralardan kaçıyor. Bakanlık denetlemiyor. Eksi 5 derecede ısınma sistemi yok, havalandırma yok.”

    İNSAN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS

    Doç. Dr. Onat Öztürk’ün eksikliğine dikkat çektiği bir önemli bir başka nokta da teşebbüs suçu. Öztürk şöyle açıklıyor: “İşveren işçiyi öldürecek düzeni kurmuşsa ve müfettiş görmüşse en fazla üretimi durdurur. Dışarıda birini öldürmeye teşebbüs etseniz ceza alırsınız.” Doç. Dr. Onat Öztürk işe iade davası nedeniyle gittiği bir işyerinde tanık olduğu bir olayı ise şöyle anlattı: “İşyerinde işçiler konuşuyordu. 1 gün önce bir işçi elini ayak pedalı yüzünden makineye kaptırmış. ‘İşçilere makine nerede’ dedim. Baktım gösterdikleri makinede başka işçi oturuyor. Aynı ayakla basıyor. Bir gün önce işçinin elini koparan makineye başkasını oturtmuşsun, bu resmen adam öldürmeye teşebbüs. Rapor tutan bilirkişi de ‘İşçi bir gün önce başka işçinin elini kapan makineye oturup aynı metodla çalıştığı için yüzde 50 kusurludur’ diyecek. Böyle rapor verecek. Bu düzen arızalı bir düzen.”

    ‘ÇABAMIZI SÜRDÜRECEĞİZ’

    Toplantının açılış ve kapanış konuşmasını yapan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, açılış konuşmasında “Her yıl Almanya’da 40 bin, ABD’de ise 400 bin dolayında meslek hastalığı rapor edilmektedir. Türkiye bu alanda geri kalmıştır. Atölyemizin işçilerimize iyi sonuçlar çıkarmasını temenni ederim” dedi. Serdaroğlu, kapanış konuşmasında ise “Türkiye’de 13 milyon SGK kapsamında çalışan var. Bunun yüzde 10’u yaklaşık sendikalı kesim. Toplusözleşme hakkına sahip olan 700 bin insan var. Bunun 400 bin’i Türk-İş içerisinde. Türk-İş yaptığı genel kurulda hükümete karşı rüştünü ispat etti. 300 bini Hak-İş içerisinde. Biraz abartarak söylemiş de olsam yaklaşık 100 bini de DİSK’in içerisinde. Düşünebiliyor musunuz? 100 bin kişi ile Türkiye işçi sınıfının sorununu çözmeye çalışıyoruz. Zaman zaman fabrikalarımızda İSİG çalışmaları yapıyoruz. Sorunu çözme çabamızı sürdüreceğiz. ‘Üzerimize vazife olmayan’ işlere vazife gibi üstlenip devam edeceğiz.”

    MESLEK HASTALIĞI NEDİR?

    Türkiye’de meslek hastalığı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda tanımlanıyor. Tanım ise şöyle: Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir.

    www.evrensel.net

    Ekli Dosyalar:

    • haber.JPG
      haber.JPG
      Dosya Boyutu:
      45,5 KB
      Görüntüleme:
      14.409
  2. Ahmet-TURAN İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    101136
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Bilinen ve neredeyse uzmanların hergün gözünün önünde gerçekleşen olaylar, hekimlerin içler acısı hali...