1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .
  2. ISGForum Geliştiricileri - Haberler
    Paylaştığınız güncel haberlerin ana sayfa (portal) slideshow'da çıkmasını istiyorsanız, yüklediğiniz resmin ismi haber olmalı, uzantısı ise jpg olmalıdır. Örnek için ana sayfada ki haberleri inceleyebilirsiniz. Bunu uyguladığınız zaman haberleriniz ana sayfamızda otomatik olarak gösterilecektir.

Işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda kamu sorumluluktan kaçıyor- tevfik güneş söyleşisi

Konusu 'İş Sağlığı ve Güvenliği Haberleri' forumundadır ve Mehmet MAKAR tarafından 20 Mart 2015 başlatılmıştır.

  1. Mehmet MAKAR Haber Grubu Lideri

    • Bölüm Yöneticisi
    • Haber Grubu
    Sertifika Numarası:
    120329
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    DİSK Eğitim ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Daireleri Müdürü Tevfik Güneş ile Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin yapısal sorunlarını, sermaye birikim süreçlerinin mantığına uygun esnek-güvencesiz çalışma biçimlerini ve çalışanlar üzerinde yarattığı tahribatları konuştuk. Tevfik Güneş, taşeron ve güvencesizliğe karşı verilecek mücadelenin geçici çalışma ilişkilerine karşı mücadeleye de temel olacağını ve güvenceli, sistemli iş alanlarının genişletilmesi mücadelesi olarak yürütüldüğünü söylüyor. Tevfik Güneş ile DirenEmek adına Mahmut Yılmaz görüştü.

    [​IMG]


    -Yeni İş Güvenliği yasası önleyici işçi sağlığı ve iş güvenliği politikaları üretmekten çok kamusal denetim ve sosyal politika üretme, ifa etme sorumluluğundan kaçma olarak yorumlandı. Siz Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin çöktüğünü, çökmüş sistem üzerine mevzuat inşa etmenin çözüm olmayacağını sıklıkla ifade ediyorsunuz. Bu ifadenizi biraz açar mısınız?

    09 Aralık 2014’te TBMM’ne gönderilen İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın Genel Gerekçe’sine baktığımızda “İş sağlığı ve güvenliği, çalışanların sağlıklı ve güvenli ortamlarda çalışabilmeleri için büyük önem arz etmektedir. Bu öneme binaen 20.6.2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Ancak zaman içinde, ilk defa müstakil bir kanunla düzenlenen iş sağlığı ve güvenliği kurallarının uygulanmasında karşılaşılan bazı problemlerin yasal düzenleme ile çözülmesi ve diğer kanunlarda yer alan bazı hükümlerin İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’yla uyumlulaştırılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır.” denilmektedir.

    Görüldüğü gibi kanun çıktığından bu yana da facia düzeyinde kitlesel işçi katliamları, iş cinayetleri yaşandı. Soma, Torunlar İnşaat ve Ermenek’teki işçi katliamları tam bir trajedi ve tam da işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin çöktüğünün göstergeleridir. Görüldü ki, kanunla iş güvenliği ve işçi sağlığı sisteminin düzene konulması mümkün değil, bizim getirdiğimiz -DİSK, TMMOB, KESK, TTB- sistem önerileri vardı ve var olan sistemin çöktüğünün altını çiziyorduk. Çökmüş sistem üzerinden çıkarılacak müstakil yasanın hiçbir etkisinin olmayacağını, denetim ve yaptırımların zayıf ve caydırıcılıktan uzak olduğunu, ÇSGB’nin sorunun sistemsel bir yaklaşımla ele alınması gereken bir sorun olduğunu görmediğini ve Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri’ne bunu havale ederek olageleni değiştirmeyeceğini vurguladık.

    İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı incelediğimizde bu yasanın temeli Eylül 2014’te TOBB’da yapılan toplantıda atıldı ve biz orada da karşı çıktık. Burada alınmış bazı kararlar DİSK’in şerhine rağmen önümüze yasa maddesi olarak çıkarılıyor. Amaç işçi sağlığı ve iş güvenliği alanının tamamen özelleştirilmesi, kamusal sorumluluklardan kaçma, sorunlu alanlarda örneğin inşaat sektöründe yapı denetim şirketlerine, madenlerde enerji Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MİGEM) aktararak ve kendi üzerlerindeki sorumluluktan kurtulmayı hedeflemektedirler. Yapı denetim şirketlerinin projelerinde İş güvenliği ve İşçi sağlığına yer verilmesi isteniyor, denetim onlara bırakılıyor. İş güvenliği uzmanları ve iş yeri hekimlerinin daha bağımsız hareket edebilmelerinin sağlandığı ifade ediliyor. Bunu da İş güvenliği uzmanını önlemler alınmadığı hallerde durumu ÇSGB’na bildirme ve bakanlığı harekete geçirme görevi yükleyerek yapıyor. Böyle yapılmazsa taslağın 1. Maddesinde ifade edildiği gibi “İşverene teknik rehberlik ve danışmanlık yapmak üzere görevlendirilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı, görev aldığı işyerinde mevzuat ve teknik gelişmeleri göz önünde bulundurarak iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili eksiklik ve aksaklıkları, tedbir ve tavsiyeleri belirler ve işverene yazılı olarak bildirir. Eksiklik ve aksaklıkların düzeltilmesinden, tedbir ve tavsiyelerin yerine getirilmesinden işveren sorumludur. Bildirilen eksiklik ve aksaklıkların durdurmayı gerektirmesi veya yangın, patlama (…) hayati tehlike arz etmesine rağmen işveren tarafından gerekli tedbirlerin alınmaması halinde bu durum işyeri hekimi ve güvenliği uzmanınca, Bakanlığın yetkililerine bildirilir. Bildirim yapmadığı tespit edilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının belgesi üç ay, tekrarında ise altı ay süreyle askıya alınır.” İşverene de İş güvenliği uzmanını ya da işyeri hekimini bu gerekçelerle işten atarsan bir yıllık ücret tutarından az olmamak kaydıyla tazminat ödersin, diyor. Bakanlığın yaptığı şey şudur: Kendi sorumluluğunu tamamen devrediyor, cezai yükümlülüklerle sorunu çözüyor gözükerek, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki yükümlülüklerinden kaçıyor.

    Denetimler konusunda ise idari para cezalarında ciddi yaptırımlar getiriyorlar ama geriye dönüp baktığımızda bu uygulamaların işlerlik kazanmadığını görebiliriz. 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıktığı ve aradan geçen zaman zarfında cezai müeyyidelerin işletilmediğini, göstermelik olduğunu tespit edebiliriz. Önlemler, müeyyideler etkili olsaydı iş cinayetleri, Soma, Torunlar faciası, Ermenek yaşanmazdı. Bu parasal cezalar bir sermaye birikim modelinin en temel karakterini ortadan kaldıracak düzenlemeler değildir.

    -Devlet kamusal sorumluluktan kaçıyor…

    [​IMG]Evet, ben de hazırladığım rapora bu yüzden “Kamunun Sorumluluktan Kaçışı ve İş Güvenliği ve işçi Sağlığı Politikalarının Sefaleti” başlığını koydum. Devlet iş cinayetlerinin sürdüğü ve kamusal denetim ve sorumluluklar hatırlatıldığında “Biz düzenlemeyi yaptık, sorumluluk bizim değil, önlemler alınmıyor, sorumluluk bende değil, iş güvenliği uzmanlarına yetki verdik ve onların haklarını güvence altına aldık, kapatılmış madenlerde üretim yapanlara hapis cezaları getirdik” diyecektir. Kaçak üretim yapan madenlerde mülki idare ve kolluk kuvvetleri ile çözülmeyen sorun yaptırımı olmayacak çözümlerle baştan savılıyor. Maden işletmecisi ister içerde ister dışarıda olsun kaçak üretim yapmak istedikten sonra yapar. Bu halde içerde bir daha mı hapis cezası verilecek? Ne yapılacak?

    -Yasanın 1’inci Madde’sindeki yakın ve hayati tehlike tanım ve sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    İş güvenliği uzmanı ya da işyeri hekimleri yakın ve hayati tehlikeyi işverene bildirecek, işveren tedbir alacak almadığı durumda bakanlığa bildirilecek. Prosedür böyle işleyecek. Acil durdurmayı gerektiren, yangın, patlama, göçme, kimyasal sızıntı ve benzeri yakın ve hayati tehlike arz eden durumlar zaten o anda olan ve acil müdahale edilmesi gereken, önlem alınması gereken durumlardır. Burada etkin bir önleme politikası söz konusu olmayacaksa siz bu yasayı neden çıkardınız? Proaktif bir yasa olduğunu, risk değerlendirilmesi temelli, önceden risk ve tehlikelerin belirlenmesi ve önlemlerin alınması eksenli olduğunu söylemiyor muydunuz?

    İş güvenliği uzmanı ya da işyeri hekiminin bu kadar büyük bir sorumluluk altına sokulması doğru değildir. İş güvenliği uzmanlarını, işyeri hekimlerini, mühendisleri günah keçisi haline getirecek bir sistem kur, işe yaramayacak ceza sistemi getir, sorumluluktan kaç. Özeti budur.

    -Özel istihdam büroları esnek-güvencesiz çalışma biçimlerinin yeni bir halkası. “Esnek güvence” bir nevi yeni bir dayıbaşılık sistemi olarak görülebilir mi?

    Ülkenin nerdeyse yarısının kayıtdışı ekonomide istihdam edildiği, iş güvencesizliği, düşük ücret, uzun çalışma koşulları, sağlık ve güvenlikten yoksun olarak çalıştığı göz önüne alınırsa, temel hukuki düzenlemelerin kayıtdışı ekonomi ve istihdamda yapılması bu ülkenin geleceğinin kurtarılması açısından elzemdir.

    Ayrıca, ülkemizin uluslararası sözleşmelerden doğan yerine getirmesi gereken yükümlülükleri söz konusudur. Usulüne uygun imzalamış olduğu sözleşmeleri Anayasa’nın 90. Maddesi gereği iç hukuk düzenlemeleri haline getirmesi gerekmektedir. Daha bunları yerine getirmede hiç bir çaba göstermeyen bir siyasal yaklaşımın, taşeronlaşmaya ve güvencesiz çalışma biçimlerine dahi rahmet okutacak bu düzenlemeleri hızla yaşama geçirmeye çalışması onların emek düşmanı yüzünü bir kez daha açığa çıkarmaktadır. Sendikal örgütlenme ve ihlallerin önlenmesi konusunda da aynı durum söz konusudur. Türkiye’de taşeron faaliyet ve güvencesiz çalışma biçimleri alabildiğine yaygın durumdadır. Özel istihdam bürolarının yaygınlaştırılması sendikal örgütlenme ve iş güvenliği alanında ciddi bir sorun yaratacaktır. Bu işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamalarının tamamen göz ardı edilmesi, yok sayılması ve cinayetlerin taammüden hale gelmesini doğuracaktır.

    -Özel İstihdam Büroları önündeki kısıtlardan bahsediliyor. Yasal mevzuat oluşturulmadığı için yakınıyor Özel İstihdam Büroları Derneği…

    Avrupa Özel İstihdam Büroları İşveren Federasyonu (EUROCIETT) Yönetim Kurulu Başkanı Anne- Marie Muntz 2006 yılında bir yaptığı bir sunumda AB üyesi ülkelerde özel istihdam bürolarının önündeki kısıtlardan(gerçekte engeller olarak okumak gerekir) söz ederken, temel vurgu yaptığı alanları şöyle tariflemektedir:

    *Çok sayıda hukuki kısıtlama ve şartlar

    -Birçok ülkede lisans ve/veya izin düzenlemeleri bulunmaktadır.

    -Sektörel yasaklamalara sık rastlanmaktadır (kamu sektörü, inşaat vb)

    -Azami görevlendirme süresi ve sözleşmenin yenilenebilmesi üzerinde sınırlamalar

    -Eşit muamele şartları

    -Ulusal davranış kuralları yoluyla iç düzenlemeler

    *Birçok ülkede gelişmiş işkolu toplu sözleşmeleri

    Görüleceği üzere esnek güvence ve özel istihdam bürolarının geçici iş ilişkisi oluşturabilmesinin önündeki kısıtlılıklardan bahsedilirken, hukuksal olarak güvence altında olan düzenli ve örgütlü çalışma ilişkilerinden bahsedilmektedir. Esnek- güvence ve özel istihdam büroları yaklaşımı istihdamın artırılması konusunda kayıtdışı ekonomi ilişkileriyle asla ilgilenmemektedir. Neden? Çünkü kayıtdışı ekonomi zaten tanımı gereği bütün kuraldışı ilişkileri kullanmaktadır. Esnekliğin her biçimi bu alanda özgürce kullanılmaktadır. Bu yüzden esnek güvencenin ve özel istihdam büroları ilişkisinin kullanılması bu alanlarda gerekmemektedir. Çalışma ortam ve koşulları, ücretler, sağlık ve güvenlik önlemleri bu alanda sermayenin istediği kuralsızlık hali içinde gerçekleşmekte; hukuki düzenlemeler, denetim ve yaptırımlar söz konusu olmamakta, çalışanlar tamamen sermayenin insafına terkedilmiş durumdadır.

    Bu nedenle, esnek-güvence ve özel istihdam bürolarının etkin olması talebi, sendikal örgütlenmenin ve düzenli çalışma ilişkilerinin var olduğu üretim alanlarına dönük bir taleptir. İş gücü piyasasının katılığından dem vurulup, işsizliğin ana nedeni olarak gösterilmesi, aslında sosyal devlet ilkesinin en belirgin görünümleri olan iki alana, sosyal-hukuki düzenlemelerin esnetilmesine ve sendikal örgütlenmelerin zayıflatılmasına dönük çok ciddi bir saldırı olarak görüyoruz.

    -Tarım işçilerinde olduğu gibi kiralık işçi vb. uygulamalar yaygınlaşacak…

    Kölelik de diyebiliriz buna. ÇSGB 2010 yılında tarım işçilerine dair bir eylem planı hazırladı. Bu eylem planında şöyle bir ibare var. Tarım işçileri arasındaki dayıbaşılık sistemini süreç içerisinde eğitimle özel istihdam bürosu ilişkisi içerisinde değerlendirmek gerekir, deniliyor. ÇSGB aslında dayıbaşılık sisteminin yerleşikliğini kabullenip işçi simsarlığını özel istihdam büroları adıyla sisteme uygun hale getirmeyi planlamıştır. Bu emek politikalarının bir yanı da örgütlü emek piyasalarını dağıtmaktır, %5’lik örgütlü emek dahi sermaye birikim modeline tehdit olarak algılanmaktadır. 16 milyon SGK kayıtlı çalışanın içinde katı piyasa diye adlandırılan bu kadardır.

    -Bu yeni sermaye birikim rejiminin doğasına uygun bir düzenleme denilebilir mi?

    Elbette kapitalizmin temel dinamikleri rekabet ve kardır. Bu iki dinamik birbiriyle ayrılmaz bir biçimde hareket edip gelişmenin itici gücünü oluştururken aynı zamanda toplumsal olarak pek çok temel önemde problemin de açığa çıkmasına neden olmaktadır. Bunları kısaca ifade etmek gerekirse, yoğun sömürü, düşük ücretler, yoksulluk ve kalıcı işsizliktir. Piyasa koşullarında rekabet edebilmek için üretim maliyetlerini en aza indirmek ve karı maksimize etmek olmazsa olmaz koşuldur. Bilim ve teknolojideki gelişmeler bu politikanın uygulanmasına olanak sağlar. Birikimin mantığı, “sermayeyi sürekli olarak üretim sürecini yenilemeye iter. Çünkü “kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda emek üretkenliğini artırarak kapitalist rekabette daha güçlü konuma geçmeye çalışır.” Bu çerçevede, sermaye bütün dünyada çok yoğun bir şekilde sosyal devlet uygulamalarına ve sendikal örgütlenmelere saldırmıştır. Çünkü bölüşüm ilişkilerini düzenleyen ve sömürüyü sınırlandıran bu mekanizmalar onun vahşi sömürü ve birikim süreçlerinin önünde engel teşkil etmektedirler.İzleyen dönemde sermaye üretim sürecinde emek denetim mekanizmalarında kökten değişikliklere giderek yeni tür iş organizasyonu yaratmıştır. Çalışanları yeni bir tahakküm biçimi altına sokan bu emek rejimi, iş yoğunluğu ve çalışma süreleri artırılıp boş zaman olgusu ya da emeğin kendisini yeniden üretme zamanı giderek kısaltılmıştır.

    -Özel istihdam bürolarının ve esnek çalışma biçimlerinin yarattığı/yaratacağı tahribat büyük olacak. “İnsana yakışır iş” kavramı dolayımıyla esnek güvencesiz emek rejimlerini değerlendirir misiniz?

    1999 yılında ILO Genel Direktörü Juan Somavia Çalışma Konferansı’nda şöyle demişti: “Bugün ILO’nun temel amacı, kadınların ve erkeklerin, özgürlük, hakkaniyet, güvenlik içinde ve insan onuruna yakışır işlerde çalışma fırsatlarını yaygınlaştırmaktadır. İşte “insana yakışır iş” kavramı böyle ortaya çıkmıştır. 1999’dan bugüne insan onuruna yakışır işin yaygınlaştırılması ILO ile birlikte sendikal yapıların da hedeflerinden biri olarak benimsendi. “Düzgün iş”, “saygın iş”, “uygun iş” olarak da dilimize çevrilen bu saptama, aslında, insan onuruna yakışır sosyal ve ekonomik koşulların sağlanması ve çalışma ortam ve koşullarının düzenlenmesine ve geliştirilmesine dönük pek çok kriteri de kendi içinde gündeme getirmektedir.

    İnsan onuruna yakışır iş, kısaca, “kadın ve erkek için özgürlüğün, eşitliğin, güvenliğin ve insana değer veren koşulların sağlandığı bir ortamda saygın ve üretken iş edinme olanakları” olmasıdır. Bunu biraz açmak gerekirse, yeterli düzeyde gelir ve sosyal koruma sağlayan, hakların güvence altına alındığı, özgür, eşit ve kabul edilmiş uluslar arası normlar üzerinden insan onurunun korunduğu, güvenli koşullar altında yapılan üretken çalışma olarak tanımlanabilir. Aynı zamanda, gerçek sosyal diyalog mekanizmalarının etkin olarak kullanıldığı bir süreci de ifade etmesi gerekmektedir.

    İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar sözleşmesi ve AB’nin sosyal hakları düzenleyen metinlerine bakıldığında örgütlenme, eşitlik, hakkaniyet ve güvence kavramlarının insan onuruna yakışır iş anlayışını tariflediği görülecektir.

    Bu nedenle, insan onuruna yakışır iş, uluslar arası sistemin ve ülkelerin ekonomik, siyasal ve sosyal durumlarına bir dizi önceliği kuvvetle önermektedir. Özetle şöyle başlıklandırabiliriz:

    -Özgürce seçilmiş ve üretkenliği dayalı istihdam,

    -Çalışmaya ilişkin hakların güvence altında olması ve uygulanması,

    -Çalışanın ve aile üyelerinin sosyal güvenlik kapsamında olması,

    -Sosyal diyalog ve toplu temsile dayalı hakların kazanılması.


    -Bu kriterlerden birinin yokluğu dahi insan onuruna yakışır iş tanımına aykırı ve Türkiye’de her kritere dair devasa bir sorun alanı mevcut…

    Doğrudur, bu kriterler birbirini destekler ve iç içe geçmiş durumdadır. Kriterlerden birinin yokluğu insan onuruna yakışır iş niteliğini ortadan kaldıracaktır.

    ILO’nun çizmiş olduğu ve uluslar arası norm haline gelen bu yaklaşım insana verilen değerin gösterilmesi açısından oldukça önemli olmakla birlikte, genel, bölgesel ve yerel durumlarda, ne yazık ki, gerçeklerin çok gerisinde kaldığı, ekonomik büyümenin toplumsal gelişmeyle uyumlu bir ilişki içinde bulunmadığı açıkça görülebilmektedir.

    Dünya ölçeğinde, yüz milyonlarca insan en temel haklardan yoksun bir şekilde çalışma zorunda bırakılmaktadır. Yaratılan değerlerden, adil bir pay alamadığı gibi, yoksulluk ve yoksunluk etkisi güçlü bir yıkım yaratmaktadır.

    ILO’nun Küresel İstihdam Eğilimleri 2008 raporu bu gerçeği gözler önüne sermektedir: “…Küresel büyüme her yıl milyonlarca yeni iş yaratırken işsizlik kabul edilemez ölçüde yüksek düzeyde kalmaktadır ve üstelik bunun daha önce görülmeyen düzeylere ulaşma olasılığı da vardır. Dahası, işi olan insan sayısı her zamankinden daha çok olmakla birlikte, yapılan işlerin insana yakışır işler olduklarını söylemek güçtür.işsiz olmasalar bile, çok sayıda insan, işini her an kaybedebilecek veya şevki kırılmış ‘çalışan yoksullar’ saflarında kalmaktadır.”

    Görüldüğü gibi, küresel sermayenin, istihdama dayalı büyüme gibi bir kaygısı söz konusu değildir. O kendi sermaye birikimini en yüksek düzeye çıkarmak için rekabet avantajlarını maksimum düzeyde tutmak anlayışındadır. Bunu yaparken yarattığı tahribatı yine ILO’nun aynı raporundan izleyebilmek mümkündür: “Ekonomik büyümeye ve işlerdeki artışa karşın, dünya ölçeğinde insana yakışır iş açığı-özellikle yoksullar söz konusu olduğunda- çok büyüktür.” Dolayısıyla, gelişmekte olan ülkeler söz konusu olduğunda, kayıtdışı ekonomik ve istihdam bu ülkeler açısından temel bir özellik arz etmektedir. Bunun sonuncunda, yapılan işlerde yoksulluk, düşük kazanç, tehlikeli çalışma koşulları ve sağlık sigortası yokluğu gibi büyük riskler gündemdedir.

    -Serbest zaman, yaratıcılık, mesleki beceri ve ek gelir için Esnek-Güvence gibi söylemlerle Özel İstihdam Bürolarına dair bir yanılsama oluşturuluyor. Siz bu propagandif söylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Son yıllarda ülkemizin gündeminde-krizle birlikte- işverenlerin rekabet edilebilirlikte avantaj sağlayacak olduğunu iddia ederek Hükümetle birlikte hareket ederek çalışanlara dayattığı özel istihdam bürolarının mesleki faaliyet olarak geçici iş ilişkisi kurabilmesinin yasal zeminleri oluşturulmaya çalışılmaktadır.

    2000-2001 krizi sonrası bütün karşı duruşlara rağmen, 4857 sayılı İş Kanunu içinde gerçekleştirilen düzenlemelerle taşeronluk, yeni sözleşme türleri ve esnek çalışma şekilleri yer almıştı.

    Bugün dünyayı kasıp kavuran işsizliği, yoksulluğu derinleştiren ve çalışanları “yoksul çalışanlar” konumuna indiren bir küresel kapitalist kriz gerçeği devam etmektedir. Yine krizi fırsat bilen sermaye, rekabet ve birikim açısından, güvenceli esneklik, özel istihdam büroları tartışmalarını gündeme getirmiş, hem işgücü piyasaları hem de çalışma koşulları açısından son kalan kurallı uygulamaları da kuralsızlaştırmanın çalışmalarına hız vermiştir.

    Özel istihdam bürolarının geçici iş ilişkisi oluşturabilmesi ve/veya kiralık işçi uygulaması konusunda sermaye çevreleri dünyadaki uygulamaları örnek göstererek ülkemizde de bu faaliyetin yasallaşması konusunda ciddi bir lobi çalışması sürdürmektedirler.

    Gelişen teknoloji ve üretim süreçlerinde ortaya çıkan gelişmeler karşısında sermayenin rekabet edebilme koşullarını sağlamaya dönük taleplerin en başında iş gücü maliyetlerinin aşağı çekilmesi olmuştur. Yasalarla çevrelenmiş kurallı çalışma ilişkileri ya da sömürüyü sınırlandırma uygulamaları ve örgütlenmeleri onlar açısından ciddi bir engel olarak karşılarına çıkmaktadır.

    Belirli süreli iş sözleşmeleri, taşeronluk ve kendi hesabına çalışmayla hiçbir ilgisi olmayan özel istihdam bürolarının geçici iş ilişkisi kurmasının çerçevesini;

    -İstihdam yaratma (iş arayanlar iş sağlanması, daimi istihdama geçişte atlama taşı olması, işçilerin istihdam edilebilirliğinin artması, yeni işlerin yaratılması);

    -Farklı kategorilerdeki işçilerin (engelliler, işgücü piyasasına yeni giren kişiler, uzun süreli işsizler) işgücü piyasasına girişi ve entegrasyonu;

    -Ekonomik büyüme ve kamu bütçe gelirlerine katkı argümanları oluşturur.

    -Güvenceli esneklik tanımlaması son derece akıllıca, manipülatif görünüyor. Hem Güvenceli hem de esnek. Uzunca bir süredir sermaye lehine her uygulama böyle sunuluyor. Sermayenin ideolojik dili de esnek ve pragmatist görünüyor. Siz bu dile karşı da yıllardır mücadele ediyorsunuz. Taşeron cumhuriyeti tanımlamasında olduğu gibi…

    “Güvenceli esneklik” kavramına bakıldığında esneklik olarak;

    -daha çok iş imkanı yaratılması

    -ek gelir için kısmi süreli – geçici çalışma imkanı sunması

    -iş yaşamıyla-aile yaşamı arasında(boş zamanın fazlalaştırılması) denge oluşturması

    Güvence olarak;

    -İş güvencesinin sağlanmasını

    -İstihdam edilebilirliliğinin korunması ve geliştirilmesi

    -Kazanılmış hakların sürekliliğinin sağlanması yaklaşımlarının bir araya getirilmesinden oluşturulmuştur.

    Yukarda ifade ettiğimiz “İnsan Onuruna Yakışır İş” anlayışı ile bakıldığında, esnek-güvence ve özel istihdam büroları yaklaşımı, düzenli çalışma ilişkilerini ücret, çalışma saatleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamaları ve sendikal örgütlenme açısından malul duruma getirmek amacını taşımaktadır. Zaten ülkemizin saydığımız bu alanlarda dünyanın en kötü siciline sahip bir ülke durumunda olduğu düşünülürse, var olan düzenli ilişkilerinde ortadan kaldırılmasının kabul edilmesi söz konusu edilemez.

    Taşeron ve güvencesizliğe karşı verilecek mücadele geçici çalışma ilişkilerine karşı mücadeleye de temel olacaktır. Güvenceli, sistemli iş alanlarının genişletilmesi mücadelesi olarak yürütülüyor. Taşeron sistemi verilen mücadele ve müdahaleler sonucunda en azında kayıt altına alınabiliyor ama özel istihdam bürolarının geçici iş ilişkisi kayıt altına almayı da ve örgütlenmeyi, politika üretmeyi güçleştirecektir. Ücret ilişkisi, çalışma ilişkisinin niteliği değişecektir. Şu an insan kaynakları organizasyonu gibi çalışan bu kurumlar geçici iş ilişkisi oluşturma yetkisi aldıklarında taşeron sistemini aratacak bir tablo ile karşı karşıya kalacağız. Şu an bu kurumlar daha çok nitelikli işgücü için insan kaynakları, ajans gibi faaliyet yürütmektedir. Ancak madenlerde bu sistem –dayıbaşılık sistemi-öteden beri vardır.

    Bu gün taşeron ve güvencesiz çalışma ilişkilerine karşı mücadele gelecekte bunun daha ağır formlarına karşı çıkmak ve engel olmak mücadelesidir. Katı iş gücü piyasası diye adlandırdıkları şeyde kıdem tazminatı ve örgütlü işçi sistematiği vardır, bunu gasp etmek ve parçalamayı hedefliyorlar. Kıdem tazminatına göz dikmiş ve hükümet aracılığıyla da bu gaspı gerçekleştirmek istemektedirler. Bu nedenle emek hareketi güvencesizlik sorununu temel bir mücadele ekseni haline getirmek zorundadır.

    -Uzaktan çalışma ve beyaz yakalıların vasıfsızlaştırılması da bu sürecin parçası sanırım…

    [​IMG]Artık uzaktan çalışma da bu yeni düzenlemelerde yer almaktadır. Beyaz yakalıların vasıfsızlaştırılmasıyla bilişim, çağrı merkezi vb sektörlerde yeni çalışma biçimleri getirilmektedir. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Madde 28’de şöyle diyor: 22/572003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesinde madde başlığı “Çağrı üzerine çalışma ve uzaktan çalışma” şeklinde değiştirilmiştir. Çağrı üzerine çalıştırma da bu yasada düzenlenmiştir. Uzaktan çalışma maliyetlerin düşürüldüğü ve işçi sağlığı ve iş güvenliği vb. yükümlülüklerin altına girilmediği bir çalışma sistemidir. Yasada “uzaktan çalışma; işverenin belirlediği mal veya hizmeti üretmek amacıyla, işçinin işyeri dışında iş edimini yerine getirdiği yazılı sözleşmeye dayalı iş ilişkisi” olarak tanımlansa da işvereni çeşitli yükümlülüklerden kurtarma ve esnek ücretlendirmeye yaramaktadır. Bu süreç mühendis mimarlardan gazetecilere kadar beyaz yakalıları ve diğer çalışanları da olumsuz etkileyecektir.

    -Son dönemde sizin tabirinizle yandaş/iliştirilmiş (embedded) “sendika”lara dahi tahammül edilmeyen bir süreç yaşanıyor. Öyle ki Hak-İş’e üye olmak dahi işten atılmaya neden olabiliyor. Sistem bu tablo içerisinde ittifakı yandaş sendikaya bile belli bir yere kadar tahammül gösteriyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Örneğin Ramsey’de Öz İplik İş örgütlendi. Remzi Gür’e ait taşeron bir firma ve Ramsey için üretim yapıyor bildiğim kadarıyla. Bu yeni kalkınma modeline iliştirilmiş sendikal modelde dahi gidip örgütlenirseniz – neden böyle bir terbiyesizlik yaptılar onu da bilmiyorum (gülüyor)- üstelik AKP’ye yakın ve hatta finansörlerinden birisinin işletmesinde örgütlendiğinizde de Mehmet Ali Şahin “size başka yer bulamadınız mı?” diye elbette fırça atar. Bu “Sizin örgütlenmek ile ilgili bir yükümlülüğünüz yok size kim söyledi örgütlenin diye” anlamına da gelmektedir. “Sen sendikacılık refleksleri gösterme, diğer sendikaların, örgütlenmelerin önünü kes bize yeter”, demek istiyor aslında hükümet yetkilisi. Sendikaların devletten ve sermayeden bağımsız olması gerekirken sen her şeyinle bağımlısın.

    -Anlattıklarınız ışığında esnek, güvencesiz çalışma biçimlerinin ruhsal sorunlar yaratmaması düşünülemez.

    Esnek güvencesiz ve düşük ücretle çalışma, yapısı gereği çalışanların ve ailelerinin yaşam koşullarını olumsuz yönde etkileyecektir. Beslenme, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel gereksinimlerini uygun bir biçimde giderme söz konusu olamayacak ve sağlıklarında değişik olumsuzluklar yaşanabilecektir. Yoksunluk ve yoksulluk koşullarında daha fazla ücret alabilmek için çalışanların iş yoğunluğunu ve uzun çalışma saatlerini kabul etmeleri daha kolay olacaktır. Bu durum, çalışanlar açısından gerek işletme içi ve gerekse de işletme dışı sorunların gelişme ve yerleşmesinin önünü açacaktır. Türk Tabipleri Birliği yayınlarında vurgulanmaktadır: Esnek üretim ve teknolojinin kapitalist üretim ilişkilerinde işsizliğin artışına neden olduğu ve “gelecek korkusu” yarattığı bilinmektedir. “Stres, anksiyete, kalp damar sistemi hastalıkları gibi bir dizi hastalığa neden olur”. İşçi işsizlikle tehdit ve terbiye edilir. Fabrika dışında çürümeye terk ettiği ve çalışana ibretlik olarak gösterdiği işsiz insanlarda dâhil bütün insanlığın sağlığını bozmaktadır.

    Kaynak/Röportaj: Mahmut Yılmaz/DirenEmek