1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .
  2. ISGForum Geliştiricileri - Haberler
    Paylaştığınız güncel haberlerin ana sayfa (portal) slideshow'da çıkmasını istiyorsanız, yüklediğiniz resmin ismi haber olmalı, uzantısı ise jpg olmalıdır. Örnek için ana sayfada ki haberleri inceleyebilirsiniz. Bunu uyguladığınız zaman haberleriniz ana sayfamızda otomatik olarak gösterilecektir.

Kol 10 bin, can 100 bin lira-taraf gazetesi

Konusu 'İş Sağlığı ve Güvenliği Haberleri' forumundadır ve Mehmet MAKAR tarafından 14 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. Mehmet MAKAR Haber Grubu Lideri

    • Bölüm Yöneticisi
    • Haber Grubu
    Sertifika Numarası:
    120329
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    İş Güvenliği Meclisi'nden Aslı Odman, işçileri ölüme götüren çalışma koşullarını ve taşeronluk sistemini anlattı. Yıllardır iş güvenliği alanında çalışan Odman’a göre, işçi ölümleri hukuk süreçlerinde kaybediliyor. Şirket, bir cana 100 bin lira ödüyor, işlerine hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor

    [​IMG]

    Lütfü Bulut, Yaşar Bulut, Kahraman Baltaoğlu, Erdoğan Polat... İlk üçü, üçüncü köprü, sonuncusu ise şehrin göbeğindeki bir “center” inşaatında geçen hafta öldü. Böyle “yıldız” projelerde çalışırken öldükleri için isimlerini öğrenebildik. Oysa, her gün sessiz sedasız gömülen o kadar işçi cenazesi var ki bu ülkede... Siz bu söyleşiyi okurken şunu hatırınızda tutun ki, geçen yıl iş kazalarında ölen 1235 kişinin ismini yazsaydık, bu sayfanın tamamı yetmeyecekti.

    Aslı Odman, “çalışma acısı” alanındaki mücadelesine, 2007’de Tersaneler Bölgesi’nde çalışarak başladı. Şimdi, aynı alanda daha geniş çaplı bir mücadele veren İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin bir üyesi. Aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama bölümünde öğretim görevlisi olan Odman’a göre, hükümetin gündemindeki taşeron yasası işleri daha da kötüleştirecek.

    Bir hafta içinde dört insan daha inşaatlarda düşerek öldü. Mümkün değil mi bu ölümleri engellemek?

    Yüzde 100 mümkün. Gerçekten sırtını dayayabileceğin, kemerini takabileceğin bir iskele varsa, mümkün. “Alman iskele” diyorlar, buna inşaat işçileri. Küçük bir binacık yaratılıyor, inşa edilen binanın dışında. Sen hayatında böyle bir iskele gördün mü Türkiye’de? Demir borular üzerine kalaslar konuyor! Almanya’da gemi inşaatında dışarıdan hizmet alımı sadece iskele yapımı için oluyor. Yani tek başına bir uzmanlık alanı bu iskele yapımı.

    Türkiye’de mevzuat mı yetersiz bu konuda?

    Yüzde 100 koruma sağlayacak iskele Türk mevzuatına göre de mecburiyet. Ama bunun yapılması Türkiye’de inşaat sektörünün hızıyla uyumlu değil. Üçüncü köprü temel atma töreninde Başbakan “quickly quickly” diyormuş; “hızlı hızlı...” İnşaat sektöründeki pek çok iş örgütlenmesi için bir sembol bu “quickly quickly”.

    Nasıl bir sembol?

    Türkiye’de 2000’lerde AKP döneminde tahkim olmuş her şirketin bir eli mutlaka inşaatta. Bir ihaleyi alır öbürüne girer. Çünkü daha çok inşaat, daha hızlı sermaye birikimi ve daha yüksek kar marjı demektir. Türkiye ekonomisi yüzde 5-6 büyürken inşaat sektörü yüzde 10’dan aşağı büyümüyor. 2008’de yüzde 16 gibi inanılmaz bir oranda büyüdü. Bize sıkıcı gelen bu büyüme rakamları eşittir, alnının teri kurumadan bir işten diğerine koşan işçi. Bu da iskele yapılamıyor demek. Yani mesele, çalışma hızının sermaye birikiminin hızına göre ayarlanması, insanların bu hıza yetişememesi ve arada kelimenin tam manasıyla ezilmesi.

    Sermaye gruplarının siyasetle bağlantısı, işçi ölümlerini nasıl etkiliyor?

    Türkiye’de günde çalışma kaynaklı 15-20 kişi ölüyor. Bu, 90’lardan beri yaşanan düşük yoğunluklu savaşın can bedelinden daha yüksek bir sayı. Devlet buna müdahale etmeyecek de neye edecek? Ama etmiyor. Etmemesi, devletin teoride olması gereken, ona yasallığını ve meşruluğunu veren tarafsız rolünü oynamayıp şirketleşmesiyle ilgili. Devlet zaten TOKİ’yle Emlak Konut’la kendisi bir şirket olarak karşımıza çıkıyor. Ama bunun dışında sektördeki tüm sermaye gruplarıyla organik bağları var. Bu bağlar, ister istemez, çalışanı koruyan iş kanununun uygulanması engelliyor.

    Türkiye’de bu kanunun uygulanıp uygu-lanmadığını denetleyen kaç müfettiş var?

    Yaklaşık iki milyon işletmeyi denetleyemeyecek kadar az. 1000’den az. Devletin işçi sağlığı politikasızlığı var. Ama bu en son mesele. Asıl önemli olan iş kazalarının yeşerdiği yapıyı derinleştirecek yasalar çıkarıyor. Fiiliyatta taşeronluk sisteminde daha çok işçi ölüyor ve şimdi tüm hukuksuz taşeronluk uygulamalarını yasa içine çekecek yasa tasarısı hazırlanıyor.

    Taşeronlukla işçi ölümlerinin ilgisi tam olarak nedir?

    Literatürdeki adıyla alt işverenlik, hepimizin bildiği adıyla taşeronlukta, bölünmüş, işçi sağlığı iş güvenliği açısından koordine edilmemiş bir çalışma dünyası var. Mesela, gemi inşaatında boyayı ayrı firmaya veriyorsun montajı ayrı firmaya. Boyacı girdikten sonra dolan gaz doğru dürüst boşaltılmıyor. Sonra kaynakçı geliyor, torça basıyor ve patlama oluyor. 2006’da İbrahim Levent böyle ölmüştü.

    Peki bu sistem işverene ne sağlıyor?


    Her aşamada maliyet düşüyor. A firmas; B firmasını; B, C’yi tutuyor. Altta kalanın canı çıkıyor. Ben Tuzla’da bir şirkette , 8’inci taşerona kadar gitmiştim. 8’inci taşeron bir işçiydi. Bir akrabasını alıp, ev adresini gösterip, taşeron şirketi kurmuştu. Taşerona yaptırınca, işçiyi kadrona da almıyorsun bir kaza olduğunda, “Ben sorumlu değilim” diyorsun.


    Taşeron sistemi, bir firmanın bir alanda uzmanlaşmasını, böylece verimliliği sağlamıyor mu?

    Senin söylediğin kanunun ruhu. Teknik uzmanlık gerektiren işler için bulunmuş bir formüldü taşeronluk. Mesela gemi inşaatında radar sistemi yapımı veya yemek, ulaşım gibi yan işler için düşünülmüştü. Ama bugün böyle işlemiyor, ucuz işçi havuzu olarak kullanılıyor. Kaba inşaat uzmanlık gerektirmiyor ama inşaat firması onu da taşerona veriyor. Devlet hastanesi hemşireyi taşerondan alıyor. Mesela şöyle bir ilan veriyor: “200 hemşire, 4 psikolog, 4 sosyolog , 6 röntgen uzmanı, 5 hastabakıcı alacaktır.” Bu paketi karşılayan, büyük taşeron firmaları var.

    Hükümetin gündemindeki taşeronlukla ilgili yasa işçiler açısından ne getirecek?

    Bu anlattığım yasadışı uygulanan alt işverenlik sistemini yasal hale getirecek. Dev Sağlık-İş pek çok taşeronluk sözleşmesinde hile tespit ettiriyordu. Hepsinde, işçiler ana işverene iade ediliyordu. Şimdi düzenlemeyle bunlar yasal olacak. Aslında “işçi öldürüyor” dediğimiz koşulları, yasal hale getirecek. Diğerleri işin sosu. “Kıdem tazminatı vereceğiz..” Zaten kıdem tazminatı işçinin hakkı. “Tatil izni vereceğiz..” Zaten tatil izin var. Ama uygulanmıyor.

    DEVLET, İŞÇİ ÖLÜMÜ OLAN ŞİRKETE İHALE VERMESE...

    Bir kazada bir işçi öldüğünde hukuken ana firma mı taşeron mu sorumlu?

    İkisi ortak sorumlu. Ama fiiliyatta, böyle işlemiyor. İşçi öldüğünde, aile 5-10 yıllık korkunç bir hukuk sürecini takip etmezse, doğru dürüst kimse yargılanmıyor.


    Kim yargılanıyor?

    Aslında hiçbir yetkisi olmayan, “İskele düzgün kurulmadı, işi durdurun” deme yetkisi olmayan adama “işveren vekili” diyorlar. Biri öldüğünde de gerçek sorumluları değil, onu mahkemeye çıkarıyorlar. Aileler takip etmediğinde, davaların yüzde 99’unda bu işveren vekiline suç isnat ettirip, onu da para cezasına çevirtiyorlar.

    Mesela 2008’de Gisan tersanesinde filikaya kum torbası yerine 16 işçi koymuşlardı. Kobay olarak kullandılar bu insanları ve üçü öldü. Adli Tıp’la mahkeme arasında kayboldu o dava. İşveren vekillerine para cezasıyla sonuçlandı...


    Aileler davayı neden takip etmiyor?

    Zaten, eşin ölmüş, baban ölmüş. Ölen kişi, ailede genellikle eve tek para getiren kişi. Olaydan sonra, ailenin başına şirket avukatı geliyor, “Mahkeme çok uzun sürer, tazminat davasının sonunda alacağın parayı şimdi vereyim, sen de ceza davasına müdahil olma” diyor. Aileye buna dair bir ibraname imzalatılıyor. Hukuken hiçbir geçerliliği yok bu belgenin. Ama o bir psikolojik baskı. Hatta, Zonguldak’ta maden şirketleri “50 bin lira verelim üstüne de kardeşini işe alalım” diyorlar. Bu kadar dramatik durum...

    İşveren sadece ailelere tazminat ödeyerek kurtuluyor bu işten, öyle mi?

    Evet, kamusal sorumluluk yokmuş gibi oluyor. Sanki bir parmak 5 bin lira, bir kol 10 bin lira, bir hayat 100 bin liraya geliyor bu iş. Cebinde o kadar para varsa, sen de çık öldür o zaman! Bu iş buraya geliyor. Herhangi bir caydırıcılığı yok o davaların. O zaman da “quicky quickly” yapmaya devam ediyor şirket, niye dursun ki? Bir işçinin ölümü, iş durdurmaya değmeyecek bir maliyet oluyor. Bu da her büyük projede hesaplanıyor.

    Nasıl yani?

    3. köprünün belgelerine ulaşsak kaç işçinin öleceği ve ailelerine ödenecek para hesaplanmıştır. Şu anda tazminatlar 100-150 bin liraya yükseldi. Üç işçi için toplasan 500 bin lira. Çerez parası bile değil, o büyüklükteki bir iş için! Zaten itibarla ilgili sorun olmayacak, uzun vadede bir kayıpları olmayacak. Gayet soğukkanlı kapitalizm bu. Ve Türkiye’de sırf devlet destekli mega projelerde değil, yapsatçıda da benzer koşullarda iş cinayeti yaşanıyor. Bunun karşısında örgütlü bir baskı olmadığı sürece bu iş devam edecek.

    Devlet ihalelerinde herhangi bir şekilde bir kıstas mı işçi ölümleri?

    Hayır. Mesela Milgem (Milli Gemi) ihalesine altı şirket girebildi. Bunlardan biri Tuzla’da seri ölümlerin olduğu Dearsan tersanesiydi. Devlet, kamusal şapkasını taksa, “İşçi ölümünün olduğu tersaneye en büyük ihalemi vermiyorum” dese, bu çok büyük baskı unsuru olur. Ama böyle böyle bir şey olmuyor.

    DAVUTPAŞA'DA TOPBAŞ MÜCADELESİ

    Bu iş kazasıyla ilgili ceza davalarında ailelerin yüzde kaçı müdahil oluyor?

    Çok çok azı. Benim bildiğim ilk defa inşaat işçiliği alanındaki bir ceza davası takip ediliyor Esenyurt davasında. Bunu takip eden, Vicdan ve Adalet nöbetini tutan aileler, toplam dokuz davayı izliyor. Birbirlerine maddi manevi destek veriyorlar. Birumut derneği de bunun hukuki gönüllü desteğini sağlıyor. Davutpaşa davasında çok büyük bir kazanım oldu mesela. Zeytinburnu Belediye Başkanı’nı sanık sandalyesine oturttular. Şimdi vazifesini tam yapmayan Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş ve dönemin valisi Güler’i sanık sandalyesine oturtmak için mücadele veriyorlar.

    Yurtdışında durum nasıl?

    Kazanılmış Eternit ve Thyssen Krupp davaları var İtalya’da. Dünyanın en büyük şirketleri bunlar.. Sahipleri ve genel müdürleri olası kasıtla insan öldürmekten onaltışar sene ağır hapis cezasına çarptırıldı.

    Sendikalar ne yapıyor tüm bu işçi ölümleri karşısında?

    Hala kadrolu işçi üzerinden aidat almayı hesaplayan, ekonomik ücret sendikacılığı sistemi baskın. Ama o zemin yok artık. Şimdi, güvencesiz, çok iş ve sektör değiştiren çalışanlar, çoğunlukta. Hayat alanları, yaşam hakkı üzerinden sendikacılık yapmak lazım. Asbetten ölmeye, iskeleden düşmeye, işyeri intiharına götürecek bir performans sistemine karşı mücadele etmek lazım. Anahat atıl olmakla beraber, çok önemli nüvesel örnekler de var.

    Ne gibi?

    Limter-İş hayat hakkı mücadelesi konusunda öncüydü. Ayrıca, Dev Sağlık-İş, Enerji-Sen ekonomik sendikacılıktan güvencesiz çoğunluğun hayat hakkı sendikacılığına gidiyor. İmece, ev işçisi kadınların kurduğu sendika, Sine-Sen Oyuncular Sendikası da kendi alanlarında yaşanan işi ölümü davalarına müdahiller.

    MESLEK HASTALIĞINDA TÜRKİYE BİR CENNET!

    Türkiye’de işçi kazalarında günde kaç kişi ölüyor?

    Biz ulusal basını ve internetteki yerel basını tarıyoruz, meclis üyelerimizin getirdiği saha bilgileriyle birleştiriyoruz. Buna göre günde en az 4-5 işçi ölüyor. Geçen yıl, en az 1235 işçi öldü. Batı Avrupa ülkeleriyle uçurum gibi bir fark var ölümlü iş kazası oranlarında. Bu rakamlar en az, çünkü meslek hastalıklarından ölenler Türkiye’de kayıt altına alınmıyor.

    Neden?

    Bizde, doktor “bu işçinin meslek hastalığı var” dediğinde değil, o çalışan sigortadan meslek hastalığı tazminatı hakkı kazandığın zaman meslek hastalığı oluyor. Bunun için böyle bir bilgiye sahip olması ve hastalığını SGK’da tescil ettirene kadar ölmemiş olması gerekiyor. Kayıtlara göre geçen yıl sadece iki kişi meslek hastalığından öldü.

    Sigortada tescil ettirmek zor mu?

    Tescil ettirmek için hangi şirkette çalışırken meslek hastalığı oluştuysa, onu gösterebilmelisin. Mesela, yol işçisi asfaltla çalışıyor, ama bir o şirkette, bir bu şirkette çalışıyor. SGK,“Hangi firmada kanser oldu” diyor, ne bilelim, 30 senedir 30 farklı firmada çalışmış adam.

    Siz meslek hastalığından günde kaç kişinin öldüğünü tahmin ediyorsunuz?

    Yaklaşık onbeş. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı oranlar var. Almanya İngiltere gibi ülkelerde bir kişi iş kazasından ölüyorsa 4 kişi de meslek hastalığından, asbestten kaynaklanan kanserden, akciğer hastalığından ölüyor. Türkiye de 16. büyük kapitalist ülke ya... Günde 4 kişi iş kazasından ölüyorsa, 15 kişi de meslek hastalığından ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün çalışan nüfus üzerinden, ya da o yıl teşhis edilmiş kanser vakaları üzerinden yaptığı hesaplamalara göre de bu rakam çıkıyor. Yani, Türkiye’de 15-20 kişi günde çalışma kaynaklı toplam ölüyor.

    www.yanginkulesi.org adresinden ulaşılabilecek İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, çalışırken ölenlerin kaydını isim isim tutuyor, düzenli raporlar yayınlıyor. Ülkenin çalışma hayatındaki yangını kamuya duyurmaya çalışıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, sadece sigortalı ölümlerinin bir kısmını, o da hukuki süreçlerde tescillendikten sonra açıklarken, Meclis, Avrupa Birliği İstatistik Kurumu Eurostat’ın bir projesi için asbest kaynaklı ölümleri raporlamaya hazırlanıyor.

    Kaynak: Taraf Gazetesi

    Ekli Dosyalar:

    • haber.jpg
      haber.jpg
      Dosya Boyutu:
      101,8 KB
      Görüntüleme:
      6.358
  2. Aygün Bentürker İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    11423
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Yazılanları bir iş müfettişinden de dinlemiştim.