1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .
  2. ISGForum Geliştiricileri - Haberler
    Paylaştığınız güncel haberlerin ana sayfa (portal) slideshow'da çıkmasını istiyorsanız, yüklediğiniz resmin ismi haber olmalı, uzantısı ise jpg olmalıdır. Örnek için ana sayfada ki haberleri inceleyebilirsiniz. Bunu uyguladığınız zaman haberleriniz ana sayfamızda otomatik olarak gösterilecektir.

SON DAKİKA!!! Maden tasarısı (yeni iş kanunu) tbmm'de - tam metin

Konusu 'Güncel Haberler' forumundadır ve Erkan Dündar tarafından 30 Mayıs 2014 başlatılmıştır.

  1. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Maden tasarısı TBMM'de - Tam metin
    Taşeron ve madende çalışanlara yönelik olarak düzenlemeler içeren İş Kanuna ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde değişiklik yapılmasını içeren yasa tasarısı TBMM'ye sunuldu.

    haber.jpg

    İŞTE TARASARI'NIN TAM METNİ;

    İŞ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

    MADDE 1- 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, dokuzuncu ve onuncu fikralan yürürlükten kaldırılmıştır.

    "Yedinci fıkra hükümlerine aykırı olarak alt işverene iş verilmesi veya asıl işveren işçilerinin haklan kısıtlanmak suretiyle alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırıldığının mahkeme karan ile belirlenmesi halinde alt işverenin işçilerine ödenecek ücret ve diğer sosyal haklar asıl işverenin emsal işçisine ödenen ücret ve sosyal haklardan daha az olamaz."

    MADDE 2- 4857 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    "Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz."

    MADDE 3- 4857 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "İşverenler, alt işverene iş vermeleri halinde, bunların işçilerinin ücretlerinin ödenip ödenmediğini işçinin başvurusu üzerine veya aylık olarak resen kontrol etmekle ve varsa ödenmeyen ücretleri hak edişlerinden keserek işçilerin banka hesabına yatırmakla yükümlüdür."

    MADDE 4- 4857 sayılı Kanunun 41 inci maddesine sekizinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

    "Bu Kanunun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde sayılan haller dışında yer altı işlerinde çalışan işçilere fazla çalışma yaptınlamaz.


    Yer altında çalışan işçilere, bu Kanunun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde sayılan hallerde haftalık otuzaltı saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli arttınlması suretiyle ödenir."

    MADDE 5- 4857 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    "Yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün arttınlarak uygulanır."

    MADDE 6- 4857 sayılı Kanunun 56 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Alt işveren işçilerinden, alt işvereni değiştiği halde aynı işyerinde çalışmaya devam edenlerin yıllık ücretli izin süresi, aynı işyerinde çalıştıklan süreler dikkate alınarak hesaplanır. Asıl işveren, alt işveren tarafından çalıştınlan işçilerin hak kazandıklan yıllık ücretli izin sürelerinin kullanılıp kullanılmadığını kontrol etmek ve ilgili yıl içerisinde kullanılmasını sağlamakla, alt işveren ise altıncı fikraya göre tutmak zorunda olduğu izin kayıt belgesinin bir örneğini asıl işverene vermekle yükümlüdür."

    MADDE 7- 4857 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    "Yer altı işlerinde çalışan işçiler için çalışma süresi haftada en çok otuzaltı saat olup günlük çalışma süresi altı saatten fazla olamaz. "


    MADDE 8- 4857 sayılı Kanunun 98 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "Alt işverenlik hükümlerine aykırılık

    MADDE 98- Bu Kanunun 2 nci maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı davranan işveren ve alt işveren veya işveren vekillerine her bir işçi için ikibin lira idari para cezası verilir."

    MADDE 9- 4857 sayılı Kanunun 112 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

    "4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında alt işverenler tarafından çalıştırılan işçilerin kıdem tazminatları;

    a) Alt işverenlerinin değişip değişmediğine bakılmaksızın aralıksız olarak aynı kamu kurum veya kuruluşuna ait işyerlerinde çalışmış olanların bu şekilde çalışmış oldukları sürelere ilişkin kıdem tazminatına esas hizmet süreleri, aynı kamu kurum veya kuruluşuna ait işyerlerinde geçen toplam çalışma süreleri esas alınarak tespit olunur. Bunlardan son alt işverenleri ile yapılmış olan iş sözleşmeleri mülga 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona ermiş olanların kıdem tazminatları ilgili kamu kurum veya kuruluşları tarafından,

    b) Aynı alt işveren tarafından ve aynı iş sözleşmesi çerçevesinde farklı kamu kurum veya kuruluşlarında çalıştırılmış olan işçilerden iş sözleşmeleri mülga 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona ermiş olanlara, 4734 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında farklı kamu kurum ve kuruluşuna ait işyerlerinde geçen hizmet sürelerinin toplamı esas alınarak çalıştırıldığı son kamu kurum veya kuruluşu tarafından,

    işçinin banka hesabma yatırılmak suretiyle ödenir.

    Alt işveren ile yapmış olduğu iş sözleşmesi sona ermediği gibi, alt işveren tarafından 4734 sayılı Kanun kapsamında bulunan idarelere ait işyerleri dışmda bir işyerinde çalıştırılmaya devam olunan ve bu şekilde çalıştırıldığı sırada iş sözleşmesi kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona eren işçinin kıdem tazminatı işçinin yazılı talebi halinde, kıdem tazminatının söz konusu kamu kurum veya kuruluşlarına ait işyerlerinde geçen süreye ilişkin kısmı, kamu kurum veya kuruluşuna ait çalıştığı son işyerindeki ücretinin yıllan itibarıyla asgari ücret artış oranlan dikkate alınarak güncellenmiş miktan üzerinden hesaplanmak suretiyle son kamu kurum veya kuruluşu tarafından işçinin banka hesabma yatınlmak suretiyle ödenir. Bu şekilde hesaplanarak ödenen kıdem tazminatı tutanmn, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden aynı süreler dikkate alınarak hesaplanacak kıdem tazminatı tutarından daha düşük olması halinde, işçinin aradaki farkı alt işverenden talep hakkı saklıdır.

    Kıdem tazminatı tutan, 4734 sayılı Kanunun ek 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında belirtilen işyerlerinde kıdem tazminatı ile ilgili açılacak bütçe tertibinden, (b) bendi kapsamında belirtilen işyerlerinde ise hizmet alımı gider kaleminden, ödeneğin yetip yetmediğine bakılmaksızın ödenir.

    Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında değişen alt işverenler yanında çalışan işçilerin bu işyerlerinde geçen hizmet süresinin hesabı, alt işverenden ve alt işveren işçisinden istenecek belgeler ve ödeme süreci ile ilgili diğer usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumunun görüşleri alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkanlan yönetmelikle belirlenir."

    MADDE 10- 4857 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralan yürürlükten kaldınlmıştır.

    MADDE 11- 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu ihale Kanununun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "e) İdarelerin bu Kanunda tanımlanan hizmetlerden personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlannda aşağıda belirtilen hususlara uyması zorunludur.

    1) İdarelerce kanun, tüzük ve yönetmeliklere göre istihdam edilen personelin yeterli nitelik veya sayıda olmaması halinde personel çalıştırılmasına dayalı yardımcı işlere ilişkin hizmetler için ihaleye çıkılabilir. Bu kapsamda ihaleye çıkılabilecek yardımcı işlere ilişkin hizmet türlerini; idarelerin teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin mevzuatı ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinin yedinci fıkrası esas alınmak suretiyle idareler itibarıyla ayrı ayn veya birlikte belirlemeye, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.

    2) İdarelerin teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin mevzuatı ile 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrası esas alınmak suretiyle, idareye ait bir işyerinde yürütülen asıl işin bir bölümünde idarenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde, yeterli nitelik veya sayıda personel olmaması durumunda hizmet alımı ihalesine çıkılabilir.

    3) Danışmanlık hizmet alım ihalelerinde istihdam edilen personelin yeterli nitelik veya sayıda olmaması şartı aranmaz."

    MADDE 12- 4734 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    "Uygun görüş alınması ve görevlilerin sorumlulukları

    EK MADDE 8- 62 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında personel çalıştırılmasına dayalı hizmetler (danışmanlık hizmet alımlan hariç) için ihaleye çıkılmadan önce;

    a) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, Maliye Bakanlığından,

    b) Kamu İktisadi teşebbüsleri, müesseseleri ve işletmeleri ile bağlı ortaklıklarının (iştirakler hariç), 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun çerçevesinde özelleştirme kapsamında veya programında bulunanlardan sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait kuruluşların, Hazine Müsteşarlığından (özelleştirme programına almanlar için Özelleştirme İdaresi Başkanlığından),

    uygun görüş alması zorunludur.

    Uygun görüş alınmadan bu hizmetler için ihaleye çıkılamaz. 62 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan hizmet alımlannda niteliği gereği sözleşme süresi altı ayı aşmayan işlerde uygun görüş şartı aranmaz.

    62 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi uyannca yapılan personel çalıştınlmasına dayalı hizmet alımı ihaleleri çerçevesinde çalıştınlan personel, ihale ve sözleşme konusu iş dışında başka bir işte çalıştınlamaz ve görevlendirilemez. Bu kapsamda, personel çalıştınlmasına dayalı hizmet alımı ihalesine çıkılmaması gerektiği halde ihaleye çıkılması, uygun görüş alınması gereken hallerde alınmadan ihaleye çıkılması, ihale kapsamında çalıştınlan personelin sözleşme konusu işler dışmda çalıştınlması, 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrası hükmüne aykınlık teşkil edecek şekilde işlem ve eylemler yapılması nedeniyle idare aleyhine zarar ortaya çıkması halinde, oluşan bu zararlar, bu zarara neden olduğu tespit edilenlere rücu edilmek suretiyle tahsil edilir. Aynca, bu kişiler hakkında uygulanacak ceza ve disiplin hükümleri saklı kalmak üzere, bu kişilere her türlü aylık, ödenek, zam, tazminat dahil yapılan bir aylık net ödemelerin beş katı tutannda idari para cezası uygulanır.

    /' \s

    62 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca yapılan personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihaleleri çerçevesinde çalıştırılan personelin, ihale ve sözleşme konusu iş dışında başka bir işte çalıştırılması veya görevlendirilmesi veya 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrası hükmüne aykırılık teşkil edecek şekilde işlem ve eylemler yapılması gibi sebeplerle mahkeme tarafından işçi lehine ücret farkına hükmedilmesi veya personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihalesine çıkılmaması gerektiği halde ihaleye çıkılması hallerinde sözleşme iptal edilerek alt işveren-asıl işveren ilişkisi sonlandınlır.

    Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir."

    MADDE 13- 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 8 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Bu Kanun kapsamında bulunan işyerlerinde kurulan 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinde tanımlanan asıl işveren-alt işveren ilişkisinde, alt işveren ile işçilerini kapsayan toplu pazarlık süreci; asıl işverenin üye olması ve alt işverenin yetkilendirmesi kaydıyla, ilgili kamu işveren sendikası tarafından 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu hükümlerine göre yürütülür ve sonuçlandırılır. Bu fıkraya göre imzalanan toplu iş sözleşmelerine göre belirlenen ücret ve sosyal haklardan kaynaklanan bedel artışı kadar idarece fiyat farkı ödenir. Kamu işveren sendikaları tarafından yürütülmeyen ve sonuçlandırılmayan toplu iş sözleşmeleri için fiyat farkı ödenmez ve 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrasının son cümlesinde yer alan asıl işverenin toplu iş sözleşmesinden doğan sorumluluğu bu fıkra hükümleri ile getirilen yükümlülükten fazla olamaz."

    MADDE 14- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 28 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "temizlik, yemek, koruma ve güvenlik ile" ibaresi "yemek ve" şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında olan işlerden sürekli nitelikte olanlara ilişkin hizmet alımlannda, yüklenme süresi üç yıl olup, bu süre gerekli hallerde gerekçesi gösterilmek şartıyla üst yöneticinin onayıyla kısaltılabilir."

    MADDE 15- 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "(5) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinde tanımlanan asıl işveren-alt işveren ilişkisinde asıl işveren, işyerindeki alt işverenlerin gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alıp almadığım gözetmek ve denetlemekle yükümlüdür."


    MADDE 16- 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 26 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "(10) İşveren sendikaları, tüzüklerinde hüküm bulunmak ve şartlan genel kurul kararıyla belirlenmek kaydıyla, işçilerin sigorta primlerinin işveren payının ödemelerinde kullanılmak ve nakit mevcudunun yüzde yirmibeşini aşmamak üzere karşılıksız yardıma dayalı dayanışma ve yardım fonu oluşturabilir."


    MADDE 17- 27/2/2003 tarihli ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "MADDE 6- Türkiye'nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe ve 11/4/2014 tarihinden önce süresiz çalışma izni verilmiş olan yabancıların haklan saklı kalmak kaydıyla; 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uyarınca uzun dönem ikamet iznine sahip olanlar veya Türkiye'de kesintisiz en az sekiz yıl ikamet izni ile kalmış olan veya en az sekiz yıl kanuni çalışması olan yabancılara, süresiz çalışma izni verilebilir.

    Süresiz çalışma izni verilen yabancılar, 6458 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde belirtilen uzun dönem ikamet izninin sağladığı haklardan yararlanırlar.

    Süresiz çalışma izni yabancının veya işvereninin talebiyle ya da 6458 sayılı Kanunun 45 inci maddesinde sayılan uzun dönem ikamet izninin iptalini gerektiren hallerde iptal edilir.

    Çalışma izni verilen yabancıların Türkiye'ye girişleri, Türkiye'de kalışları ve Türkiye'den çıkışlarına ilişkin kayıtlar İçişleri Bakanlığı tarafından Bakanlığa bildirilir."

    MADDE 18- 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 88 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

    "h) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca süresiz çalışma izni verilenler."

    MADDE 19-25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 50 nci maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    "4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesi gereği işe iade davası nedeniyle yatırılan primlerin son günü esas alınarak işsizlik ödeneği hak sahipliği belirlenir ve işsiz geçen dönem için ödeme yapılır."

    MADDE 20- 4447 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

    "GEÇİCİ MADDE 12- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında kömür ve linyit çıkarılması faaliyet kollarında Manisa İli Soma İlçesinde faaliyet gösteren Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'ye ait Karanlıkdere mevkii Eynez Maden Ocağı işletmesinde 13/5/2014 itibarıyla sigortalı olanlara veya bunların 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinde sayılan hak sahiplerine aynı maddede belirtilen oranlarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirlenen sürede aylık net ücretleri esas alınarak Fondan ödeme yapılır. Bu ödemelerden vergi veya başka ad altında herhangi bir kesinti yapılamaz. Bu ödemeler, işverenin ücret ve diğer yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz."

    MADDE 21- 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

    "GEÇİCİ MADDE 33- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 41 inci maddesi kapsamında taşınmazların Sosyal Güvenlik Kurumuna devir ve teslimi ile bu taşınmazların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) devir ve teslimi 31/12/2023 tarihine kadar katma değer vergisinden müstesnadır.

    Bu kapsamda vergiden istisna edilen işlemler bakımından 30 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uygulanmaz. Maliye Bakanlığı, istisnaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."

    MADDE 22- 8/5/1985 tarihli ve 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "MADDE 1- Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin onsekiz yaşım doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadım olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir."

    i

    MADDE 23- 3201 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Sosyal güvenlik sözleşmeleri" ibaresi "Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri" şeklinde değiştirilmiştir.

    MADDE 24- 3201 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrasına aşağıdaki cümle ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Ancak, uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde Türk sigortasına girişinden önce akit ülke sigortasına girdiği tarihin Türk sigortasına girdiği tarih olarak kabul edileceğine ilişkin özel hüküm bulunan ülkelerdeki sigortalılık sürelerini borçlananların akit ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilir.

    Yurt dışmda geçen sürelerin tamamı veya istenildiği kadarı borçlanılabilir. Başvuru sahiplerinin kısmi borçlanma taleplerine istinaden yapılacak borçlanma süresinin tespitinde ibraz edecekleri belgelerde kayıtlı bulunan tarihler arasındaki son tarihten geriye doğru olmak üzere gün sayılan esas alınır."

    MADDE 25- 3201 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Sosyal güvenlik sözleşmeleri" ibaresi "Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri" şeklinde değiştirilmiştir.

    MADDE 26- 3201 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrasına "aylık" ibaresinden önce gelmek üzere "ilgili sosyal güvenlik kanunlarına göre" ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 27- 3201 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

    "Davalardan vazgeçenlerin işlemleri

    GEÇİCİ MADDE 8- 1 inci madde ile 5 inci maddenin beşinci fıkrasında bu Kanunla yapılan değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Kurum aleyhine açılmış ve henüz sonuçlanmamış davalardan feragat edenler hakkında da uygulanır. Davadan feragat edilmesi halinde davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmez."

    MADDE 28- 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendine "Sosyal güvenlik alanında,'' ibaresinden sonra gelmek üzere "eğitim, araştırma ve danışmanlık faaliyetleri yapmak ve yaptırmak," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 29- 5502 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

    "ç) Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığı."

    MADDE 30- 5502 sayılı Kanuna 25/A maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 25/B maddesi eklenmiştir.

    "Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığı

    MADDE 25/B- Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığının görevleri şunlardır:

    a) Sosyal güvenliğe ve sağlık sigortasına ilişkin alanlarda ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma, eğitim, inceleme, yayın ve danışmanlık faaliyetleri yapmak ve yaptırmak.

    b) Kurumsal kapasitenin arttırılmasına yönelik hizmet içi eğitim programım hazırlamak ve görevde yükselme sınavlarında başarılı olan personeli özel eğitim programı hazırlayarak eğitmek.

    c) Kurum personelinin eğitim planını hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek,

    ç) Sosyal güvenlik ekonomisi ve finansmanı alanında gelişmeleri takip etmek.

    d) Sosyal güvenlik mevzuatına ilişkin sertifika programlan hazırlamak.

    e) Üniversite ve araştırma enstitüleri ile işbirliği yaparak veya hizmet satm alınması suretiyle eğitim programlan, araştırma, geliştirme çalışmalan yapmak veya yaptırmak.

    | f) Kamu kurum ve kuruluşlarına, tüzel kişi ve kurumlara sosyal güvenlik konulannda eğitim vermek, seminer ve konferans düzenlemek.

    g) İkili sosyal güvenlik sözleşmesi bulunan ülkelerdeki dış temsilcilikler ve ilgili kurum ve kuruluşlarla eğitim, seminer, staj ve personel değişimi çalışmalanm yürütmek,

    ğ) Başkan tarafından verilecek benzer nitelikteki diğer görevleri yapmak."

    MADDE 31- 5502 sayılı Kanunun 28 inci maddesine mülga ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü bünyesinde çalıştınlmak ve yirmi kişiyi geçmemek üzere sözleşmeli olarak uzman personel istihdam edilebilir. Bu kapsamda sözleşmeli olarak istihdam edilecek personel, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır. Bu şekilde çalıştınlacak olanlardan Kurumca belirlenecek en fazla on kişiye ödenecek ücret, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilenlerin sözleşme ücreti tavanının dört katım, geri kalanlar için ise üç katım geçemez ve bunlara bu fıkrada belirtilen ücret dışmda herhangi bir ödeme yapılamaz. Bu kapsamda istihdam edilecek personel Kurum tarafından yürütülen özel bilgi ve ihtisas gerektiren projeler kapsamında görevlendirilir ve bu şekilde sözleşmeli personel istihdam edilen projelerin süresi en fazla üç yıldır. Bu kapsamda çalıştınlan bir kişi aralıksız olarak en fazla bir proje süresince görevlendirilebilir ve farklı projelerde de olsa üç yıldan daha uzun süre istihdam edilemez. Bu suretle çalıştınlacaklann nitelikleri, alınma usulü, sözleşme usul ve esaslan, bunlara ödenecek ücret ile diğer hususlar Maliye Bakanlığının görüşü üzerine Kurum tarafından çıkanlan yönetmelikle düzenlenir."

    I MADDE 32- 5502 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasına "diğer Daire Başklam" ibaresinden sonra gelmek üzere Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkam ve Yardımcısı" ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 33- 5502 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.

    "d) Kurumca hazırlanan her türlü standart form, manyetik, elektronik veya akıllı kart satışından elde edilecek gelirler ile her türlü data hattı, internet kullanımı ve benzeri kira gelirleri, Kurumun ödeme kapsamındaki listelere girmek veya bu listelerde kalmak veya değişiklik yapmak için yapılan başvurulardan ve sözleşmelerden elde edilen gelirl
    ^JİP-««^^ "
    ğ) Eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden elde edilen gelirler." .iQ,*

    MADDE 34- 5502 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin başlığı "Kurumun taşınmaz edinimi, taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile gayrimaddi haklarının hukuki durumu" şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Kurum, gayrimaddi haklarım satabilir."

    MADDE 35- 5502 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "Muafiyetler

    MADDE 36- İlgili kanunlarda yer verilmemiş olsa dahi; Kuruma ait taşınır ve taşınmazlar, bunların alım ve satım işlemleri ile Kuruma yapılacak bağış ve yardımlar, Kurumun taraf olduğu davalar, icra kovuşturmaları ile ilamlar, Kurum tarafından avukatlara verilen vekaletnameler, Kurum tarafından satın alman ve satılan taşınmazlar ile ilgili tüm tapu işlemleri, döner sermaye bedelleri, Kurum tarafından yapılan bütün işlemler ve bu işlemler için ilgililere verilmesi veya bunlardan alınması gereken yazı ve belgeler ve bunların suretleri, baro vekalet pulu, damga vergisi, harçlar ve 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkümlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanuna göre alman harçlar da dahil olmak üzere her türlü vergi, resim ve harçlar ile Kurumun doğrudan doğruya hizmetlerinden yararlanmadığı her türlü fon ve kuruluşlara katkı paylarından, belediyelerde yürütülecek her türlü hizmet karşılığı alman ücret ve katılma payından, her türlü dava ve icra işlemlerinde teminat yatırma mükellefiyetinden muaftır. Diğer kanunlarda yer alan bütün muafiyet ve istisnalar saklıdır.

    Kurum aleyhine sonuçlanan davalarda yargılama harçları Kuruma yükletilemez.

    Kurumun taraf olduğu ve konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile Kurumun taraf olduğu her türlü davalarda Kurum aleyhine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, alacaklı veya vekilinin Kuruma ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte yazılı şekilde yapacağı müracaat üzerine bildireceği banka hesap numarasına, müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde yatırılır. Alacaklı veya vekili ilama dayalı alacağının tahsili hususunda Kuruma müracaat ederek bu sürenin dolmasını beklemeksizin Kurum aleyhine cebri icra yollarına başvuramaz. Belirtilen sürede ödeme yapılamaması halinde, söz konusu alacaklar genel hükümler, dairesinde tahsil olunabilir. Kesinleşmeksizin hüküm altına alman miktarların ödenmesini müteakip söz konusu kararın ilgili mercilerce bozulması halinde, ödenen miktarlar ödeme tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte ilgililerden tahsil edilir."

    MADDE 36- 5502 sayılı Kanunun eki (I) sayılı Cetvelin "Yardımcı Hizmet Birimleri" bölümüne "Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığı" ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 37- 5502 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

    MADDE 38- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "55" ibaresi "50" ve sekizinci fıkrasında yer alan "malül" ibaresi "ağır engelli" şeklinde değiştirilmiştir.

    MADDE 39- 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    "Tablonun (10) numaralı sırasında belirtilen sigortalıların, fiili hizmet süresi zammından yararlandırılacakları dönem içerisinde kalan; yıllık ücretli izin, sıhhi izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günleri ile eğitim ve kurs sürelerinde fiilen çalışma ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalma şartı aranmaz."

    MADDE 40- 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "a) Kanunları gereği verilen ücretsiz doğum ya da analık izni süreleri ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki sigortalı kadının, üç defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden sonra iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla borçlanılacak sürelerde hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmaması, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılmaması ve çocuğunun yaşaması şartlarıyla talepte bulunulan süreleri,"

    MADDE 41- 5510 sayılı Kanunun 61 inci maddesinin altıncı fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    "Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bursu ile Türkiye'ye gelen yabancı uyruklu öğrencilerin bildirimleri ise bu Başkanlık tarafından yapılır."

    MADDE 42- 5510 sayılı Kanunun 63 üncü maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan "iki" ibaresi "üç" şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "3713 sayılı Kanuna göre aylık bağlanmış maluller, 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi veya 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (f) bentlerinde sayılanlardan 3713 sayılı Kanun kapsamına giren olaylar sebebiyle aylık bağlananlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına girmese dahi başkasının yardımı ve desteği olmaksızın yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malul olan vazife ve harp malulleri ile bakmakla yükümlü olduğu kişiler bu maddenin birinci fıkrasının (e) bendinin (3) ve (5) numaralı alt bentlerinden muaftır."

    MADDE 43- 5510 sayılı Kanunun 64 üncü maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Kurumla sözleşmeli özel sağlık hizmet sunucuları ile Kurumla kısmi branş veya sağlık hizmeti alım sözleşmesi imzalamış olan vakıf üniversitesi sağlık hizmeti sunucuları, Kuruma bildirmiş oldukları hekimlerden sözleşme kapsamı branşlarda fiilen hizmet sunanlar tarafından verilen sağlık hizmetlerini, Kurumca belirlenen istisnalar hariç olmak üzere ve Kurum mevzuatına uygun olarak fatura edebilirler. Aksi takdirde, bu faturalara ait tutarlar Kurumca karşılanmaz."

    MADDE 44- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "63 üncü maddenin birinci fıkrasının (e) bendi gereğince sağlanan ve bir hastalığın tedavisinin başka tıbbi bir yöntemle mümkün olmaması nedeniyle yapılacak yardımcı üreme yöntemi tedavisi dışındaki, yardımcı üreme yöntemi tedavisinde katılım payı ilk denemede %30, ikinci denemede %25, üçüncü denemede %20 oranında uygulanır."

    MADDE 45- 5510 sayılı Kanunun 72 nci maddesine aşağıdaki fikra eklenmiştir.

    "Bu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenler hariç olmak üzere 63 üncü maddede belirtilen komisyonlara iştirak edenler ile bilimsel ve akademik nitelikleri dikkate alınarak Kurum tarafından bilimsel nitelikli komisyonlarda veya tıbbi inceleme, tıbbi değerlendirme, tıbbi uygunluk onayı verme gibi iş ve işlemlerle ilgili yürütülen çalışmalarda; üniversitelerden görevlendirilen öğretim üyelerine, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarından görevlendirilen tabip, diş tabibi ve eczacılara (6.500) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutan geçmemek üzere ödeme yapılır. Bu ödemenin usul, esas ve miktan ile diğer hususlar Kurum ve Maliye Bakanlığınca müştereken belirlenir."

    MADDE 46- 5510 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin onuncu fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye onbirinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

    "Ancak, 72 nci maddede belirtilen usullere göre bedelleri karşılanacak olan bu kapsamdaki ürünler garanti süresi içerisinde veya aynı amaca yönelik ürün talepleri Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu tarafından belirlenen bedeller üzerinden Kurum tarafından belirlenen usul ve esaslara göre karşılanır."

    "Kurum, ödeme kapsamındaki sağlık hizmetleri ve/veya ürünleri listelerine girmek, bu listelerde kalmak veya listelerde değişiklik yapmak için başvuruda bulunan ya da Kurumla sözleşme yapmak için başvuran, gerçek veya tüzel kişilerden yıllık ücret ve/veya başvuru ücreti alınması hususunda yetkilidir. Buna ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir.

    Kurum, sağlık hizmeti sunuculan ve/veya ürün sağlayıcılanndan satın alacağı ürün ya da sağlık hizmetleri ile ilgili olarak, ürün ve hizmetin kalitesi, standardı, niteliği veya yeterliliği ile fatura denetimi konusunda kriterler koymaya, alternatif geri ödeme modelleri oluşturmaya ve bu konularda tespitler ve denetimler yapmaya ve/veya yaptırmaya, buna bağlı olarak hizmet alımı yapmaya yetkilidir."

    MADDE 47- 5510 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    "Ancak, işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştınlmak üzere götürülen sigortalılann sigorta primine esas günlük kazanç üst sının 16 yaşından büyük sigortalılara ait günlük kazanç alt sınınmn üç katıdır."

    MADDE 48- 5510 sayılı Kanunun 87 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

    "g) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından bildirimi yapılan yabancı uyruklu öğrenciler için bu Başkanlık,"

    MADDE 49- 5510 sayılı Kanunun 88 inci maddesine yirmibirinci fıkrasından sonra, gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt, kusur, hata veya yanıltıcı beyanından kaynaklanmaması şartıyla, sigortalılarca ödenen prim ve prime ilişkin borcun noksan tahakkuk ettirildiğinin Kurumca sonradan tespit edilmesi halinde tespit edilen fark prime ilişkin borç aslına, tebliğ tarihinden itibaren 89 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır."

    MADDE 50- 5510 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "altı ay" ibaresi "oniki ay" şeklinde değiştirilmiştir.

    MADDE 51- 5510 sayılı Kanunun 103 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

    "Kurum müfettişlerince yapılan inceleme veya soruşturma esnasında, telafisi güç Kurum zararının oluşacağı kanaati olursa, en az üç müfettişten oluşan komisyonun uygun görüşü ve Rehberlik ve Teftiş Başkanımn onayıyla altı ayı geçmemek üzere, inceleme veya soruşturma sonuçlanıncaya kadar sağlık hizmet sunucusunun Kurum nezdindeki muaccel veya müeccel alacaklarının ödemesi durdurulabilir. Altı aylık süre içerisinde inceleme veya soruşturma sonuçlanmaz ise durdurma karan kendiliğinden kalkar ve bu tarihten itibaren muaccel olan alacaklan ödenmeye devam olunur. Altı aylık süre sonuna kadar ödemesi durdurulan alacaklar ise inceleme veya soruşturma sonuçlanıncaya kadar ödenmez. Ancak, sağlık hizmet sunucusunun Kurum nezdindeki muaccel olan alacaklarının her biri için, 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde sayılanlar kapsamında, teminat gösterilmesi durumunda durdurma karan bu karan uygulayan Kurum ünitesi tarafından kaldınlır ve Kurum nezdindeki alacaklan ödenir.

    Kurum tarafından sözleşmesi feshedilmiş sağlık hizmet sunucusunun feshinden doğan Kurum alacaklan tahsil edilmeden ve fesih süresi tamamlanmadan aynı sağlık hizmet sunucusu ile sözleşme yapılmaz. Ancak, 5237 sayılı Kanunda belirtilen nitelikli dolandıncılık fiillerinin işlenmesi ile Kurum zararına sebep olunmuş ise aynı sağlık hizmet sunucusu ile hiçbir şekilde sözleşme yapılmaz. Söz konusu sağlık hizmet sunucusunun devri halinde ise, fesih süresinin tamamlanması ve fesihten kaynaklı borçlarının tamamının ödenmiş olması, şirket ortaklan ile yöneticilerinin aynı kişiler olmaması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda devir alan ile sözleşme yapılabilir."

    MADDE 52- 5510 sayılı Kanunun geçici 41 inci maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    "Bu madde uyarınca Kurum tarafından satın alman taşınmazlar, kamu hizmetlerinde kullanılmak veya gerektiğinde Hazineye ait diğer taşınmazlar gibi değerlendirilmek üzere satm alman bedel üzerinden Hazineye devredilebilir."

    MADDE 53- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

    "GEÇİCİ MADDE 53- 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında genel sağlık sigortası tescili yapılmış olup da gelir testine hiç başvurmayanlardan bu maddenin yayımım takip eden aybaşından itibaren üç ay içerisinde gelir testine başvuran kişilerin genel sağlık sigortası primleri yapılan gelir testi sonucuna göre tescil başlangıç tarihinden itibaren tahakkuk ettirilir.

    Tescil başlangıç tarihinden bu maddenin yayımlandığı aym sonuna kadar tahakkuk ettiği halde ödenmemiş olan genel sağlık sigortası prim alacaklanmn aslı, bu maddenin yayımım takip eden aybaşından itibaren dört ay içerisinde talep edilmesi ve talep tarihini takip eden aydan başlanarak oniki ay içerisinde peşin veya taksitle ödenmesi halinde ilgili dönemler için gecikme cezası ve gecikme zammı alınmaz. İlk taksiti ödeyen kişilerin kalan borçlan, süresi geçen ikiden fazla ödenmeyen taksit tutan bulunmadıkça 67 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen borç olarak değerlendirilmez. Bu madde ile belirlenen süre içerisinde yapılandınlan borcun tamamım ödemeyen kişiler ödediği tutar kadar bu madde hükümlerinden yararlandınlır.

    60 mcı maddenin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında re'sen genel sağlık sigortası tescili yapılmış olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce gelir testi yaptırmış olmakla birlikte gelir düzeyleri asgari ücretin iki katından daha düşük olarak tespit edilmiş olanların, bu tespit öncesinde genel sağlık sigortası primi ödenmemiş olan süreleri hakkında da gelir testi sonucu bulunan tutarlar esas alınarak birinci fikra hükümleri uygulanır. Ancak, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ödemiş olduklan genel sağlık sigor£isf^İ'ipŞi*4|e gecikme cezası ve gecikme zammı tutarlan geri iade edilmez. ^ ^

    Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir.

    Birinci fıkrada belirtilen üç aylık süreyi üç ay daha uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

    GEÇİCİ MADDE 54- Mülga 4355 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsalan Kanunu, mülga 5373 sayılı Esnaf Demekleri ve Esnaf Demekleri Birlikleri Kanunu ve mülga 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanununa göre; esnaf ve sanatkar siciline veya odasma ya da her ikisine birden kayıtlan bulunmakla birlikte üye kayıtlarının mevzuata uygun olarak yapılmadığının tespit edilmesi üzerine, Kuruma kayıt ve tescili yapılmakla birlikte, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılık süreleri geçersiz sayılarak iptal edilen sigortalılardan 22/3/1985 tarihinden sonraki sürelere ait prim, gecikme zammı ve gecikme cezalanmn 31/12/2013 tarihine kadar ödenmiş olması şartıyla 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılıklan başlangıç tarihinden itibaren geçerli sayılır.

    4 üncü ve 7 nci maddeleri ile 2926 sayılı Kanunun 2 nci, 5 nci ve 9 uncu maddelerine göre kayıt ve tescili yapılanların, sigortalılık tescil ve sürelerine esas tarımsal faaliyetleri ile ilgili kurum ve kuruluş üye kayıtlarının mevzuata uygun olarak yapılmadığının tespit edilmesi üzerine sigortalılıklan geçersiz sayılarak iptal edilenlerin, tescillerinin yapıldığı tarihten 31/12/2010 tarihine kadar geçen sürelere ait prim, gecikme zammı ve gecikme cezalanmn 31/12/2013 tarihine kadar ödenmiş olması şartıyla, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamındaki sigortalılıklan başlangıç tarihinden itibaren geçerli sayılır. Ancak, tevkifat kesintisine binaen geriye dönük yapılan tescillerden, tevkifatm yapıldığı tarihte ziraat odası kaydı bulunmayan, daha sonra geriye dönük tesis edilen kayıtlar geçerli kabul edilmez.

    Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra birinci ve ikinci fıkralar uyarınca hizmet iptali yapılmaz.

    Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.

    GEÇİCİ MADDE 55- 506 sayılı Kanun ve bu Kanun kapsamından çıkarılan işyerlerine ilişkin olup işyerine ait borcun tamamının ödeme süresi 31/12/2013 veya önceki bir tarihe ilişkin olduğu halde ödenmemiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi ve idari para cezası ile özel kanunlardaki hükme istinaden Kurumca 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edilen eğitime katkı payı, özel işlem vergisi ve damga vergisi borçlarından borç türü bazında borç asıllan toplamı yüz Türk Lirasını aşmayan alacakların tahsilinden vazgeçilir.

    GEÇİCİ MADDE 56- Geçici 44 üncü veya geçici 51 inci madde kapsamında bulunanlardan öngörülen süre içinde başvuru hakkını kullanmamış olanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Kuruma başvurmaları halinde, geçici 44 üncü madde hükümlerinden yararlandınlır.

    Geçici 4 üncü maddenin onyedinci fıkrası uyarınca borçlandınlarak borcun tamamım veya bir kısmım ödeyenlerin ödemiş oldukları tutarların iadesini istemeleri halinde, geçici 44 üncü madde kapsamında hesaplanan emeklilik keseneği ve kurum karşılığı tutarlarının halen çalıştıklan veya kamu görevlisi olarak en son çalışmış olduktan kamu idarelerine bildirilmesini takip eden altı ay içerisinde Kuruma defaten ödenmesi, bu süre içinde ödenmezse gecikme zammı ile birlikte ödenmesi halinde daha önce yatırmış olduklan tutarların kamu idaresince yatınlan kısmı kendilerine faizsiz olarak iade edilir.

    Geçici 4 üncü maddenin onyedinci fıkrası, geçici 44 üncü maddesi, geçici 51 inci maddesi ve bu madde kapsamında borçlandınlmak suretiyle hizmet olarak alman., söz konusu maddeler kapsamında belirtilen sürelerde diğer sigortalılık statüleripe tabi marak

    uzun vadeli sigorta kollarına prim ödenen sürelerin tamamı memuriyette geçmiş kabul edilerek kazanılmış hak aylıklarının tespitinde değerlendirilir.

    GEÇİCİ MADDE 57- 8 inci maddenin üçüncü fıkrasında ve 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilenler için 9 uncu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükler ile 11 inci maddenin altıncı fıkrasında belirtilen yükümlülüklerden bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içerisinde yerine getirilmiş olanlar, kanuni süresinde yerine getirilmiş sayılır ve idari para cezası uygulanmaz. Bu yükümlülükler için daha önce uygulanan idari para cezalan, kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın terkin edilir, ancak tahsil edilmiş tutarlar red ve iade veya mahsup edilmez.

    5 inci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamındaki sigortalılar hakkında bu Kanun gereğince verilmesi gereken bildirge ve belgeler, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren altı ay içerisinde verilmesi halinde kanuni süresinde verilmiş sayılır. Bu yükümlülükler için daha önce uygulanan idari para cezalan, kesinleşip kesinleşmediğine bakılmaksızın terkin edilir, ancak tahsil edilmiş tutarlar red ve iade veya mahsup edilmez.

    Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.

    GEÇİCİ MADDE 58- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığında 18/11/2005 tarihinden 1/10/2008 tarihine kadar 657 sayılı Devlet Memurlan Kanununun 4 üncü maddesinin (C) fikrası kapsamında istihdam edilen geçici personele ödenmiş olan fazla çalışma ücretleri prime esas kazancın hesabmda dikkate alınmaz. Bu maddenin uygulamasında 102 nci maddeye göre tahakkuk ettirilip tahsilatı gerçekleştirilen tutarlar iade ve mahsup edilmez.

    Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.

    GEÇİCİ MADDE 59- 13/5/2014 tarihinde Manisa İlinin Soma İlçesinde meydana gelen maden kazası sonucunda ölen sigortalının; Kuruma olan her türlü borçlan terkin edilir ve hak sahiplerine 32 nci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen şartlar aranmaksızın bu Kanun hükümlerine göre aylık bağlanır. Bu Kanunda öngörülen primlerin eksik olan kısmı Maliye Bakanlığınca Kuruma ödenir.

    Ölen sigortalının anne ve babasına gelir ve aylık bağlanmasında, 34 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartlan aranmaz.

    3713 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (ç) bendi hükmü bunlar hakkında aynca uygulanır.

    Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığınca müştereken tespit edilir."

    MADDE 54- 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

    "31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmalan nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan müracaata doksan gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için, taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecekvjşjire zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. 4 ^ \

    Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma re'sen ihbar edilir, ihbar üzerine davaya davalı yanında fer'i müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek karan kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür."

    MADDE 55- 5521 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

    "GEÇİCİ MADDE 3- 7 nci maddeye bu Kanunla eklenen dördüncü fıkra hükmü, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalarda da uygulanır."

    MADDE 56- 17/2/2010 tarihli ve 5952 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine "Müsteşarlık Müşavirleri:" ibaresinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve aynı bentte yer alan "Terörle" ibaresi "Ayrıca; terörle" şeklinde değiştirilmiştir.

    "Müsteşarlıkta sayısı beşi geçmemek üzere Müsteşarlık Müşaviri çalıştırılabilir."

    MADDE 57- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;

    a) 152 nci maddesinin "II- Tazminatlar" kısmının "A) Özel Hizmet Tazminatı" bölümüne aşağıdaki bent eklenmiştir.

    "n) Türkiye İş Kurumu iş ve meslek danışmanları için %150 sine,"

    b) Eki (II) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin "2. Yargı Kuruluşları, Bağlı ve İlgili Kuruluşlar ile Yüksek Öğretim Kuruluşlarında" bölümüne "Sosyal Güvenlik Kurumu İnşaat ve Emlak Daire Başkam," ibaresinden sonra gelmek üzere "Sosyal Güvenlik Kurumu Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkam," ibaresi ve "5. Yargı Kuruluşları, Bağlı ve İlgili Kuruluşlar ile Yüksek Öğretim Kuruluşlarında" bölümüne "Sosyal Güvenlik İl Müdürü," ibaresinden sonra gelmek üzere "Sosyal Güvenlik Kurumu Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkan Yardımcısı," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 58- 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı Cetvelin 8 inci sırasına "Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Proje Grup Başkam," ibaresinden sonra gelmek üzere "Sosyal Güvenlik Kurumu Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkam," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 59- Ekli (1) ve (2) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığına ait bölümlerine eklenmiştir.

    MADDE 60- Bu Kanunun;

    a) 11 inci maddesi, 12 nci maddesi ile 4734 sayılı Kanuna eklenen ek 8 inci maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve beşinci fıkraları dört ay sonra,

    b) 12 nci maddesi ile 4734 sayılı Kanuna eklenen ek 8 inci maddenin dördüncü fıkrası 1/1/2015 tarihinde,

    c) 53 üncü maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 59 uncu madde 13/5/2014 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

    ç) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer.

    ,/ ,

    (1) SAYILI LİSTE

    KURUMU : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATI : MERKEZ

    İHDAS EDİLEN KADROLARIN

    SınıfıUnvanıDerecesiSerbest Kadro AdediToplam
    GİHEğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkam111
    GIHBaşkan Yardımcısı122
    GİHSosyal Güvenlik Uzmanı144
    GIHSosyal Güvenlik Uzmanı244
    GIHSosyal Güvenlik Uzman Yardımcısı81414
    GIHSosyal Güvenlik Uzman Yardımcısı91414
    GIHMütercim644
    GİHAktüer655
    GİHMemur61212
    GIHVeri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni61212
    THProgramcı666
    THİstatistikçi666
    THMatematikçi644
    THGrafiker644
    TOPLAM9292
    (2) SAYILI LİSTE

    KURUMU : KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI TEŞKİLATI : MERKEZ

    İHDAS EDİLEN KADROLARIN

    SınıfıUnvanıDerecesiSerbest Kadro AdediToplam
    GİHMüsteşarlık Müşaviri155
    GIHŞube Müdürü133
    TOPLAM88

    İşverenlere işyerindeki mal veya hizmet üretimini bir başka işverenin işçileri aracılığıyla gerçekleştirme imkanı sağlayan asıl işveren-alt işveren ilişkisi, 1936 tarihinden bu yana mevzuatımızda yer almakla birlikte son yıllarda daha çok öne çıkan bir uygulama haline gelmiştir.

    22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun yürürlüğe girmesinden bu yana, uygulamada karşılaşılan sorunlar, yargı kararlan açısından yapılan değerlendirmeler ve akademik çalışmalar incelendiğinde, çalışma hayatının tüm taraflanmn asıl işveren-alt işveren ilişkisinin değişime ihtiyaç duyulan bir alan haline geldiğini göstermektedir.
  2. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Bu kapsamda;

    -Alt işveren işçilerinin iş mevzuatından kaynaklanan haklanın kullanmalarım sağlayan, hak kayıplanm ortadan kaldıran, ücretlerini garantiye alan,

    -Kamu kurum ve kuruluşlan tarafından yapılan alt işveren sözleşmeleri ve uygulamalannm iş mevzuatına uygunluğunu sağlayan,

    -Alt işverenlik ile ilgili düzenlemeler ile alt işveren yarımda çalışan işçilerin hak kayıplanmn sosyal hukuk devleti olmanın gereklerine uygun olarak ortadan kaldın İması, alt işverenlik ilişkisinin kanuni sınırlar içinde özellikle kamu kesiminde daha sınırlı fakat işlevsel olarak kullanılmasına imkan sağlayan,

    -Yer altmda çalışan işçilerin haftalık çalişma süreleri ve yıllık ücretli izin sürelerinin yeniden düzenlenmesini sağlayan, yer altmda çalışan işçilere fazla çalışma yaptınlmasmı yasaklayan, bu işçilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanmasını kolaylaştıran, düzenlemeler yapılmaktadır.

    Bir diğer düzenleme ile, 13/5/2014 tarihinde Manisa İlinin Soma İlçesindeki maden ocağmda meydana gelen iş kazasında, bu tarih itibanyla 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olanlara veya bunların hak sahiplerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirlenecek sürede aylık net ücretleri tutarında ödeme yapılması öngörülmektedir. Bu kazada hayatım kaybeden işçilerin geride kalan hak sahiplerinden, ölüm aylığı bağlanabilmesi için 5510 sayılı Kanunda aranan prim ödeme süresi şartını yerine getiremeyenlerin hak sahiplerine de prim ödeme şartı aranmaksızın ölüm aylığı bağlanması, ölen sigortalının Sosyal Güvenlik Kuramıma olan her türlü borçlannm terkin edilmesi, anne ve babaya gelir ve aylık bağlanırken muhtaçlık şartının aranmaması ve yakınlanndan bir kişiye kamu kurum ve kuraluşlannda istihdam edilebilme hakkı verilmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır.

    İşveren sendikalan açısından önemli bir değişiklik de, bu sendikaların atıl olan nakit mevcudunun kullanımı ile ilgilidir. Tasanda yer alan düzenleme ile nakit mevcudun yüzde yirmibeşini geçmemek üzere işveren dayanışma ve yardım fonu kurulabilmesi ve oluşturulan bu fondan yardım alan üye işyerlerinin, işçilerin sigorta primlerinin işveren payım ödeyebilmesine imkan sağlanması amaçlanmaktadır.

    Aynca Tasan ile, sosyal güvenlik sisteminin iyileştirilmesi ve uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi amacıyla düzenlemeler yapılmaktadır.

    Sosyal Güvenlik Kurumunun prim borcuna mahsuben aldığı taşınmazlann satışının hızlandınlması ve değerlendirilmesi amacıyla katma değer vergisi muafiyeti getirilmiştir. 3201 sayılı Yurt Dışmda Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun uygulanmasında, yargı kararlan da dikkate alınarak doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığım kaybedenlerin Türk vatandaşı olarak çalıştıklan süreleri borçlanmalarına imkan tanınmış, aynca; sosyal güvenlik sözleşmesi yapılan ülkedeki ilk işe giriş, tarihinin Türkiye'de ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilmesi sağlanmıştır.

    Tüp bebek denemesinin ve doğum borçlanması hakkının ikiden üçe çıkarılması öngörülmüştür.

    Disiplin cezası sonucu memuriyetleri sona eren ve af kanunlarıyla cezalan kaldınlan memurlardan borçlanma için verilen süreyi kaçıranlara yeni bir hak verilmesi, daha önceki borçlanmada kendileri tarafından ödenmiş prim tutarlarının iadesi ve borçlanılan sürelerin kazanılmış hak aylığında değerlendirilmesi sağlanmıştır.

    Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra sigortalılığı başlayan ve maden işyerlerinin yer altı işlerinde sürekli veya münavebeli olarak çalışan sigortalıların emeklilikleri için 5510 sayılı Kanunda 55 olarak öngörülen yaş şartı, yer altı işlerinin diğer işlere göre daha ağır ve tehlikeli olduğu hususu gözönüne alınarak 50'ye düşürülmekte, aynca maden ocaklan (elementer cıva bulunduğu saptanan cıva maden ocaklan hariç), kanalizasyon ve tünel yapımı gibi yer altında yapılan işlerde çalışan sigortalıların bu işlerde, herhangi bir nedenle fiilen çalışmadıklan sürelerin de fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

    MADDE 1- Madde ile, 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinin sekizinci fıkrası değiştirilmekte, dokuzuncu ve onuncu fıkraları yürürlükten kaldırılmaktadır.

    Sekizinci fıkra, alt işverenliğin yedinci fıkra hükümlerine aykın olarak kullanılmasının yaptırımım düzenlenmektedir. Buna göre, alt işverenlik uygulamasının kanuni sınırlar içinde kullanılmaması halinde alt işveren işçilerine ödenecek ücret ve sağlanacak diğer sosyal haklar, asıl işverenin emsal işçisine veya benzer işi yapan işçiye ödenen ücret ve sağlanan sosyal haklardan az olamayacaktır. İşyerinde böyle bir işçi bulunmaması halinde söz konusu belirleme aynı işkolundaki işçi esas alınarak yapılacaktır. Alt işveren işçisine ödenecek ücret ve sağlanacak sosyal haklar belirlenirken emsal işçinin veya benzeri iş yapan işçinin toplu iş sözleşmesi kapsamında olup olmadığma bakılacaktır. Emsal veya benzeri iş yapan işçi toplu iş sözleşmesi kapsamında ise, alt işveren işçisinin ücret ve sosyal haklan bu işçiye göre belirlenecektir.

    MADDE 2- Madde ile, İş Kanununun 18 inci maddesinde yer alan otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işverence iş sözleşmesinin feshinin geçerli bir sebebe dayandınlması hükmünde; yer altında çalışan işçiler için kıdem süresi açısından bir istisna düzenlenmektedir. Buna göre otuz veya daha fazla işçinin çalıştığı bir işyerinde, yer altı işlerinde çalışan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, işçinin kıdem süresine bakılmaksızın işverence ancak geçerli bir sebebe dayanılarak feshedilebilecektir.

    MADDE 3- Madde ile, alt işveren yanında çalışan işçinin ücret alacağının tam ve düzenli ödenmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Uygulamada yalnızca kamu makamlan belirli işlerde (bina, köprü, hat ve yol inşası gibi yapım ve onanm işleri) müteahhitlerin yanında çalışan işçilerin ücret alacağının ödenmesi bakımından kontrol ve yalnızca işçinin ücretinin ödenmediği yönündeki başvurusu üzerine de hakedişten kesinti yaparak ödeme yapmak ile yükümlüdür. Özel sektör açısından ise yalnızca ihtiyari olarak kullanılabilen kontrol ve kesinti yapma yetkisi mevcuttur. Özel sektör işverenleri, ihtiyari olan bu yetkiyi genellikle kullanmadığı için alt işveren işçilerinin ücret alacaklarının tam ve düzenli olarak ödenmemesi sonucu doğmaktadır. Yapılan yeni düzenleme ile; hem kamu sektörü hem de özel sektör işverenlerine, alt işveren işçilerinin ücret alacağım aylık olarak kontrol etme ve gerektiğinde kesinti yapma yükümlülüğü getirilmektedir. Böylece, kamu sektörü ve özel sektör arasındaki mevcut aynm kaldınlırken getirilen aylık kontrol ve resen ödeme yapma imkanı ile ücretlerin tam ve düzenli ödenmesi amaçlanmaktadır. Aynca verilen işlerin konu bakımından sınırlaması kaldınlmakta, alt işverence verilen her türlü işte, işçinin ücret alacağım kontrol etme ve varsa kesinti yapma yükümlülüğü getirilmektedir. Bu şekilde ücret alacağının korunması bakımından alt işveren yarımda çalışan işçilerin tamamı kapsama alınmaktadır.

    MADDE 4- Madde ile, yer altrnda çalışan işçilere 4857 sayılı Kanunun 42 nci maddesindeki zorunlu nedenler ve 43 üncü maddesindeki olağanüstü haller dışmda zorunlu çalışma yaptınlamayacağı düzenlenmektedir.

    MADDE 5- Madde ile, yer altında çalışan işçiler için 4857 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinde belirtilen izin sürelerinin dört gün arttınlması düzenlenmektedir. Bu şekilde yer altında çalışan ve beş yıldan az kıdeme sahip bir işçinin iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesL ile daha fazla belirlenmediği durumlarda en az onsekiz gün yıllık ücretli izin hakkr^i^c|i

    MADDE 6- 4857 sayılı Kanunun 56 ncı maddesine eklenen fıkra ile alt işveren yanında çalışan işçilerin yıllık ücretli izne hak kazanması açısından aym işyerinde çalışma süresi dikkate alınmakta olup, aym işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde işvereni değişse dahi bu haklan korunmaktadır. Bu düzenlemeyle, aym işyerinde bir yıllık çalışma süresini dolduran alt işveren işçisinin hak ettiği yıllık ücretli izin, iş edimini sunduğu işverence kanuni olarak kullandınlabilecektir. Böylece, alt işverenin aynldığı fakat işçilerin aym işyerinde çalışmaya devam ettiği durumlarda işçilerin yıllık izin açısından hak kayıplan önlenmektedir.

    Aynca, yapılan düzenleme ile alt işveren asıl işverene izin kayıt belgesinin bir nüshasım sunmakla yükümlü tutulmuştur.

    MADDE 7- Madde ile, yer altında çalışan işçilerin haftalık çalışma süresinin en çok otuzaltı saat olabileceği düzenlenmiştir.

    MADDE 8- Madde ile, 4857 sayılı Kanunun 98 inci maddesi değiştirilerek alt işverenliğin 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan hükümlerine aykın olarak kullanılması durumunda asıl işveren ve alt işveren veya bunlann işveren vekillerine ayn ayn olmak üzere idari para cezasının uygulanması düzenlenmiştir. Böylece alt işverenlik uygulamasının kullanılmasında hem asıl işverenin hem de alt işverenin mevzuata uyması amaçlanmıştır.

    MADDE 9- Alt işveren işçilerinin en önemli sorunlanndan birinin de kıdem tazminatı konusu olduğu bilinmektedir. Alt işveren işçilerinin kıdem tazminatına hak kazanması ve hak kazandıklan bu tazminatı alamamasının birçok nedeni bulunmaktadır.

    Öncelikle, alt işverenlerin her yıl değişmesi bu şirketlerde çalışan işçilerin bir yıllık çalışma şartım sağlamalarım zorlaştırmaktadır.

    Aym şekilde kıdem şartım yerine getirse dahi işçilerin kıdem tazminatlan birçok alt işveren tarafından ödenmemekte, herhangi bir uyuşmazlık durumunda ise alt işverene ulaşılamamakta, birlikte sorumluluk esas alınarak ödemenin tümü asıl işverene bırakılmaktadır. Hatta son dönemde işçilerin alt işverene hiç başvurmadan doğrudan asıl işverene dava açma yoluna başvurduğu da görülmektedir.

    Özellikle kamu sektöründe iş alan alt işverenlerin ihale konusu işin maliyetini hesaplarken kıdem tazminatım bu hesaplamaya dahil edemediği, "sözleşme gideri veya genel giderler" için aynlan tutarın ise ihale bedelinin yüzde üçü ile sınırlandığı, dolayısıyla kıdem tazminatım ödemek isteyen alt işverenlerin dahi bu ödemeyi yapamadığı, işçilerin dava yoluna başvurmalan halinde ise işçilerin kıdem tazminatlarının faizi ile birlikte asıl işveren kabul edilen kamu tarafından ödenmesine karar verildiği görülmektedir. Bu durum kamu kurum ve kuruluşlan için ciddi mali külfet doğurmaktadır.

    Madde ile, bu sorunun çözümü yoluna gidilmiştir. Buna göre alt işveren işçilerinin hak ettiği kıdem tazminatlan ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından doğrudan işçinin banka hesabma aktanlacaktır. Kıdem tazminatının ödenebilmesi için işçiden ve alt işverenden hangi evrakların isteneceği yönetmelikle belirlenecektir. Belgeleri alan kamu kurum ve kuruluşlan gerekli incelemeleri yaptıktan sonra söz konusu alt işveren işçisinin kamu kurum ve kuruluşlannda geçen hizmet süresine tekabül eden kıdem tazminatı tutannı alt işveren işçisinin banka hesabma aktaracaklardır. Bu ödeme her kamu kurum ve kuruluşunun kendi bütçesinde yer alan bütçe kaleminden ödeneğin yetip yetmediğine bakılmaksızın yapılacaktır. Ödeme yapan kamu kurum ve kuruluşlan mülga 1475 sayılı İş Kanununun yürürlükte olan 14 üncü maddesindeki şartlan gözönünde bulunduracaktır. ...

    Alt işverenden ve işçiden istenecek bilgi ve belgeler, ödemenin süresi, kamu kurum ve kuruluşlarında geçen sürelerin nasıl hesaplanacağı ve gerek duyulacak diğer hususlar çıkarılan yönetmelikle belirlenecektir.

    MADDE 10- Madde ile, 4857 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak bildirimler yeterli sayıldığından, idari işlemlerin tekrarının önüne geçmek ve mevzuatın sadeleştirilmesini sağlamak amacıyla yürürlükten kaldırılmıştır.

    MADDE 11- Madde ile, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu ihale Kanununun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi değiştirilerek, gerek yardımcı işlerde gerekse asıl işin bir bölümünde hizmet alım ihalelerine çıkılmasında 4857 sayılı tş Kanununun alt işverenlik ile ilgili düzenlemelerinin esas alınması düzenlenmekte, danışmanlık hizmet alımlan dışında idarenin yeterli nitelik ve sayıda personelinin olmaması halinde ihaleye çıkılabilmesi şartı getirilmektedir.

    Ayrıca, personel çalıştırılmasına dayalı ihalelerin yapılabileceği yardımcı işleri belirleme yetkisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kuruluna verilmiştir.

    MADDE 12- Madde ile, niteliği gereği altı ayı aşmayan yardımcı işler dışında 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, Maliye Bakanlığından, kamu İktisadi teşebbüsleri, müesseseleri ve işletmeleri ile bağlı ortaklıklarının (iştirakler hariç), 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun çerçevesinde özelleştirme kapsamında veya programında bulunanlardan sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait kuruluşların, Hazine Müsteşarlığından (özelleştirme programına almanlar için Özelleştirme İdaresi Başkanlığından) uygun görüş almadan ihaleye çıkması yasaklanmaktadır.

    Ayrıca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihaleleri çerçevesinde çalıştırılan personelin, ihale ve sözleşme konusu iş dışmda başka bir işte çalıştırılması, ihaleye çıkılmaması gerektiği halde ihaleye çıkılması, uygun görüş alınması gereken hallerde alınmadan ihaleye çıkılması, 4857 sayılı Kanunun alt işverenlik ile ilgili düzenlemelerine aykırılık teşkil edecek şekilde işlem ve eylemler yapılması nedeniyle idare aleyhine zarar ortaya çıkması hallerinde, kamu zararına neden olduğu tespit edilenlere rücu edilmesi ve bu kişiler hakkında uygulanacak ceza ve disiplin hükümleri saklı kalmak üzere, bu kişilere her türlü aylık, ödenek, zam, tazminat dahil yapılan bir aylık net ödemelerin beş katı tutarında idari para cezası uygulanması düzenlenmiştir. Diğer taraftan kanuna aykırılığın mahkemece tespiti durumunda sözleşmenin iptal edilerek alt işveren-asıl işveren ilişkisinin sonlandınlması hususunda da düzenleme yapılmıştır.

    MADDE 13- Hizmet alımı kapsamında çalıştırılan işçilerin örgütlenmesi ve toplu pazarlık sisteminde yer alması önünde anayasal ve kanuni olarak herhangi bir engel bulunmamaktadır. Anayasanın 51 inci maddesinde, çalışanlar ve işverenlerin çalışma ilişkilerinde hak ve menfaatlerini korumak üzere önceden izin almaksızın sendika ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkı düzenlenmiştir. Anayasanın 53 üncü maddesinde ise, işçiler ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarım düzenlemek üzere toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Sendikaya üye olma hakkı ile toplu iş sözleşmedi hal&j(jr^ kullanılmasına ilişkin 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanı$u \y&rtimiğe

    konulmuştur. Bu çerçevede, bu işçilerin de diğer işçiler gibi, Anayasada yer verilen sendika kurma ve toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahip olduğu açıktır. Ancak, ihale mevzuatının mevcut düzenlemeleri, uygulamada söz konusu işçilerin Anayasal haklarım kullanmasını engellemektedir.

    Nitekim, son yıllarda bu işçilerin söz konusu haklarım kullanmaya başladıkları, alt işveren yahut idare ile toplu iş sözleşmesi imzaladıkları, ancak toplu iş sözleşmesi nedeniyle elde edilen ücret ve sosyal haklarının kamu ihale mevzuatındaki hükümler nedeniyle akim kaldığı görülmektedir. Bu durumda, gerek tarafların özgür iradeleriyle gerekse Yüksek Hakem Kurulunun bağıtladığı toplu iş sözleşmelerinde ücret artışı ve sosyal haklara ilişkin hükümler alt işveren tarafından kamu ihale mevzuatının ilgili maddeleri gerekçe gösterilerek uygulanamamaktadır. Bu işçiler toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını yargı yoluyla talep etme mecburiyetinde bırakılmaktadır.

    Yapılan düzenleme ile, 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan "... asıl işveren, ... alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur." hükmüne istinaden, alt işveren işçilerinin sendikal örgütlenmeyi tercih etmeleri halinde, 6356 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre toplu iş sözleşmesi görüşmeleri, yüklenicinin işyerinde örgütlü işçi sendikası ile kamu işveren sendikası arasında yapılacaktır.

    MADDE 14- Madde ile, çoğu idare açısından personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı yoluyla gerçekleştirilmesi süreklilik arz eden hizmetlerin teminine yönelik sözleşmelerin üç yıllık yapılması düzenlenmektedir. Ancak zorunlu hallerde ilgili idarenin üst yöneticisinin kararıyla sözleşme süresi gerekçesi gösterilmek şartıyla kısaltılabilecektir. Düzenleme ile ihale süresi uzatılarak kamu hizmet alımlannın daha düzenli bir yapıya kavuşturulması, mali yönden daha güçlü yüklenicilerin sözleşmenin tarafı olması yanında yüklenici yanında çalışan işçilerin kollektif haklarım daha etkin kullanmasına imkan sağlanması ve sözleşme süresinin sona ermesi nedeniyle her yıl işten çıkarılma endişesi yaşamalarının engellenmesi amaçlanmaktadır.

    MADDE 15- 6331 sayılı Kanunda yapılan düzenleme ile, asıl işverene, alt işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alıp almadığım gözetmek ve denetlemek yükümlülüğü getirilmiştir. Asıl işveren, alt işverenin işçilerini çalıştırmaya başlamadan ve sözleşmenin devamı aşamasında iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini yerine getirmediğini kontrol etmekle sorumlu tutulmuştur. Asıl işveren, alt işveren işçilerinin iş güvenliği araçlarının sağlanması, onların eğitilmesi ve iş güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığının belirlenmesi amacıyla gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, alt işverenin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacaktır.

    MADDE 16- İşveren sendikaları, üyelerinden toplamış olduğu aidatları ancak grev ve lokavt dönemlerinde üyeleri için ve eğitim yardımı için kullanabildiklerinden işveren sendikalarının nakit mevcudu atıl kalmaktadır. Madde ile, işveren sendikalarına, genel kurul karan ile, olağan genel kurul döneminin başındaki nakit mevcutlarının cari giderler çıktıktan sonra kalan meblağının yüzde yirmibeşini aşmayacak şekilde, işveren dayanışma ve yardım fonu oluşturmalan ve oluşturulacak bu fondan üyelerine karşılıksız yardımda bulunabilme imkanı sağlanmaktadır. Bu yardımdan ancak üye işyerlerinin işçilerinin sigorta primi işveren payının ödenebileceği hüküm altına alınmıştır. Fonun dağıtım esaslan da yine işveren kuruluşlan genel kurullarınca belirlenecektir.

    MADDE 17- Madde ile, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile birlikte 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanım kapsamında verilen çalışma izinlerinin ikamet izni yerine de geçmesi dolayısıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca süresiz çalışma izninin verilmesinde, 6458 sayılı Kanun kapsamındaki uzun dönem ikamet iznine uyumlu düzenlemelerin esas alınmasını ve benzer hallerde bu izinlerin iptal edilmesini sağlamaya yönelik düzenlemeler hüküm altına alınmaktadır.

    MADDE 18- Madde ile, uzun dönem ikamet izni gibi üzerinde harç hesaplanmasında esas alınacak bir süre yer almayan ve aynı niteliğe sahip olan süresiz çalışma izinlerinin de ikamet izin harcından muaf tutulması düzenlenmektedir. Süresiz çalışma izninin verilmesinde çalışma izni harcı tahsiline ise devam edilecektir.

    MADDE 19- Mevcut uygulamada işsizlik ödeneğinden yararlanmakta iken 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesi gereğince işe iadesine karar verilip işe başlatılanlara, aynı madde gereğince işveren tarafından dört aylık ücretleri ve primleri ödendiğinden, Kurum tarafından işsiz kaldıkları dönem için ödenen işsizlik ödenekleri kişilerden geri istenilmekte, iade edilmemesi halinde ise kanuni yollardan takibine girişilmektedir.

    Bu uygulamaya yönelik açılan davalara ilişkin Yargıtay kararlarında ise sadece işe iade nedeniyle işveren tarafından işçinin ücretinin ödendiği ve primlerinin yatırıldığı dört aylık döneme ilişkin işsizlik ödeneklerinin geri istenebileceği, işsiz kalman diğer sürelere ilişkin yapılmış ödemelerin ise geri istenemeyeceğine hükmedilmektedir. Madde ile, yargı kararlan da dikkate alınmak suretiyle işe iade davası nedeniyle yatınlan primlerin son günü esas alınarak işsizlik ödeneği hak sahipliği belirlenmektedir.

    MADDE 20- 13/5/2014 tarihinde Manisa İlinin Soma İlçesinde yaşanan maden kazası nedeniyle kömür ve linyit çıkanlması faaliyet kollannda çalışanlardan, kazanın meydana geldiği maden ocağmda çalışanlar ile vefat edenlerin hak sahiplerine yaşadıklan olumsuzlukların kısmen de olsa giderilmesi amacıyla Fondan ödeme yapılması öngörülmektedir.

    MADDE 21- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 41 inci maddesine göre, 31/12/2023 tarihine kadar uygulanmak üzere, özelleştirme kapsamına alman kuruluşlar dahil 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşlan ile bunların müesseseleri, bağlı ortaklıklan ve iştirakleri, 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı mülga Bankalar Kanununa tabi faaliyeti devam eden kamu bankalan, büyükşehir belediyeleri, belediyeler, il özel idareleri ve bunlara ait tüzel kişilerin veya bunlara bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşların; Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve Kuruma bağlı tahsil dairelerince 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen borçlarına karşılık olarak; mülkiyeti bu idarelere ait ve üzerinde herhangi bir takyidat bulunmayan taşınmazlardan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından uygun görülenler belirlenen takdir değeri üzerinden borçlu kurumun da uygun görüşü alınarak Kurum tarafından satm alınabilmektedir. Satm alman taşınmazların tespit edilen değerine eşit tutarda Kuruma ait olan ve 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen borç terkin edilmektedir.

    Geçici 41 inci madde hükmü yukanda sayılan kuruluşlar dışmda kalan, borcunu ödemede çok zor duruma düştüğü Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı denetim elemanlannm inceleme raporu ile tespit edilen ve Kuruma bağlı tahsil dairelerine 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen borcu bulunan diğer mükelleflerin (tüzel kişiliği bulunanların ortaklarına ait olanlar dahil) taşınmazlan için de uygulanabilmektedir.

    Düzenlemeyle Sosyal Güvenlik Kurumu alacaklarının tahsiline imkan sağlayan söz konusu uygulama kapsamında, anılan Kurumun taşınmaz aliminin ve taşınmazların müzayede suretiyle satışı dahil, devir ve tesliminin katma değer vergisinden istisna edilmesi amaçlanmaktadır.

    MADDE 22- Madde ile, doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığım kaybedenlerin yurt dışında Türk vatandaşı olarak çalıştıkları süreleri 3201 sayılı Kanuna göre borçlanmalarına imkan tanınması amaçlanmaktadır.

    MADDE 23- Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri 5510 sayılı Kanunda tanımlanmış olup, yapılan değişiklik ile 5510 sayılı Kanuna uyum sağlanmıştır.

    MADDE 24- Madde ile, ikili sosyal güvenlik sözleşmelerinde açık hüküm bulunan durumlarda yabancı ülkedeki ilk işe giriş tarihinin Türkiye'de ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilmesi ve borçlanılacak sürelerdeki kayıtlı son tarihten geriye doğru borçlanma işleminin yapılması amaçlanmaktadır.

    MADDE 25- Madde ile, 3201 sayılı Kanunun 3 üncü ve 5 inci maddelerinde yapılan düzenlemeye paralel olarak teknik düzenleme yapılmıştır.

    MADDE 26- Madde ile, aylık ibaresinden anlaşılması gerekenin ne olduğu hususunda yaşanan tereddütleri gidermek amacıyla teknik düzenleme yapılmıştır.

    MADDE 27- Madde ile, izinle Türk vatandaşlığından çıkanların yurt dışında Türk vatandaşı olarak geçen sürelerini borçlanma hakkı ile sosyal güvenlik sözleşmesinde açık hüküm bulunan ülkelerdeki ilk işe giriş tarihlerinin tahsis aşamasında Türkiye'de ilk defa işe girdikleri tarih olarak alınması konularında yapılan değişikliklerin davalarından feragat edenlere de uygulanması amaçlanmaktadır.

    MADDE 28- Madde ile, Kurumun görevleri araşma eğitim, araştırma ve danışmanlık ile ilgili yeni bir görev eklenmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 29- Madde ile, yeni kurulan Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığının yardımcı hizmet birimleri arasında yer alması öngörülmüştür.

    MADDE 30- Madde ile, nüfusun tamamına hizmet veren Sosyal Güvenlik Kurumunun kapasitesinin arttırılması, sosyal güvenlik politikalarının oluşturulması, personel niteliğinin geliştirilmesi için yeni kurulan Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığının görevlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 31- Kurumun yürüttüğü genel sağlık sigortası işlemlerinin hacmi ve yürütülen işin teknik boyutu gözönünde bulundurulduğunda söz konusu işlemlerin daha etkin ve verimli yürütülmesini sağlamak üzere alanında uzman personele ihtiyaç duyulmaktadır. Madde ile, yönetim karar destek sisteminde sağlık verilerinin yorumlanarak politika oluşturma sürecinde sağlık verilerinin karar verilebilir hale getirilmesi için nitelikli ve tecrübeli uzman personel çalıştırılması amaçlanmaktadır.

    MADDE 33- Madde ile, Kurum gelirleri ile ilgili teknik düzenleme yapılması amaçlanmıştır.

    MADDE 34- Madde ile, Kurumun sahip olduğu gayrimaddi hakların üçüncü kişilere satışının yapılarak gelir elde edilmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 35- Sosyal Güvenlik Kurumu olarak tek çatı altında birleşmeden önce her bir sosyal güvenlik kurum kanununda (Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ve Bağ-Kur) bu kuramların her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu hüküm altına alınmış ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun "Vergi ve fon muafiyeti" başlıklı 36 ncı maddesi düzenlenirken de Kurumun bütün vergi resim ve harçlardan muafiyeti amaçlanmış olmasına rağmen, söz konusu madde mevcut haliyle uygulamadaki ihtiyaca cevap vermemektedir.

    5502 sayılı Kanunun "Vergi ve fon muafiyeti" başlıklı 36 ncı maddesi uygulamada ihtiyaca cevap vermediğinden tamamen revize edilmekte, yapılmak istenen değişiklikle madde başlığı daha kapsayıcı olacak şekilde "Muafiyetler" şeklinde değiştirilmekte, Kurumun her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu vurgulanmakta, mevcut muafiyetlere ek olarak Sosyal Güvenlik Kurumunun kadrolu ve sözleşmeli avukatlarına verdiği vekaletnamelerin 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 27 nci maddesinde düzenlenen "baro vekalet pulu"ndan muaf tutulması, Kurumun bir kısım icra daireleri tarafından 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkümlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanuna göre alınmakta olan harçlardan muaf tutulması amaçlanmaktadır.

    Kurumun harçtan muaf olduğu 5502 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde hükme bağlanmış olmasına rağmen, Kanunda açıkça adı zikredilmediği gerekçesiyle ve cezaevleri harcı, alacaklıdan tahsil edilmesi gereken bir harç olması nedeniyle, borçlunun icra müdürlüklerine yatırdığı paradan kaynaktan kesilmekte ve Kurum dosyalan infaz olamamaktadır. Aynca, Kurum 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa tabi olmasına rağmen belediyeler emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi gibi vergileri Kurumdan talep etmektedirler. Bu düzenlemeyle Kurumun sahip olması gereken muafiyetlerden yararlanması amaçlanmıştır.

    Maddenin ikinci ve üçüncü fikralan ile Kurumun taraf olduğu ve konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile Kurumun taraf olduğu ayran yapılmaksızın adli ve idari her türlü davalarda Kurum aleyhine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin doğrudan icra takibine konu edilememesi, alacaklı veya vekilinin Kuruma ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte yazılı şekilde yapacağı müracaat üzerine bildireceği banka hesap numarasına müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde ödemelerin yapılacağı, bu sürede ödeme yapılamazsa icra takibi başlatılabileceği düzenlenmektedir. Değişiklikle, vatandaşlann alacağım talepten itibaren otuz gün gibi kısa bir sürede tahsil etmesi sağlanarak, vatandaşlann icra takibi açmak külfetinden kurtanlması da sağlanmakta ve bu konuda İdari Yargılama Usulü Kanununa paralel bir düzenleme getirilmektedir.

    MADDE 36- Madde ile, yeni kurulan Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığının Kurum teşkilat cetveline eklenmesi öngörülmektedir.

    MADDE 37- Madde ile, Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığı kurulduğu için eğitimle ilgili görevlerin İnsan Kaynaklan Daire Başkanlığının^göçs^Jeri arasından çıkan İması amaçlanmıştır. C/» \

    MADDE 38- Madde ile, çocukların malül sayılmasına esas olan çalışma gücündeki kaybın tespit edilmesinde yaşanan güçlüklerin ortadan kaldırılması ve bu konuda yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

    Maddede yapılan bir diğer düzenleme ile sigortalılıkları 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlayan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı işlerinde sürekli veya münavebeli olarak çalışan maden işçilerinin 55 olan emeklilik yaşı 50'ye düşürülerek bunların daha erken emekli olmaları amaçlanmıştır.

    MADDE 39- Madde ile, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 40 mcı maddesinin birinci fıkrasında yapılan düzenleme ile yeraltı işlerinde maden ocakları (elementer cıva bulunduğu saptanan cıva maden ocakları hariç), kanalizasyon ve tünel yapımı gibi yer altında yapılan işlerde çalışan sigortalıların bu işlerde fiilen çalışmadıkları ücretli izin, sıhhi izin, yıllık izin, eğitim ve kurs süreleri ile resmi tatil günlerinin de fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 40- Madde ile, çalışanlar arasında eşitlik sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri kapsamındaki sigortalılara da doğum borçlanması hakkı getirilmektedir. Ayrıca borçlanılabilecek çocuk sayısının ikiden üçe çıkarılması amaçlanmaktadır.

    MADDE 41- Madde ile, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bursu ile Türkiye'ye gelen yabancı uyruklu öğrencilerin bildirimlerinin anılan Başkanlık tarafından yapılması amaçlanmaktadır.

    MADDE 42- Madde ile, tüp bebek denemesinin ikiden üçe çıkarılması, 3713 ve 2330 sayılı Kanunlar kapsamında aylık bağlananlar ile vazife ve harp malulleri ve bakmakla yükümlüğü olduğu kişiler için tüp bebek uygulamasındaki şartların kolaylaştırılması amaçlanmaktadır.

    MADDE 43- Madde ile, Kuruma bildirimi yapılmayan sağlık personeli üzerinden yapılan faturalamalann önlenmesi ve hukuki süreçte yaşanılan sıkıntıların önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 44- Madde ile, tüp bebek deneme sayısının üçe çıkarılması nedeniyle üçüncü denemeden alınacak katılım payımn belirlenmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 45- Madde ile, Kurum bünyesinde oluşturulan bilimsel komisyonlara, Kurum dışından alanlarında uzman olan öğretim üyeleri ile tabip, diş tabibi ve eczacıların katılımının sağlanması amaçlanmaktadır.

    MADDE 46- Kurum tarafından karşılanan ortez ve protezlerde standart fiyatların olmaması ve Kanunda "kısıtlama getirilmeksizin ödenir" hükmü nedeniyle hem gaziler istismar edilmekte hem de Kurum onlarca kat fazla ücret ödemek durumunda kalmaktadır. Madde ile, fiyatların belirlenmesi halinde ilgili firmalarla sözleşme yapılarak gazilerin ücret ödemeden ortez ve protezleri alması amaçlanmaktadır.

    Madde ile ayrıca, Kurumun ödeme listesine girmek amacıyla ilaç, tedavi, tıbbi cihazlar ve benzeri konularda yapılacak başvurular ve sağlık hizmetleri ödeme listelerinde bulunan ürün ve talepler için yıllık ücret ve/veya başvuru ücreti alınması şeklinde bir ^jizenlejçe yapılmaktadır. Bu şekilde başvuruların ve listelerin daha düzenli bir hale getirij^e^f^e $[#1^^

    il

    9

    KJ

    /j

    etkin bir yönetilebilirlik sağlanması amaçlanmaktadır. Yine, ilaç bulunabilirliğinin sağlanması ve maliyet etkin politikalara uygun özgün sözleşmeler yapılabilmesi amaçlanmaktadır.

    MADDE 47- Madde ile, yurt dışında iş üstlenen işverenlerce bu işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri adma Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin üst sının asgari ücretin üç katma indirilerek iş gücü maliyetinin düşürülerek Türk firmalarının yurtdışmdaki rekabet güçlerinin arttırılması amaçlanmıştır.

    MADDE 48- Madde ile, 61 inci maddede yapılan değişikliğe paralel olarak Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bursu ile Türkiye'ye gelen yabancı uyruklu öğrencilerin prim ödeme yükümlüsünün bu Başkanlık olarak belirlenmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 49- Kamu Denetçiliği Kurumunun tavsiye kararlan doğrultusunda yapılan yeni düzenleme ile, sigortalılar adma sonradan tahakkuk ettirilen fark prim tahakkuklanmn, sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt, kusur, hata veya yanıltıcı beyanından kaynaklamaması şartıyla gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmaksızın tahsil edilmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 50- Madde ile, Kurumca ödenen gelir ve aylıkların Kuruma iade süresinin oniki aya çıkartılması amaçlanmıştır.

    MADDE 51- Telafisi güç veya imkansız bir zarann ortaya çıkması durumunda, sonradan tahsili imkansız hale geleceği anlaşılan bu tür zararların müfettiş incelemesi sonuçlanıncaya kadar ödenmesinin engellenmesi amaçlanmıştır. Ortaya çıkmış olan bir zarann hukuki işlemler neticesinde tahsilatının imkansız hale gelmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Nitelikli dolandıncılık suçu işleyerek Kurum zaranna sebep olan kişilerin yer aldığı sağlık hizmet sunuculan ile sözleşme yapılmaması amaçlanmıştır.

    MADDE 52- Prim borçlarına mahsuben alınan taşınmazların kamu hizmetlerinde kullanılmak veya gerektiğinde Hazineye ait diğer taşınmazlar gibi değerlendirilmek üzere satın alman bedel üzerinden Hazineye devredilebilmesine imkan sağlanması amaçlanmıştır.

    MADDE 53- Geçici 53 üncü madde ile, gelir testine çeşitli sebeplerle başvuruda bulunmamış genel sağlık sigortalısının maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren 3 ay içinde gelir testine başvurması sonucu tespit edilecek gelir seviyesine göre belirlenecek genel sağlık sigortası primlerinin faizsiz yapılandınlması sağlanacaktır. Söz konusu süreyi üç ay daha uzatma hususunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi amaçlanmaktadır.

    Geçici 54 üncü madde ile, esnaf ve sanatkarlar ile ziraat odalan üye kayıtlannda olması gereken yönetim kurulu karan, tarihi ve benzeri usul ve esasların eksikliği, üye kayıt defterlerinin noter tasdikli olmaması veya defterlerdeki yıpranmalar nedeniyle tamamen üyenin iradesi dışında oluşan sebeplerle kişilerini sigortalılıklanmn iptal edilmesi ve buna bağlı olarak hak kaybma uğramalarının engellenmesi amaçlanmaktadır.

    Geçici 55 inci madde ile, 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun kapsamından çıkanlan işyeri dosyalanndan tahakkuk etmiş Kurum alacaklan ile özel kanunlardaki hükme istinaden Kurumca 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edilen kamu alacaklanndan zamanaşımına uğramış olanlar ile zamanaşımına uğramamış olmakla birlikte tahsili imkansız hale gelmiş olanlann terkininde, gereksiz emek ve zaman kaybımn yanı sıra cüz'i alacaklann tahsili için yapılacak giderler, alacaktan fazla olduğundan yapılacak masrafların da önüne geçilebilmesi ve aynı zamanda kanun kapsamından çıkmış işyeri dosyalarının ize aynlmasının sağlanabilmesi dolayısıyla daha kapsamlı alacakların bir an evvel tahsil edilmesi amaçlanmıştır.

    Personel mevzuatına göre almış oldukları disiplin cezası sonucu 23/4/1999 ile 14/2/2005 tarihleri arasında memuriyetleri sona erenlerden, 5510 sayılı Kanunun geçici 44 üncü veya geçici 51 inci maddeleri uyarınca uzun vadeli sigorta kollarına prim yatırılmadan geçirilen sürelerin kesenek ve kurum karşılıkları halen çalıştıkları veya kamu görevlisi olarak en son çalışmış oldukları kamu idarelerince ödenmek suretiyle hizmet olarak sayılmasına imkan sağlanmış ise de süresi içinde müracaat etmemeleri nedeniyle ya da süresi içinde müracaat etmelerine karşın borç tutan Kurumlannca süresinde ödenmemesi nedeniyle söz konusu düzenlemeden yararlandmlamayan sigortalıların mağduriyeti söz konusudur. Keza bu durum daha önce borçlanmak suretiyle emeklilik keseneği ve kurum karşılıklarım kendileri yatıranlar ile aynı durumda olmalanna rağmen emeklilik keseneği ve kurum karşılıklan kamu kurumlan tarafından yatınlanlar arasında eşitsizliğe yol açtığından, geçici 56 ncı madde ile, aynı durumda olan sigortalılar açısından eşitsizliğin giderilmesi ve bu madde kapsamına giren ve hizmet olarak sayılan sürelerin sigortalıların memuriyetinde geçmiş gibi kabul edilmesi ve emekliliklerinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

    Geçici 57 nci madde ile, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine tabi sigortalılan bildirim yükümlülüğü bulunan kurum ve kuruluşlara ek süre verilerek bildirimlerini yapmalan amaçlanmaktadır.

    Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığının merkez teşkilatı ve bölge müdürlüklerinde 657 sayılı Devlet Memurlan Kanununun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası kapsamında, Bakanlar Kurulu kararlanna göre bir yıldan az süreli sözleşme ile geçici personel istihdam edilmiş ve bu personele Türkiye İstatistik Kanununun yürürlüğe girdiği 18/11/2005 tarihinden 1/10/2008 tarihine kadar fazla çalışma ücreti ödenmiştir. Söz konusu geçici personele ödenen fazla çalışma ücreti, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun mülga 31 inci maddesinde yer alan "bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz" hükmü uyarınca prime esas kazanç tutarına dahil edilmemiştir. Geçici 58 inci madde ile, fazla çalışma ücretinin prime esas kazanca dahil edilmemesi nedeniyle Türkiye İstatistik Kurumuna geçmişe dönük olarak tahakkuk ettirilen prim ve idari para cezalanmn terkini amaçlanmıştır.

    Geçici 59 uncu madde ile, Manisa İlinin Soma İlçesinde meydana gelen maden kazası nedeniyle hayatım kaybeden sigortalıların Sosyal Güvenlik Kurumuna olan her türlü borçlannın terkin edilmesi, ölüm geliri bağlanan hak sahiplerine prim ödeme şartı aranmaksızın ölüm aylığı bağlanması, anne ve babaya gelir ve aylık bağlanırken muhtaçlık şartının aranmaması ve ölen işçinin yakınlanndan bir kişiye kamu kurum ve kuruluşlannda istihdam edilebilme hakkı verilmesi amaçlanmıştır.

    MADDE 54- Madde ile, 5510 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatı uygulamasından kaynaklanan davalarda, dava açılmadan önce Kuruma müracaat şartı getirilmiş ve yargı yoluna başvurulmadan önce idari aşamada uyuşmazlıklann çözümlenmesi amaçlanmıştır. Hizmet tespit davalan Kuruma başvuru şartı dışmda bırakılmıştır.

    Diğer taraftan hizmet akti nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile sigortalılar tarafından işveren alehine açılan davalarda dava, Sosyal Güvenlik Kurumuna re'sen ihbar edilerek Kurumun bu davalarda artık davalı taraf olmaktan çıkarılması, ihbar üzerine davaya davalı yanında fer'i müdahil olarak katılması, davalı taraf başvurmasa dahi kanun yollarına başvurabilmesi, yargılama sonucu verilen karan kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlü kılınması hedeflenmiştir.

    Kurum bu davada taraf olmayıp fer'i müdahil olacağı için dava sonucu Kurum aleyhine yargılama giderlerine hükmolunmayacağı gi giderlerine hükmolunmayacaktır.

    MADDE 55- Geçici 3 üncü madde ile, İş Mahkemeleri Kanununa eklenen ve Kurumun davaya fer'i müdahil olarak katılmasını öngören dördüncü fıkra hükmünün maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan davalarda da uygulanması amaçlanmıştır.

    MADDE 56- Madde ile, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığında sayısı beşi geçmemek üzere Müsteşarlık Müşaviri çalıştınlabilmesine imkan tanınmaktadır.

    MADDE 57- Madde ile, yeni kurulan Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığına ilişkin olarak 657 sayılı Kanunda düzenleme yapılmıştır.

    Madde ile ayrıca, istihdam alanında önemli görevler ifa eden iş ve meslek danışmanlarının ücretleri ile ilgili düzenleme yapılmaktadır.

    MADDE 58- Madde ile, yeni kurulan Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanlığı kurulmasına ilişkin olarak 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede düzenleme yapılmıştır.

    MADDE 59- Madde ile, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığında kullanılmak üzere kadrolar ihdas edilmiştir.

    MADDE 60- Yürürlük maddesidir.

    MADDE 61- Yürütme maddesidir.

    KAYNAK
  3. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Taşeron İşçisi Gerçeği 2014 Araştırması
    Taşeron İşçisi Gerçeği 2014 Araştırması Raporu
    Taşeron İşçisi Gerçeği Araştırması

    Kimlik / Tutum / Beklenti

    Özet Rapor

    Hak-İş

    Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu

    İçindekiler

    Yönetici Özeti

    I. Demografik Bilgiler

    II. Taşeron Sorunu ve Sendika Algısı

    III. İş ve Ücret Güvencesi

    IV. Sosyal Güvenlik Sorunları ve İş Güvenliği

    V. İş Ortamı: Her İşte Çalıştırma, Çatışma ve Uyumsuzluk

    VI. Dikkat Çekici Bazı Sonuçlar

    Genel Değerlendirme ve Sonuç


    ———-

    Yönetici Özeti

    Son yıllarda çalışma hayatının ve Türk kamuoyunun giderek daha çok tartışma konularından birisi haline gelen alt işveren ya da kamuoyunda bilinen adı ile taşeron uygulamaları Soma Faciası ile bugün Türkiye’de tamamen tartışma gündemine oturmuş bulunuyor.

    Mevzuat gereği işyerlerinde yürütülmekte olan hizmet ya da üretim faaliyetine yardımcı konumlarda uygulanmak üzere oluşturulmuş sistemin, yıllar içerisinde bambaşka muhtevalar kazandığı, zamanla düşük ücret, güvencesizlik, örgütsüzlük ve keyfi uygulamaların gölgesinde çağdaş bir emek köleliğine dönüştüğü görülmüştür.

    Bir yanda bugünkü dünyanın birinci sınıf ülkeleri içerisine girmek için Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerini sürdüren, ILO’nun bugünkü dünyada gerekli kabul edilen birçok sözleşmesine imza atmış, demokratikleşen ve vesayet çemberini kıran Türkiye, diğer yanda sayısı bir buçuk milyona dayanmış, problemler yumağı içerisinde kaderi taşeronun iki dudağı arasına sıkışıp kalmış umutsuz, ürkek ve endişeli taşeron işçileri. Nihayetten son olarak onların bu dramını siyah bir tokat gibi yüzümüze çarpan, yüreğimizi yaralayan Soma Faciası…

    İşte elinizdeki bu rapor, yukarıdaki bağlamdan kalkarak, yaklaşık dört ay önce bu konuya bir kamuoyu duyarlılığı oluşturmak üzere planlanan Taşeron İşçisi Gerçeği 2014 Araştırması’nın kamuoyu ile paylaşılan özet sonuçlarını içermektedir. Bu önemli konuya toplumsal duyarlılığı yükseltmek için planlanan araştırmanın, konu ile ilgili çözüm önerilerinin konuşulduğu ve yasal düzenleme hazırlıklarının sürdüğü bir dönemde ilgililerle paylaşılıyor oluşu kuşkusuz bu araştırmadan beklenenlere ulaşmayı daha da mümkün hale getirecektir.

    Taşeron İşçisi Gerçeği Araştırması yaklaşık dört aylık bir zamanda gerçekleştirilmiştir. 9 işkolunda, 27 ilde, 85 işyerinde toplam 5250 kamu taşeron işçisi ile yüz yüze görüşme / anket uygulaması ile gerçekleştirilmiş araştırma kendi bağlamında Türkiye’de bir ilktir.

    Araştırmada kullanılan anket formunda deneklere toplam 52 soru sorulmuş ve muhtelif cevaplar alınmıştır. Cevaplar arasında çapraz ilişkiler aranmış önemli bulgular elde edilmiştir. Elde edilen verilerin aşağıdaki özetinde söz konusu bulguların bir kısmı değerlendirilmiştir. Daha kapsamlı ana rapor yaklaşık bir ay içerisinde yine kamuoyu ile paylaşılacaktır.

    Demografik bilgilerden sendika algısına, iş ve ücret güvencesinden iş yerinde çatışmaya, sosyal güvenlik sorunlarından taşeron uygulamasına kadar birçok konuda önemli bilgiler ortaya koyan bu araştırmanın sonuçları hiç kuşku yok ki ilgili çevrelerde muhtelif boyutları ile tartışılacaktır.

    Bugünkü Türkiye’de, gerçek rakamları tartışmalı, resmi istatistiklerin bile sağlıklı olmadığı taşeron işçileri, çok önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Umulur ki, bu nevi çalışmalarında katkısıyla bu sorunların önemli bir bölümü çözüme kavuşabilir.

    Hiç kuşku yok ki güçlü bir ekonomiyi ve ileri bir demokrasiyi talep eden Türkiye bu önemli hedefe saygın iş temeline dayanan birinci sınıf bir çalışma ilişkileri düzeni ile ulaşabilir. Bu bağlamda bugünkü Türkiye’de, ilk adım taşeron işçiliğinin tasfiyesi ya da bu alanda köklü bir reform ile atılabilir.


    Umalım ki sonuçta, sağduyu galip gelsin ve Türkiye’nin bu kanayan yarası elbirliğiyle kapatılabilsin. Bu sonucun alınmasında elinizdeki araştırmanın küçük de olsa bir katkısı olursa kendinden bekleneni ortaya koymuş olacaktır.

    Doç. Dr. Erdinç YAZICI

    I. DEMOGRAFİK BİLGİLER

    Türkiye’de işgücü ile ilgili son dönemde kamuoyu ile paylaşılan istatistikler, işgücünün yaşı ve cinsiyeti ile ilgili ilginç sonuçlar ortaya koymaktadır. Türkiye demografisinde nüfus artış hızı ve nüfusta gençleşmeye paralel olarak işgücünün de gençleştiği ve eğitim süreçleri ile birlikte daha nitelikli bir emek yapısına dönüştüğü görülmektedir.

    Söz konusu süreçlerle irtibatlı olarak yine son yıllarda kadın emeğinin istihdam içerisinde gittikçe artarak neredeyse toplam istihdamın üçte birini oluşturmakta olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Nitekim aşağıdaki verilerden anlaşıldığı kadarıyla taşeron işçiliği ile ilgili sonuçlarda belirtilen genel trendler, bu durumla paralellik göstermektedir.

    Araştırmaya katılan işçilerin büyük bir çoğunluğu (%34,9’u), 32-38 yaş aralığındadır. Bunu %24,7 ile 25-31 yaş, %23,6 ile 39-45 yaş izlemektedir. Yaş grupları bakımından yapılan değerlendirmede dördüncü sırada %9,4 ile 46-52 yaş grubu yer alırken 18-24 yaş arasındakilerin oranı %4,8 ve 53 yaş ortalamasının kamu sektörüne göre daha genç, özel sektöre göre ise genel hatlarıyla bir benzerlik arz ettiğini göstermektedir.

    Ankete katılan işçilerin %80’i erkeklerden, %20’si ise kadınlardan oluşmaktadır. Türkiye işgücü piyasasının yapısal özellikleri dikkate alındığında (işgücüne katılım oranı, istihdam oranı vb.) katılımcıların cinsiyete göre dağılımın, genel dağılımı büyük ölçüde benzerlikler görülmektedir.

    Taşeron İşçileri Daha Çok Lise Mezunu!

    Araştırmanın ortaya çıkardığı sonuçlara göre taşeron işçiliği her düzeyden eğitimli işgücünü içinde barındırırken, söz konusu işgücü içerisinde lise mezunlarının diğer eğitim düzeylerine göre açık farkla ilk sırada olduğu görülmektedir.

    Eğitimde sıralamanın lise mezunları, ilkokul mezunları, ilköğretim veya ortaokul mezunları şeklinde ortaya çıktığı görülmektedir. Bu üç eğitim düzeyinin birbirlerine oranları yakındır. Bunları üniversite mezunları takip etmektedir. Okuma yazma bilmeyenlerin ve herhangi bir eğitim programından mezun olmaksızın okur-yazar olanların oranı oldukça düşük olduğu anlaşılmaktadır. Buradan hareketle işgücü piyasasında taşeron işçiler için bu sistem aracılığıyla çalışmanın eğitim durumuna bağlı bir seçenekten olmaktan çok zorunlu bir tercih olduğu söylenebilir. Sonuç olarak net bir şekilde görülmektedir ki taşeron işçiliği ağırlıklı lise mezunlarından oluşurken, orta öğretim/ilköğretim mezunlarının işçilerin yaklaşık yarısını oluşturdukları görülmektedir.

    Medeni durum bakımından ele alındığında, beklenildiği gibi taşeron işçilerinin çok büyük bir çoğunluğu evlidir. Bu durum iki veya daha fazla çocuğa sahip olan işçilerin yaklaşık %6o civarında olduğu dikkate alındığında, işçilerin büyük bir çoğunluğunun kalabalık bir aileye bakmak zorunda olduklarını ortaya koymaktadır.

    Taşeron İşçileri Çoğunlukla İki Çocuk Sahibi!

    Taşeron işçilerinin sahip olduğu çocuk sayısının Türkiye’nin yaşamakta olduğu demografik değişim; nüfus artış hızındaki yavaşlama, kentleşme, eğitim durumu gibi değişkenler dikkate alındığında genel eğilimlere uygun bir seyir takip ettiği görülmektedir.

    Çocuk sayıları oransal olarak farklılaşmakla birlikte, işçilerin çok büyük bir çoğunluğu çocuk sahibidir. Çocuk sayısı bakımından incelendiğinde sıralama iki çocuğu olanlar, tek çocuğu olanlar ve üç veya daha fazla çocuğu olanlar şeklinde ortaya çıkmaktadır. İşçilerin sadece %18’inin çocuğu yokken yaklaşık %25’inin üç ya da daha fazla çocuğu vardır.

    Taşeron İşçilerin Yarısı 1.000 TL’nin Altında Ücretle Geçinmek Zorunda!

    Aşağıdaki grafikte ortaya konulan veriler incelendiğinde, Türkiye’deki taşeron işçisinin ücret ortalamasının cari ücret düzeylerinden oldukça düşük olduğu görülmektedir. 1.000 TL’nin altında ücret alan işçiler % 50 gibi son derece yüksek bir orana ulaşmaktadır.

    Bazı İşçilerin Aldığı Asgari Ücretten Bile Kesinti Yapılıyor!

    Araştırma verileri, bazı işçilerin asgari ücretten daha düşük aylık aldıklarını ortaya koymaktadır. Taşeron işçileri, işverenler tarafından resmi olarak asgari ücretle çalıştırılıyor olarak gösterilseler de, birçok taşeron işçisi, ücretlerini aldıktan sonra bir kısmını işverene iade ettiklerini belirtmişlerdir. Bu yolla işverenler, yasalara aykırı şekilde, kendi paylarına düşen sosyal güvenlik primi ödemelerini dolaylı bir şekilde işçilerden tahsil etmektedirler. Böylece işveren, sigorta primi ödeme yükümlülüğünden kurtulmaktadır.

    2.000 TL ve üstü Aylık Ücret Alan İşçilerin Oranı %1’in Altında!

    Araştırmaya katılan taşeron işçilerinin önemli bir kısmının aylık eline geçen net ücret 801 TL – 1.000 TL arasındadır. Yapılan görüşmelerden bu oranın büyük bir çoğunluğunun asgari ücret ile çalıştırıldıkları anlaşılmıştır. Ayrıca çarpıcı şekilde, işçilerin azımsanmayacak ölçüde önemli bir kısmının yasalara aykırı bir şekilde, işveren tarafından kesinti yapılması sebebiyle asgari ücretten daha düşük seviyede gelir elde ettikleri görülmüştür. Bu durum, ülkemizde açlık ve yoksulluk sınırını belirleyen araştırmalarla birlikte düşünüldüğünde son derece dramatik bir tabloyu ortaya koymaktadır.

    Taşeron İşçi Uygulamasında Belediyeler ve Sağlık Sektörü Başı Çekiyor!

    Türkiye’de bugün bir buçuk milyona yakın taşeron işçisinin olduğu tahmin edilmektedir. Taşeron uygulaması yaygın olarak bütün sektörlerde görülmektedir. Ancak eldeki verilere göre, taşeron uygulamalarının belediye ve bağlı şirketleri ile sağlık sektöründe ciddi bir yaygınlık kazandığı anlaşılmaktadır.

    Araştırmaya katılan taşeron işçilerinin sektörel dağılımı dikkate alındığında sıralama, belediyeler ve bağlı şirketler, sağlık ve diğer sektörler şeklindedir. Bu dağılım, kamu sektöründeki taşeronlaşmanın dağılımı dikkate alınarak oluşturulmuştur.

    II. TAŞERON SORUNU VE SENDİKA ALGISI

    Taşeron uygulamalarının kamuoyu ile paylaşılan masum ve rasyonel teorik açıklamalarının ötesinde pratikte görülmektedir ki bu uygulama esas itibari ile maalesef gerçek manada bir emek sömürüsüne dönüşmüştür.

    Taşeron İşçiliğine Sebep: Ucuz İşçilik ve Taşeron Firmalara Para Aktarmak!

    Taşeron işçilerin % 51,2’si, Türkiye’de taşeronlaşma konusunda ısrar edilmesinin ana nedenini ucuz işçilik yaratmak olarak görmektedir. İkinci en önemli neden ise % 22,6 ile taşeron firmalara para/kaynak aktarmaktır.

    Taşeron işçisi sendikasız!

    Araştırma kapsamında görüşme yapılan taşeron işçilerinin sendika üyelikleri incelendiğinde, işçilerin çok büyük bir kısmının sendika üyesi olmadıkları gerçeği gözler önüne serilmektedir. Bu çerçevede taşeron işçiliğinin bizzat bir sendikasızlaştırma politikası olarak kullanıldığı belirtilebilir. Bununla birlikte tespit edilen sendikalaşma oranının Türkiye’deki resmi sendikalaşma oranlarının hayli üzerinde olduğu da görülmektedir. Taşeron işçileri içerisinde resmi sendikalaşma oranının %5 civarında olduğu düşünüldüğünde araştırmaya katılan işçiler içerisinde sendika üyesi olanların oranının %34,4 olması, araştırmanın bir bölümünün sendikalı kamu taşeron işçileriyle uygulanmış olmasından kaynaklanmaktadır.

    Taşeron İşçisi Sendika İstiyor!

    Sendikalaşma konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunduğu görülen taşeron işçilerinin, her şeye rağmen, söz konusu sorunları aşarak sendika üyesi olmak istedikleri görülmektedir.

    Ankete katılan taşeron işçilerinden, sendika üyesi olmayanlar, çok yüksek bir oranla sendika üyesi olmayı düşünmektedirler. Bu durum, taşeron işçilerinin sorunlarının çözümü bakımından sendikaları ciddi adreslerden birisi olarak gördükleri anlamına gelmektedir. Öte yandan, sendikaya üyesi olmak istemediğini belirten taşeron işçilerinin büyük bir çoğunluğu, işverenler tarafından uygulanan baskılar, yıldırma politikaları ve işten çıkartılma tehditleri karşısında çekingen bir tutum sergilemişlerdir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerindeki ilgili grafiklerden, taşeron işçilerinin, sendikayı temel bir çözüm aracı olarak gördükleri anlaşılmaktadır.

    III. İŞ VE ÜCRET GÜVENCESİ

    Araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlara göre, taşeron işçilerin çeşitli sorunları içerisinde kadroya geçişin bariz bir biçimde en önemli sorun olarak algılandığı görülmektedir.

    Taşeron İşçileri İçin En Önemli Sorun: Kadroya Geçiş! İş ve Ücret Güvencesi İkinci Sırada! Gelecek Kaygısı Had Safhada!

    Araştırma kapsamında elde edilen en önemli sonuçlardan birisi, taşeron işçilerinin karşı karşıya bulundukları en önemli sorun tercihinde ortaya çıkmıştır. Gerçekten işçilerin ezici bir çoğunluğu kadroya geçişi en önemli sorunları olarak görürken, ikinci sırada iş ve ücret güvencesi gelmektedir.

    Sendikal hakların kullanımını en önemli sorun olarak gören işçilerin oranı hayli düşük iken, sosyal güvenlik ve bağlı haklar, sendikal haklar, iş tanımlarına uyulmaması, işgücünün bölünmesi ve çatışma gibi sorunları ön plana çıkaran taşeron işçilerin oranı ise toplam %5’ler düzeyindedir. Taşeron işçilerinin ilk iki sıradaki tercihleri dikkate alındığında bir gelecek kaygısı taşıdıkları görülmektedir.

    Taşeron İşçiliği: Güvencesiz Çalışma!

    Bugün Türkiye’de taşeron işçilerin büyük bir çoğunluğu kendisinin iş güvencesinden yoksun olduğunu düşünüyor!

    Verilere göre her beş taşeron işçisinden dördü, iş güvencelerinin bulunmadığını düşünmektedirler. İş güvenceleri konusunda bu kadar büyük bir oranın olması, işçilerin gelecek kaygısı başta iş verimlilikleri olmak üzere gibi birçok alanı etkilemektedir. Araştırmaya katılan işçilerin sadece %15,4’ünün iş güvencelerinin olduğunu düşünmesi ise dikkat çekmektedir.

    İşçilerin Ücret Güvencesi De Yok!

    İş güvencesi ile benzer şekilde, taşeron işçilerinin büyük bir çoğunluğu ücret güvencelerinin bulunmadığını belirtmektedirler. Ancak burada ücret güvencelerinin bulunduğunu beyan eden taşeron işçilerinin oranı, iş güvenceleri olduğu yanıtını veren taşeron işçilerinin oranından daha yüksektir. Bu çerçevede taşeron işçilerinin iş ve ücret güvencesinin yetersizliği açık bir gerçektir.

    Taşeron İşçi Ücretleri Kadrolunun Çok Gerisinde!

    Araştırmadan elde edilen veriler, taşeron işçi ücretlerinin kadrolu işçi ücretlerinin çok gerisinde olduğunu göstermektedir.

    Taşeron işçileri, çok önemli bir oranda ücret düzeylerinin kadrolu işçilerin altında olduğuna inanmaktadırlar. Araştırma sırasında görüşülen kadrolu işçiler de, bu soruya taşeron işçileriyle benzer yanıtları vermişlerdir. Aynı işi yapmakta olan kadrolu işçilerin de bu yönde fikir beyan etmeleri ortadaki mağduriyeti göstermesi bakımından önemlidir. Bu sonuç, aynı zamanda işçiler arasındaki dayanışma ruhunu ve kolektif kimlik inşasını da olumsuz etkileyebilecek bir gelişmedir.

    Taşeron İşçiler Çıplak Ücrete Talim!

    Sonuçlar taşeron işçilerinin büyük ölçüde çıplak ücret dışında, fazla mesai ücreti de dâhil olmak üzere herhangi bir ek gelir elde edemediğini göstermektedir.

    Taşeron işçilerinin ciddi bir bölümü çıplak ücret dışındaki maddi haklardan yararlanamadıklarını belirtmişlerdir. Bu soruya tersi cevap verenlerin oranı ankete katılan işçilerin yaklaşık dörtte biridir. Bir önceki soruyla benzer şekilde burada da aynı işi yapan işçiler arasındaki eşitsizlikler ve hak mahrumiyetleri gün yüzüne çıkmaktadır.

    Taşeron İşçisine Kıdem Tazminatı Yok!

    Grafikteki verilerden de anlaşılacağı üzere, taşeron işçiler büyük ölçüde kıdem tazminatı hakkından yararlanamıyor.

    Taşeron işçilerinin çok büyük bir çoğunluğu kıdem tazminatı hakkından mahrum bırakıldıkları düşüncesindedirler. İş güvencesinin olmaması nedeniyle sürekli bir biçimde aksaklığa uğrayan iş sözleşmeleri neticesinde, taşeron işçiler kamuoyunun da bildiği gibi kıdem tazminatından mahrum bırakılmaktadır.

    Ankete katılan işçilerinin %60,6’sı, taşeron işçilerin kıdem tazminatı haklarını kullanmaları konusunda yetkili mercilerin sorumluluklarını yerine getirmediklerini belirtmişlerdir. Sadece %31,1’lik bir kesim ise bu konuda aksi fikir beyan etmiştir.

    Kıdem tazminatı haklarını yasalara karşı hile ile kaybeden işçilerin herkesin gözünün önünde cereyan eden bu işin yetkililerin ihmalleriyle gerçekleştiğini düşünmeleri doğaldır.

    Taşeron uygulaması insan onuruna yakışır bir hayatı imkânsız kılıyor!

    Son on beş yılın ILO gündeminde yer alan insan onuruna yakışır iş yaklaşımı bütün dünyada çağdaş endüstri ilişkilerinin yaygın bir şekilde temelini oluştururken, Türkiye’de tam tersi istikamette yaygınlaşan taşeron işçiliği trajik bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır.

    Ankete katılan işçilerin yaklaşık dörtte üçü sahip oldukları gelir seviyesinin kendileri ve aileleri için insan onuruna yakışır bir yaşam kalitesi sunmadığını belirtmişlerdir. Bu durum, aynı zamanda bir çaresizlik ve daha önemlisi dışlanmışlık göstergesidir. Daha geniş kapsamlı olarak değerlendirildiğinde bu sonuç, sosyal adaletin ve toplumsal huzurun sağlanmasının önünde de bir engel olduğunu ortaya koymaktadır.

    Taşeronluk sisteminde yeni ve köklü bir düzenleme kaçınılmaz ihtiyaç!

    Yıllar içerisinde Türkiye’de, taşeron uygulamasının bir çağdaş emek köleliği düzenine dönüşmesi dramatik bir durum ortaya koymaktadır. Araştırma verilerinin ortaya koyduğu gerçek, bu sistemin ya tamamen tasfiye edilmesi ya da yapısal bir değişime tâbi tutulması gerekliliğini göstermektedir.

    Verilere göre taşeron işçileri, çok büyük bir oranda alt işveren firmalarının işe alma biçim ve sürelerinin yeniden bir hukuki forma oturtulması gerektiğini belirtmişlerdir. Bu cevap, taşeron işçileriyle gerçekleştirilen birebir görüşmeler sırasında öğrenilmiş bir durumun yansımasıdır. Gerçekten taşeron işçileri, işe alım süreçlerinin liyakat esasına dayalı sistematik bir süreç olmadığını ve işe alınmaları nedeniyle kendilerini işverene karşı borçlu ve sorumlu hissettiklerini sıkça belirtmişlerdir.

    Ücretler Zamanında Ödenmiyor!

    Taşeron işçilerinin neredeyse üçte ikisi ücretlerinin düzenli bir şekilde ödenmediğini belirtmişlerdir. Bu noktada devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün eksikliğinin hissedildiği söylenebilir.

    Kendilerini düşük ücretlerin ve güvencesizliğin baskısı altında hisseden işçilerin düşük ücretlerini bile zamanında alamamaları trajik bir durumu ortaya çıkarmaktadır.

    Türkiye’de Taşeron Uygulaması Genel İşçi Ücretlerini Aşağıya Çekiyor!

    Bugün Türkiye’de uygulandığı şekliyle taşeron işçiliği, işçi ücretlerini alt işverenin keyfi ücret uygulamasına yol açmaktadır. Son otuz yılda tüm dünyada hâkim olan iktisadi anlayış, Türkiye’de dibe doğru yarış politikalarının bir sonucu olarak taşeron sistemi aracılığıyla ücretlerin düşmesine neden olmuştur.

    Taşeron işçileri, büyük bir çoğunlukla kendi istihdam biçimlerinin ücretlerde bir düşüşe neden olduğu kanısındadırlar. Bu bağlamda taşeron işçiliğinin ücret adaletsizliğin asıl sorumlusu olduğuna dair görüşler de büyük bir haklılık payı olduğunu söylemek doğru olacaktır.

    Taşeron Sistemi Güvencesiz ve Esnek!

    Türkiye’de taşeron işletmeciliği adeta işçileri güvencesiz çalışmaya mecbur etmek üzere tasarlanmıştır. İşin güvencesiz ve esnek karakteri verilerden açıkça anlaşılmaktadır.

    Anket sonuçları, işçilerin %82,4’ünün taşeron işçiliğinin esnek ve güvencesiz bir çalışma modeline yaslandığını düşündüğünü göstermektedir. Bu soruya aksi yanıt verenlerin oranı yalnızca %ıı,6 iken işçilerin %6,1’i ise incelenen konu hakkında kararsız kalmışlardır.

    Taşeron İşçilik Düşünüldüğü Gibi Çalışma Hayatında Verimliliği ve Kaliteyi Artırmıyor!

    Başlangıçta tüm iddialara rağmen, Türkiye uygulamasında taşeron işletmeciliğinde kalite ve verimliliğin artacağı iddiasını destekleyecek örnek yok gibidir. Tam tersine, taşeron işçiler yasa dışı olarak asıl işte çalıştırılarak toplam kalite düzeyinin düşmesine sebep olmaktadır. Bu durum çağdaş işletmeciliği ile uyumlu değildir.

    Araştırmada ortaya çıkan taşeron işçiliğinin üretimde ve hizmette verimliliği ve kaliteyi arttırdığına dair tutumlar üzerine bir değerlendirme yapıldığında, işçilerin önemli bir kesiminin bu görüşe katılmadığı anlaşılmaktadır. İşçilerin önemli bir kısmı kadrolu işçilere göre daha fazla ve yoğun çalışmaları nedeniyle yaptıkları işin verimliliğinin ve kalitesinin daha yüksek olduğunu söylerken; çoğu genel bir değerlendirme yaparak bu görüşe katılmamışlardır.

    IV. SOSYAL GÜVENLİK SORUNLARI VE İŞ GÜVENLİĞİ

    Taşeron işçiliğinin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorun; başta iş güvenliği ve çalışma şartlarını da kapsayan iş sağlığı ve güvenliği sorunlarıdır. Taşeron işletmesi, iş sağlığı ve iş güvenliği harcamalarını maliyet artırıcı bir unsur olarak gördüğü için işçileri bu güvenceden mahrum, sağlıksız bir iş ortamında çalıştırarak açıkça risk altına sokmaktadır.

    Taşeron İşçiliğinde İş Sağlığı ve Güvenliği Hak Getire!

    Taşeron işçiliğinin uygulandığı alanlarda yaygın olarak göze çarpan en önemli sorun, bütünüyle güvencesiz bir ortamda çalıştırılmaktır. İşveren işçiyi bir nesne olarak görmekte, onun insani olarak korunması gerektiği fikrine inanmamaktadır.

    Taşeron işçileri, %70’den fazla bir oranla iş sağlığı ve güvenliklerinin bulunmadığını düşünmektedirler. Bu cevap, iş ve ücret güvencesine sahip olmayan işçilerin iş sağlığı ve güvenliği bakımından da büyük bir sorunla karşı karşıya kaldıkları gerçeğini gözler önüne sermektedir. Nitekim yaşanabilecek her bir iş kazası işçilerin içinde bulundukları durumu iyice zora sokacaktır.

    Taşeron işçileri, %80’den daha yüksek bir oranla iş güvenliği koşullarının kadrolu işçilerden daha kötü olduğu düşüncesindedirler. Adaletin olmadığı düşüncesinin taşeron işçiler tarafından genel bir kabul gördüğü görülmektedir.

    Sosyal Güvenlik Hakkının Kullanımında Sorunlar Var!

    Diğer güvencelerinin aksine Türkiye’de taşeron işçileri, nispeten daha iyi şartlarda sosyal güvenlik imkânlarına sahiptirler. Ancak bu durum, sosyal güvenliğe dair sorunların görmezden gelinmesine yol açmamalıdır. Çünkü ortaya çıkan veriler sosyal güvenlik hakkının kullanımında hatırı sayılır düzeyde sorunlar olduğunu göstermektedir.

    Ankete katılan taşeron işçilerinin sosyal güvenlik sisteminin korunmasından yeterince yararlanıp yararlanamadıklarına dair görüşleri diğer sorun alanlarında ortaya çıkan verilere göre kısmen dengelidir. İşçilerin yarıya yakını bu soruya olumsuz yanıt verirken olumlu yanıt verenlerin oranı ise %45’ler düzeyindedir. Birbirine böylesine yakın oranlarla karşılaşılmasının temel nedeni, işçilere sürekli olarak işe giriş-çıkış işlemi yapılmasıdır. Bu durum işçilerin sosyal güvenlik haklarından yararlanmaları konusunda nispeten aksaklıklara yol açmıştır.

    İşçilerin Sürekli Bir Sosyal Güvenlik Hakkı Yok!

    Taşeron işçilerinin çoğunluğu sürekli bir sosyal güvenlik hakkına sahip olmadıklarını düşünmektedirler. Bu cevap, iş güvencesi ile birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hale gelmektedir. Özellikle yılsonu işten çıkarma-işe alma sürecinden kaynaklanan bazı sorunların yukarıdaki algının oluşumunu kolaylaştırdığı söylenebilir.

    Sorunlu Taşeron Mevzuatı Dahi Uygulanmıyor!

    Elde edilen verilerden uygulamada kâğıt üzerinde zaten sorun çözme kabiliyeti olmayan mevzuat hükümlerine dahi uyulmadığı görülmektedir.

    Ankete katılan işçilerin üçte ikisi Türkiye’de taşeron işçiliği hakkındaki yasal mevzuatın usulüne uygun bir şekilde uygulanmadığını düşünmektedirler. Yasal mevzuatın uygun bir şekilde uygulandığını düşünen işçilerin oranı ise ankete katılanların yaklaşık 5’te 1’idir. Bu çerçevede sorun yalnızca yasal mevzuatın eksikliğinden değil, uygulamadaki sorunlardan da kaynaklanmaktadır.

    Mevcut Mevzuat ve Fiili Durum Sendikalaşma Önünde Engel!

    Türkiye’de bugün taşeron işçilerinin sendikalaşmasını engelleyen fiili bir durum söz konusudur. Mevcut mevzuat sendikalaşmayı adeta imkânsız hale getirmektedir.

    Verilere göre taşeron işçilerinin büyük bir çoğunluğu, yasal düzenlemelerin sendikal haklarını kullanımları yönünde bir engel olduğu düşüncesindedirler. Yasal düzenlemelerin taşeron işçilerinin sendikal haklarını kullanmalarını engellediği yönündeki düşünce, sendikasızlaştırma politikalarının açık bir örneğidir.

    İşten Atılma Korkusu Sendikalaşmayı Engelliyor!

    Sendika üyeliği, işçiler arasında işten atılma gerekçesi olarak algılanmaktadır. Bu tutumun oluşmasında asıl sebep işverenin tavrıdır

    Taşeron işçilerinin % 80’den fazlası, sendikal haklarını kullanmalarının işverenler tarafından bir işten çıkartma sebebi olarak görüldüğünü belirtmiştir. Bu noktada sendikal örgütlenme önündeki esaslı engelin işverenin tavrı olduğu bir kere daha net bir biçimde anlaşılabilir.

    Sendikaların Taşeron İşçilere İlgisi Henüz Çok Yeni!

    Türkiye’de taşeron işçiliğinin yaygınlaşma sürecinde örgütlenme için engel oluşturan fiili koşullar sebebiyle işçiler ile sendikaların bir araya gelmesi mümkün olamamıştır.

    İşçilerin neredeyse 4’te 3’ü, sendikaların taşeron işçilerin sorunlarına yeterli ilgiyi göstermediğini belirtmişlerdir. Bu çerçevede sendikaların politikalarını yalnızca üyeleriyle sınırlı tutmaları, bu noktada hem işçilerin sorunlarının karşılanması bakımından hem de sendikaların kendi güç potansiyellerini ortaya koymaları bakımından bir engel teşkil ettiği söylenebilir.

    Taşeron İşçiler Sendikalaşmanın Kendilerine Katkıda Bulunacağından Emin!

    Taşeron işçilerin sendikalaşmaları halinde, çalışma şartlarının düzeleceğine ve sendikanın bu konuda daha ciddi katkı yapacağına inandıkları görülmektedir.

    Ankete katılan işçiler, çok büyük bir oranla sendikal haklarını kullanmalarının önündeki engellerin kaldırılmasının çalışma koşullarının iyileştirilmesini sağlayacağını düşünmektedirler. Bu cevaptan hareketle işçilerin sendikal hakların kullanımının getirileri bakımından gerekli bilince sahip oldukları anlaşılmaktadır.

    Sendikalaşmada Mevzuat Yetersiz, Uygulama Kötü Niyetli!

    Taşeron işçilerin sendikalaşmak istedikleri halde, mevcut mevzuatın buna imkân vermediği görülmekte, işverenin kötü niyetli davranışı ise üyeliği neredeyse imkânsız kılmaktadır

    Taşeron işçilerin çok büyük bir bölümü, sendikal haklarını kullanamamalarının asıl sebebi olarak yasal düzenlemelerdeki eksiklikleri görmektedirler. Bu cevap, önceki sorularda ulaşılan, yasal düzenlemelerdeki eksikliklerin giderilmesi talebiyle uyumlu bir sonuç ortaya koymaktadır.

    Taşeron işçilerin % 80’den fazlası sendikal haklarını kullanamamanın asıl sebeplerinden biri olarak mevcut yasaların uygulamada yok sayılması olduğunu beyan etmişlerdir. Bu çerçevede yasaların daha adil hale getirilmesinin yeterli olmadığı, uygulamadan kaynaklanan sorunların da çözülmesi gerektiği açıktır.

    Sorunların Çözümünde Sendikadan Beklenti Yüksek!

    Türkiye’de taşeron işçileri ile sendikalar arasındaki ilişkinin geç kurulmasına karşın, bugün işçilerin sendikalardan beklentilerinin yüksek bir düzey olduğu görülmektedir. Bu sonuç önümüzdeki dönemde bu alanda sendikal örgütlenmenin gittikçe artabileceğine dair bir işaret olarak kabul edilebilir.

    Verilerden anlaşıldığı kadarıyla taşeron işçilerin tamamına yakın bir kısmı, sorunlarının çözümü için işçi sendikalarından yeni öneriler beklemektedirler. Yukarıdaki grafik diğer yandan sendikaların taşeron sorunlarına ilişkin henüz daha beklenen etkinlik düzeyinin oldukça gerisinde olduklarını göstermektedir.

    Sendikalaşma İş Güvencesinin Garantisi Olarak Görülüyor!

    Türkiye’de taşeron işçileri için sendikalı olmak iş güvencesinin ve dolayısıyla buna bağlı olarak elde edilecek diğer tüm hakların kazanılması noktasında anahtar bir unsur olarak görülmektedir.

    Taşeron işçilerinin büyük bir çoğunluğu, sendikalı olmalarının iş güvencelerini arttıracağı düşüncesindedirler. Sendikal bilinç düzeyindeki yükseklik bu soruya verilen yanıtlarla bir kez daha somutlaşmaktadır. Kolektif dayanışma bilinciyle hareket edilmesinin iş güvencesi üzerinde yaratacağı etki, işçiler tarafından önemli görülmektedir.

    Taşeron işçilerinin çoğu, çalıştıkları işyerinde sendikaların bilgilendirme faaliyetlerinin yeterli olmadığını belirtmişlerdir. İşçilerin sendikalardan beklentilerinin oldukça yüksek olmasına rağmen sendikaların bilgilendirme faaliyetleri bakımından gördükleri yetersizlik, sendikaların üzerinde çalışması ve proje geliştirmesi gereken bir sorun olarak görülmelidir. Sendikalaşma eğilimlerindeki düşüşün sebeplerinden birini de bu eksiklik alanı oluşturmaktadır.

    Kadro Verileceğine İnanç Zayıf!

    Kamuoyunda sık sık gündeme gelen taşeron işçilerine kadro verileceğine dair iddiaların işçiler arasında ciddi bir beklentiyi yaratmadığı anlaşılmaktadır.

    Taşeron işçilerin neredeyse üçte ikisi, en büyük sorunları olarak gördükleri kadro sorunun 2014 yılı içerisinde çözülemeyeceğini belirtmişlerdir. Bu soruya verilen yanıtlar büyük bir çaresizliği ve umutsuzluğu yansıtmaktadır.

    V. İŞ ORTAMI: HER İŞTE ÇALIŞTIRMA, ÇATIŞMA VE UYUMSUZLUK

    Taşeron işçiliğinin işyerinde verimliliği, uyumu ve bütünleşmeyi artıracağına dair iddiaların bu araştırmanın verileri dikkate alındığında gerekli mesnetten yoksun olduğu anlaşılmıştır. Tam tersine uygulamanın yıllar içinde işyerlerinde uyumsuzluk, bölünme ve çatışmaya yol açmış görünmektedir.

    “Her İşte Çalıştırılıyoruz Abi!”

    Mevzuat gereği taşeron işçiler, yalnızca belirlenmiş işlerde çalıştırılmaları gerekirken, fiili durumda çeşitli işlerde çalıştırılmaktadır. Bu durum, işçilerin işyerine aidiyetini zayıflatırken, belirli işlerde uzmanlaşmalarını da engellemektedir.

    Araştırmaya katılan taşeron işçilerin her beş işçiden dördü belirli bir iş tanımının bulunmadığını düşünmektedir. İş tanımlarının olmaması halinde işçiler, işverenin istediği diğer tüm işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

    Taşeron işçilerin % 83,1’i çoğunlukla sözleşmelerde yer alan iş tanımlarına uyulmadığını düşünmektedir. Sözleşmede yer alan iş tanımlarına uyulduğunu düşünenlerin oranı ise sadece % 12’dir. Taşeron işçileri ilgilendiren en önemli problemler arasında sözleşmelerde yer alan iş tanımlarına uyulmamasını saymak mümkündür.

    Her İşte Çalıştırılma Uzmanlaşmayı Engelliyor!

    Taşeron işçilerin % 83,2’si iş tanımlarından kaynaklanan belirsizlikten dolayı herhangi bir işte uzmanlaşmalarının engellediğini düşünmektedir. Çalışma kıdeminin işyerlerinde belirli alanlarda çalışanların uzmanlaşmasını getirdiği bilinmektedir. Oysa taşeron işçileri bakımından bunun böyle olmadığı ortaya çıkan verilerden açıkça anlaşılmaktadır.

    Taşeron Uygulaması İşyerinde Çatışmaya Yol Açıyor!

    Taşeron işçilerin % 87,8 gibi çok büyük bir oranı işyerinde taşeron – kadrolu işçi ayrımının çatışmaya yol açtığını düşünmektedir. İşyerinde böyle bir ayrımın çatışmaya yol açmadığını düşünenlerin oranı ise sadece % 9,5’tir. Ortaya çıkan veriler, çeşitli sebeplerle beklenebilecek sorunlardır. Taşeron uygulaması maalesef zaman içerisinde işyerinde çalışma barışına karşı tehdit haline gelmiştir.

    Taşeron İşçilerin Çalışma Şartları Kadrolulara Göre Daha Ağır!

    İşyerinde çalışanlar açısından eşit düzeyde çalışma şartlarının tüm işçilere sunulması beklenirken, taşeron işçilerin çalışma şartlarının diğer işçilerden daha ağır olduğu bilinmektedir.

    Araştırma sonuçlarına göre taşeron işçilerin sadece %7’si kadrolu işçilerden daha iyi şartlara sahip olduklarını düşünmekte iken, bu durumun tersini düşünenlerin oranı %90’dır. İster istemez taşeron ve kadrolu işçi arasındaki bu kadar büyük bir imkân farklılığı işyerinde memnuniyetsizlik, verimsizlik ve çatışma gibi çok yönlü sonuçlar doğurmaktadır.

    Taşeron İşçiler İşyerinde Ayrımcılıkla Karşı Karşıya Kaldıklarını Düşünüyorlar!

    Taşeron işçiler, diğer çalışanlar ve yöneticiler tarafından ayrımcılığa tabi tutulduklarını ifade etmektedirler.

    Taşeron işçilerin %90,3’ü, içinde bulundukları olumsuz şartların işyerinde ayrımcılık algısı yarattığını düşünmektedir. Aslında ayrımcılığa dair kamuoyunda var olan algı araştırma verileri ile doğrulanmış olmaktadır. Bir başka bağlamda düşünüldüğünde bu tablo ILO’nun ilgili sözleşmelerinin açıkça ihlali anlamına gelmektedir.

    Yöneticiler Ayrımcılık Yapıyor!

    Araştırmaya katılan taşeron işçilerin %85,7’si kendilerine yöneticiler tarafından kadrolu – taşeron işçi ayrımının hissettirildiğini düşünmektedir. Hiç kuşku yok ki işyerinde bu algının bu kadar yüksek olması çatışma ve bölünmeyi ciddi anlamda tetikleyecektir.

    İşyerinde Ayrımcılığın Asıl Sebebi: Düşük Ücret!

    Araştırma sonuçlarından anlaşıldığı kadarıyla taşeron işçiler ile kadrolu işçiler arasında ayrımcılık algısı yaratan en önemli sebebin ücret farklılıkları olduğu görülmektedir.

    Araştırmaya katılan işçiler arasında, işyerinde kadrolu işçi – taşeron işçi arasındaki bölünme ve çatışmanın büyük ölçüde ücret farklılığından kaynaklandığını düşünenlerin oranı %86,6 gibi büyük bir çoğunluğa karşılık gelmektedir. İşyerinde düşük ücret ve ayrımcılık işçiler açısından çok önemli bulunmakta, birçok negatif değerlendirme bu iki konu üzerine bina edilmektedir.

    VI. DİKKAT ÇEKİCİ BAZI SONUÇLAR

    Yukarıda paylaşılan genel nitelikli verilerin birbirleri ile mukayeseli incelemelerinden ilginç sonuçlar elde edilmiştir. Bu kısa raporda onlardan bazıları aşağıda paylaşılmıştır.

    Belediyelerde Erkek, Sağlıkta Kadın Taşeron İşçiler Çoğunlukta!

    Bilindiği gibi taşeron işçilerinin güvence koşullarının en düşük olduğu sektörlerin başında sağlık gelmektedir. Araştırmaya katılan işçilerin yalnızca %20’sinin kadınlardan oluştuğu düşünüldüğünde sağlık sektöründeki taşeron işçileri arasında kadınların oranının oldukça yüksek olması dikkat çekmektedir.

    Cinsiyet ile çalıştıkları sektörler grafiğine baktığımız zaman erkek taşeron işçilerin %64,6’sının belediye ve bağlı şirketlerde çalıştıklarını görmekteyiz. Belediye ve bağlı şirketlerde çalışan kadın taşeron işçilerin oranı ise sadece %22,1’dir. Bu farklılığın sağlık sektörü için tam tersi bir durumda olduğu dikkat çekmektedir. Sağlık sektöründe çalışan taşeron işçilerin %56,6’sının kadın, %22,6’sının ise erkek olduğu görülmektedir.

    Kadın İşçiler Erkek İşçilere Göre Taşeron İşçiliğini Çok Daha Verimsiz Buluyor!

    Kadın taşeron işçilerin ağırlıklı olarak sağlık sektöründe çalıştıkları göz önüne alındığında, üretimde ve hizmette kalite ve verimlilik algılarının erkeklere oranla farklılaşması anlaşılabilir. Bu durumu aşan bir biçimde kadın işçiler, taşeron uygulamasına erkek işçilerden daha şiddetli karşıdır.

    Diğer yandan taşeron işçilerin üretimde ve hizmette verimliliği ve kaliteyi artırdığı düşüncesinin cinsiyete göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Kadın taşeron işçilerin %48,9’u kaliteyi ve verimliliği artırdığını düşünmekte iken, bu oran erkek taşeron işçilerde sadece %39’da kalmaktadır.

    Taşeron İşçiler İçerisinde Kadın İşçiler Erkek İşçilere Göre Daha Eğitimli!

    Yukarıdaki veriler dikkate alındığında kadın taşeron işçilerin erkek işçilere göre hem daha yüksek eğitim seviyesine sahip oldukları hem de ağırlıklı olarak çalıştıkları sağlık sektörü bağlamında düşünüldüğünde daha düşük ücret ile çalışmaları dikkat çekmektedir.

    Taşeron işçilerin eğitim düzeyleri cinsiyet temelinde incelendiğinde lise altı eğitim düzeyindekilerin %12,7’sinin kadınlardan ve geriye kalan %87,3’ününse erkeklerden meydana geldiği görülmektedir. Lise ve üniversite düzeyinde ise kadınların oranı artmakta ve %28,7’ye yükselmektedir. Ankete katılan işçiler içerisinde kadınların oranının %20 olduğu düşünüldüğünde lise ve eğitim düzeyinde kaydedilen bu %28,7’lik oranın oldukça anlamlıdır.

    Genelde Olduğu Gibi Taşeron İşçilerinde de Eğitim Düzeyi Arttıkça Çocuk Sayısı Azalıyor!

    Türkiye’de konu ile ilgili olarak yapılan diğer çalışmalarla benzer şekilde taşeron işçileri arasında da eğitim düzeyi arttıkça çocuk sayısının azaldığı eğilimi görülmektedir.

    Araştırmaya katılan işçilerin çocuk sayıları eğitim durumlarına göre daha detaylı ele alındığında lise altı eğitim düzeyindekilerin %34,5’inin iki çocuğa sahip oldukları görülmektedir. Bunu çok düşük bir fark ile üç ve daha fazla çocuğu olan işçiler izlemektedir. Lise altı eğitim düzeyindeki işçilerin %20,3’ünün tek çocuğu varken bu eğitim düzeyinde yer alan işçilerin %11,5’inin çocuklarının olmadığı tespit edilmiştir. Lise ve üniversite mezunlarında ise sonuçlar hayli farklıdır. Bu eğitim düzeyine sahip işçilerin %31,5’inin tek çocuğu varken iki çocuğu olan işçilerin oranı ise %29,9’dur. Lise ve üniversite düzeyinde eğitim almış işçilerin %26,4’ünün hiç çocuğu yoktur. Bu eğitim grubunda yer alan işçiler içerisinde üç ve daha fazla çocuğu olanların oranı ise %12,2’dir. Bu sonuçlar, Türkiye geneli için yapılan çalışmalarda eğitim düzeyi ile çocuk sayısı arasında ters orantının var olduğuna dair tespitleri teyit etmektedir.

    Sektörlere Göre Eğitim Düzeyi Farklılaşıyor!

    Belediyelerde çalışan taşeron işçilerinin çoğunluğunun eğitim düzeyi lise altı iken, sağlık sektöründe lise üstüdür. Bu sonuç iki sektör arasında oldukça ciddi bir eğitim farklılaşması olduğunu işaret etmektedir.

    Ankete katılan işçilerin eğitim düzeyleri çalıştıkları sektörler bağlamında incelendiğinde lise altı eğitim düzeyindekilerin %64,6’snın belediyelerde ve bağlı şirketlerde, %22,5’inin sağlık sektöründe ve %13’ününse diğer sektörlerde çalıştıkları tespit edilmiştir. Lise ve üniversite mezunlarında ise sıralama değişmemekle birlikte oranların hayli farklılaştığına tanık olunmuştur.

    Bu çerçevede lise ve üniversite düzeyinde eğitim almış işçilerin %45,7’sinin belediyelerde ve bağlı sektörlerde, %37,8’inin sağlık sektöründe ve geriye kalan %16,5’ininse diğer sektörlerde çalıştıkları anlaşılmıştır. Buradan hareketle, özellikle sağlık sektöründe çalışan işçilerin belediyelerde ve bağlı şirketlerde çalışan işçilere kıyasla görece daha yüksek eğitim düzeyine sahip oldukları söylenebilir.

    Belediyelerde Ücretler Sağlık Sektöründen Daha Yüksek!

    Belediye ve sağlık sektörlerinde daha önce gözlemlenen temel farklılıkları ücret seviyeleri bakımından da varlığını sürdürmektedir.

    Ankete katılan işçilerin sektörel dağılımından bağımsız olarak, asgari ücret düzeyinde gelir elde edenlerin yarıdan fazlasının sağlık sektöründe çalıştıkları görülmektedir. Bunu belediyelerde ve bağlı şirketlerde ve diğer sektörlerde çalışanlar izlemektedir. Bu soruya verilen cevaplar, belediyelerde ve bağlı şirketlerde çalışanların ücret koşullarının görece daha iyi olduğunu da göstermektedir.

    Ücretler Düştükçe Kadro Sorunu Daha Derinden Hissediliyor!

    En önemli sorun tercihi farklılaşmamakla birlikte, düşük ücretli taşeron işçilerinin kadroya geçişi diğerlerinden daha büyük bir sorun olarak gördükleri gözlemlenmektedir.

    Taşeron işçilerinin en önemli sorun tercihlerinin ücretlerde yaşanan farklılıklardan oransal olarak etkilenmekle birlikte, sıralama bakımından bir sapma göstermediği görülmektedir.

    Ücret Düzeyi Yükseldikçe İş Sağlığı ve Güvenliği Algısı Değişiyor!

    Taşeron işçilerinin ücret düzeyi yükseldikçe iş sağlığı ve güvenliği algıları da farklılaşmaktadır.

    Taşeron işçilerinin ücret düzeyi yükseldikçe iş sağlığı ve güvenliğine sahip olduklarına dair algıları da gelişmektedir. Burada ücretler-iş sağlığı ve güvenliği ilişkisinde oransal bakımından ciddi farklar söz konusudur. Gerçekten 1.000 TL ve altı net ücret elde eden işçilerin yaklaşık %80’i iş sağlığı ve güvenliğine sahip olmadıklarını belirtirken, 1.001-1.600 TL aralığında bu oranı %70’lere yaklaşmakta ve 1.601 TL üzerinde ise %50’lerin altına düşmektedir.

    Ücret Seviyesi Yükseldikçe İş Güvenliği İyileşiyor!/ Düşük Ücretliye İş Güvenliği De Yok!

    İşverenler, son dönemde maliyetleri düşürme politikaları ile düşük ücretle çalıştırdıkları taşeron işçilerin iş güvenliği koşullarını da önemsemiyorlar.

    Taşeron işçilerin aylık elde ettikleri net ücretler, iş güvenliği koşullarının kadrolu işçilerden daha kötü olduğuna dair soruya verilen cevaplarla birlikte ele alındığında ücret düzeyi arttıkça, konuyla ilgili olumsuz algının azaldığını gözler önüne sermektedir. Gerçekten 1.601 TL ve üzerinde ücret elde eden işçilerin %60’dan biraz fazlası, iş güvenliği koşullarının kadrolu işçilerden daha kötü olduğunu düşünürken, ücretler azaldıkça bu oran artış göstermektedir.

    Düşük Ücret – Aksayan Sosyal Güvenlik!

    Türkiye’deki daha yüksek ücret seviyelerinden istihdam edilen taşeron işçiler sosyal güvenlik haklarından sürekli bir şekilde yararlanırken, düşük ücret seviyesindeki işçilerin iş güvencelerinin de düşük olması nedeniyle bu haklarından tam anlamıyla yararlanamadıkları görülmektedir.

    Taşeron işçilerin ücretler düzeyi arttıkça taşeron işçilerin sürekli bir sosyal güvenlik hakkına sahip olduklarına dair görüşleri de olumlu bir seyre doğru girmektedir. 1.000 TL altında ücret elde eden işçilerin %60’ından fazlası sürekli bir sosyal güvenlik hakkına sahip olmadıklarını belirtirken bu oran 1.001-1.600 TL aralığında %55’lere ve 1.601 TL üzerinde %40’lar civarına gerilmektedir.

    Düşük Ücretlinin İş Tanımı Yok!

    Araştırma sonuçlarından taşeron işçilerin elde ettikleri aylık net ücretlerine göre farklılaşan bir iş tanımı algısının olduğu görülmektedir. Bunun esas nedenini işverenin düşük ücret ile çalışan işçilere kendi işleri dışındaki diğer tüm işleri de yaptırabiliyor olmaları olabilir.

    Ücret düzeyi arttıkça taşeron işçilerinin iş tanımlarına dair görüşleri ciddi şekilde farklılaşmaktadır. 1.600 TL düzeyine kadar olan ücretlerde oransal farklılıklar anlamlılık düzeyinde fark yaratmasa da, özellikle 1.601 TL üzerinde aylık net ücret elde eden işçiler, diğer ücret düzeylerindeki işçilere göre iş tanımlarının bulunmadığına dair daha düşük oranda bir katılım göstermişlerdir. Ancak bu düşük katılım dahi yaklaşık %70’ler düzeyindedir.

    Belediyeler Eğitimsiz Taşeron İşçi Adresi!

    Taşeron işçilerin eğitim seviyeleri düşük olanların ağırlıklı olarak daha düşük emek niteliği talep eden belediyelerde çalıştıkları dikkat çekmektedir. Eğitim seviyesindeki artış bu sektörden sağlık ve diğer sektörlere doğru bir geçişi göstermektedir.

    Çalışılan sektörler eğitim durumuna göre ele alındığında belediye çalışanları için sıralamanın ilkokul mezunları, ilköğretim/ortaokul mezunları, lise mezunları ve üniversite mezunları şeklinde geliştiği görülmektedir. Sağlık sektöründe ise bundan farklı olarak sıralama lise mezunları, ilkokul mezunları, ilköğretim/ortaokul mezunları ve üniversite mezunları şeklindedir. Üniversite mezunlarının oransal olarak payının en yüksek olduğu sektör sağlıktır. Diğer sektörler içinse sıralama lise, ilköğretim/ortaokul, ilkokul ve üniversite şeklinde gelişmiştir.

    Sağlık Sektörü: Ucuz İşçilik!

    Türkiye’de sağlık sektöründe çalışan işçilerin önemli bir kısmının 1.000 TL’nin altında ücret düzeyine sahip olması araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından birini oluşturmaktadır. 1.000 TL üzeri ücret seviyesine sahip olan işçilerin %7’yi bile bulmaması sektördeki emeğin ne derecede sömürüldüğünü de bizlere göstermektedir.

    Taşeron işçilerin ellerine geçen aylık net ücretler sektörler düzeyinde incelendiğinde sağlık sektöründe büyük bir farklılığın varlığı göze çarpmaktadır. Gerçekten bu sektörde çalışan işçilerin neredeyse %80’i asgari ücret elde etmektedirler. Bu oran belediyelerde %20’ler ve diğer sektörlerde %35’ler düzeyindedir. Bu bağlamda sağlık sektöründe çalışanların yaşam koşullarının, diğer sektörlerde çalışanlara oranla insan onuruna yakışır koşullardan hayli uzak olduğunu söylemek mümkündür.

    Sağlık Sektöründe Ücretler de Zamanında Ödenmiyor!

    Türkiye’de sağlık sektöründe taşeron işçi olarak çalışanların hem ücret düzeylerinin düşük olması hem de ücretlerini zamanında alamamaları bu sektördeki taşeron varlığını ciddi anlamda sorgulanmasını gerektirmektedir.

    Taşeron işçilerinin ücretlerinin düzenli bir şekilde ödenip ödenmediğine ilişkin sonuçlar sektörler bağlamında incelendiğinde sağlık sektöründeki işçilerin neredeyse %80’inin ücretlerinin düzenli bir şekilde ödenmediği tespit edilmiştir. Diğer sektörlerde bu oran %70’lere yaklaşırken belediyeler ve bağlı şirketlerde çalışan işçilerinse yaklaşık %60’ı ücretlerinin düzenli bir şekilde ödenmediğini beyan etmişlerdir.

    GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

    Taşeron İşçisi Gerçeği Araştırması sonuçlarını kısaca özetlemek gerekirse, aşağıdaki kısa tespitlerle meseleyi yeniden toparlamak mümkündür.

    Taşeron İşçi Gerçeği Araştırması sonuçlarına göre, araştırmaya katılan taşeron işçilerin %52,6’sını ilk ve orta öğretim mezunları oluştururken, lise mezunu işçilerin %33,8’lik bir paya sahip olduğu görülmektedir. Üniversite mezunu taşeron işçilerin oranı ise %ıı,2 ile üçüncü sırada yer almaktadır. Taşeron işçilerin çoğunluğunun evli ve bunların %32,4’ünün iki çocuk sahibi olduğu görülmektedir.

    Türkiye’de genel işçi ücretleri göz önüne alındığında, taşeron işçilerin ücret seviyelerinin genel tablonun altında seyir ettiği dikkat çekmektedir. Bugün Türkiye’de taşeron uygulaması kapsamında çalışan bir milyonun üzerindeki işçinin yarısı 1.000 TL’nin altındaki ücret ile geçinmek zorunda bırakılmaktadır. 2.000 TL ve üstü ücret alan işçilerin oranı ise %ı’in altında olduğu görülmektedir.

    Türkiye’de taşeron işletmeciliğinin öncelikli olarak belediyelerde ve sağlık sektöründe yaygın olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarından, işçilerin taşeron uygulamasının asıl sebebinin ucuz işçilik yaratmak, taşeron firmalara kaynak/para aktarmak ve sendikal haklardan mahrum bir işçilik yaratmak olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Bu bağlamda taşeron işçilerin %88,5’lik düzeyde sendikalı olmak istedikleri de bir başka önemli veri olarak dikkati çekmektedir.

    Yine eldeki sonuçlara göre, taşeron işçiler için en önemli sorun kadrolu statüye geçiş olduğu büyük bir fark ile öne çıkmaktadır. Kadro sorununu takip eden ikinci en önemli sorun ise iş ve ücret güvencesi olarak tespit edilmiştir.

    Türkiye’deki taşeron işçileri içinde bulundukları işçiliğin güvencesiz bir model olduğunu düşünmektedirler. Taşeron ve kadrolu işçi arasındaki farklılıklar dikkate alındığında, taşeron işçilerin kadrolulara göre çok daha düşük düzeyde ücret ile geçinmek zorunda kaldıkları tespit edilmiştir. Bu bağlamda kadrolu işçilerin sahip oldukları ek gelir (fazla mesai, prim, vs.) gruplarından taşeron işçilerin yararlanamadıkları ortaya çıkmıştır.

    Araştırma kapsamındaki taşeron işçilerin, kıdem tazminatına hak kazan(a)madıklarını şiddetle belirttikleri verilerden anlaşılmaktadır. Taşeron işçilerin aldıkları ücretler göz önüne alındığında, insan onuruna uygun bir hayatı yaşamalarını imkânsız kıldığı görülmüştür.

    Araştırma sonuçları, taşeronluk sisteminde yeni ve köklü bir düzenlemeyi kaçınılmaz kılmaktadır. Söz konusu araştırma bulgularına göre; taşeronluk sistemi genel işçi ücretlerini aşağı çekmekte, güvencesiz ve esnek bir modele dayanmakta ve kamuoyu yapıcılarının söylediğinin aksine çalışma hayatında verimliliği ve kaliteyi yükseltmemektedir.

    Taşeron işçileri için en önemli sorun; başta iş güvenliği ve çalışma şartlarını da kapsayan iş sağlığı ve güvenliği sorunlarıdır. İşçiler, taşeron işletmesinin, iş sağlığı ve güvenliği harcamalarını maliyet artırıcı bir unsur olarak gördüklerini ve kendilerini sağlıksız bir iş ortamında çalıştırarak açıkça risk altına soktuklarını net bir şekilde belirtmişlerdir.

    Araştırmanın en dikkat çekici verilerinden biri de, hâli hazırdaki yasal mevzuatın taşeron işçilerin örgütlenmesini büyük ölçüde engellediği gerçeğidir. Bir başka önemli sonuç ise, işverenin sendikalaşmasını engelleyici tavrıdır. Öyle ki işveren, sendika üyeliğini işçileri işten çıkartma gerekçesi olarak kullanmaktadır.

    Bulgular, taşeron işçilerin sendikalardan beklentilerinin yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Taşeron işçileri, sendikalı oldukları takdirde sorunlarını çok daha kolay aşacaklarına inanmaktadırlar.

    Kamuoyunda çok sık gündeme gelmesine rağmen taşeron işçiler 2014 yılı içerisinde kadro verileceğine inanmamaktadırlar. Bu inançsızlık, bu sürecin böyle bir sonla sonuçlanmayacağına dair inançla ilgilidir.

    Taşeron işçileri, yasalarla çizilen sınırların aksine, belirlenmiş işlerde çalıştırılmadıkları araştırma sonucunda elde edilen bir diğer önemli veridir. Bu durumun, taşeron işçilerin herhangi bir işte uzmanlaşmalarını engellediği ise diğer bir gerçektir.

    Kadrolu işçilere kıyasla çok sayıda sorunla yüzleşmek zorunda bırakılan taşeron işçilerin çalışma şartları da kadrolu işçilerden oldukça ağır olduğu araştırma bulgularında açıkça görülmektedir.

    Araştırma, taşeron işçilerin işyerinde ayrımcılığa uğradıkları gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu ayrımcılığın asıl sebebinin düşük ücretlerden kaynaklandığı tespit edilmiştir.

    Kadın taşeron işçilerin oranının daha yüksek olduğu sağlık sektöründe, ücretler, belediyelerin hayli gerisindedir. Bu sonuç, konuyla ilgili diğer bulgularla birlikte değerlendirildiğinde, kadın taşeron işçilerinin erkeklere göre daha güvencesiz koşullara sahip olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir. Ayrıca sağlık sektöründe zamanında ödenmeyen ücretler, kadın taşeron işçilerinin güvencesizliğinin derinleşmesine neden olmaktadır.

    Sonuç olarak, Taşeron İşçi Gerçeği Araştırması, Türkiye’de bu konunun çalışma hayatının yapısal bir sorunu hâline geldiğini çeşitli bulgularla açıkça ortaya koymaktadır. Her geçen gün derinleşen sorunun, mevcut düzenlemeler ve politikalarla çözülmesinin imkânsız olduğu da görülen diğer bir gerçektir.

    Taşeron işçilerinin yukarıda atıf yapılan güvencesizliği ve geleceğe dair ümitsizliği kırılabilir mi? Bu soruların gerçek cevabını hiç kuşkusuz zaman verecektir.

    KAYNAK

    Ekli Dosyalar:

  4. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Taşeron İşçilerinin Durumunu Gözler Önüne Seren Rapor Açıklandı
    Taşeron İşçilerinin Durumunu Gözler Önüne Seren Rapor Açıklandı
    Taşeron İşçisi Gerçeği 2014 Araştırması kapsamında Ülkemizdeki 9 işkolunda, 27 ilde, 85 işyerinde toplam 5250 kamu taşeron işçisi ile yüz yüze görüşme sonucu hazırlanan ve Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) tarafından yayımlanan Taşeron İşçisi Gerçeği Araştırması konulu özet rapor, taşeron işçilerin durumunu bütün yönleriyle ortaya koyuyor.

    Raporda yer alan tespitler ana başlıklar halinde aşağıda yer almakta olup, raporun tam metnine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

    Taşeron İşçisi Gerçeği 2014 Araştırması

    ———-

    I. DEMOGRAFİK BİLGİLER

    Taşeron işçileri daha çok lise mezunu.

    Taşeron işçileri çoğunlukla iki çocuk sahibi.

    Taşeron işçilerin yarısı 1.000 TL’nin altında ücretle geçinmek zorunda.

    Bazı işçilerin aldığı asgari ücretten bile kesinti yapılıyor.

    2.000 TL ve üstü aylık ücret alan işçilerin oranı %1’in altında.

    Taşeron işçi uygulamasında belediyeler ve sağlık sektörü başı çekiyor.

    II. TAŞERON SORUNU VE SENDİKA ALGISI

    Taşeron işçiliğine sebep: ucuz işçilik ve taşeron firmalara para aktarmak.

    Taşeron işçisi sendikasız.

    Taşeron işçisi sendika istiyor.

    III. İŞ VE ÜCRET GÜVENCESİ

    Taşeron işçileri için en önemli sorun: kadroya geçiş – iş ve ücret güvencesi ikinci sırada – gelecek kaygısı had safhada.

    Taşeron işçiliği: güvencesiz çalışma.

    Taşeron işçi ücretleri kadrolunun çok gerisinde

    İşçilerin ücret güvencesi de yok.

    Taşeron işçiler çıplak ücrete talim.

    Taşeron işçisine kıdem tazminatı yok.

    Taşeron uygulaması insan onuruna yakışır bir hayatı imkânsız kılıyor.

    Taşeronluk sisteminde yeni ve köklü bir düzenleme kaçınılmaz ihtiyaç.

    Ücretler zamanında ödenmiyor.

    Türkiye’de taşeron uygulaması genel işçi ücretlerini aşağıya çekiyor.

    Taşeron sistemi güvencesiz ve esnek.

    Taşeron işçilik düşünüldüğü gibi çalışma hayatında verimliliği ve kaliteyi artırmıyor.

    IV. SOSYAL GÜVENLİK SORUNLARI VE İŞ GÜVENLİĞİ

    Taşeron işçiliğinde iş sağlığı ve güvenliği hak getire.

    Sosyal güvenlik hakkının kullanımında sorunlar var.

    İşçilerin sürekli bir sosyal güvenlik hakkı yok.

    Sorunlu taşeron mevzuatı dahi uygulanmıyor.


    Mevcut mevzuat ve fiili durum sendikalaşma önünde engel.

    İşten atılma korkusu sendikalaşmayı engelliyor.

    Sendikaların taşeron işçilere ilgisi henüz çok yeni.

    Taşeron işçiler sendikalaşmanın kendilerine katkıda bulunacağından emin.

    Sendikalaşmada mevzuat yetersiz, uygulama kötü niyetli.

    Sorunların çözümünde sendikadan beklenti yüksek!.

    Sendikalaşma iş güvencesinin garantisi olarak görülüyor.

    Kadro verileceğine inanç zayıf.

    V. İŞ ORTAMI: HER İŞTE ÇALIŞTIRMA, ÇATIŞMA VE UYUMSUZLUK

    Taşeron işçi her işte çalıştırılıyor.

    Her işte çalıştırılma uzmanlaşmayı engelliyor.

    Taşeron uygulaması işyerinde çatışmaya yol açıyor.

    Taşeron işçilerin çalışma şartları kadrolulara göre daha ağır.

    Taşeron işçiler işyerinde ayrımcılıkla karşı karşıya kaldıklarını düşünüyorlar.

    Yöneticiler ayrımcılık yapıyor.

    İşyerinde ayrımcılığın asıl sebebi: düşük ücret.

    VI. DİKKAT ÇEKİCİ BAZI SONUÇLAR

    Belediyelerde erkek, sağlıkta kadın taşeron işçiler çoğunlukta.

    Kadın işçiler erkek işçilere göre taşeron işçiliğini çok daha verimsiz buluyor.

    Taşeron işçiler içerisinde kadın işçiler erkek işçilere göre daha eğitimli.

    Genelde olduğu gibi taşeron işçilerinde de eğitim düzeyi arttıkça çocuk sayısı azalıyor.

    Sektörlere göre eğitim düzeyi farklılaşıyor.

    Belediyelerde ücretler sağlık sektöründen daha yüksek.

    Ücretler düştükçe kadro sorunu daha derinden hissediliyor.

    Ücret düzeyi yükseldikçe iş sağlığı ve güvenliği algısı değişiyor.

    Ücret seviyesi yükseldikçe iş güvenliği iyileşiyor!/ düşük ücretliye iş güvenliği de yok.

    Düşük ücret – aksayan sosyal güvenlik.

    Düşük ücretlinin iş tanımı yok.

    Belediyeler eğitimsiz taşeron işçi adresi.

    Sağlık sektörü: ucuz işçilik.

    Sağlık sektöründe ücretler de zamanında ödenmiyor.
  5. Ali İhsan Dönmez Hatay Temsilcisi

    • Etkinlik Grubu
    İl Temsilciliği:
    Hatay
    Uzmanlık Sınıfı:
    A Sınıfı Uzman
    Soma kazasından sonra Bakanlık yetkilileri mevzuatta ve uygulamada ne gibi değişiklikler düşündükleri konusunda bilgisi olan var mı acaba?
  6. Talha Taflıoğlu Gruplar Koordinatörü

    • Site Yöneticisi
    Sertifika Numarası:
    118179
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    ERPİLİÇ Entegre Tesisleri
    Sitede yetkisi olan kişilerde alakasız bölümlere bu şekilde başlık açarsa bizim halimiz nice olur... Ali İhsan Bey bu forumun kullanımını sizler örnek davranışlarınızla öğreteceksiniz sitede Etkinlik Grubundasınız sizin mesajlarınızı da mı alakalı yerlere taşımak için efor sarfedelim? Lütfen biraz dikkat edelim bu hususlara... Tanışma bölümünde bu konunun ne işi var?
  7. Murat Uğur100 İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    41360
    Uzmanlık Sınıfı:
    A Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    Serbest
    Bunlar bişi yapmaz. 301. değil belki 301 bin can giderse düşünebilirler. Devlet maalesef zenginden yana :(
  8. Ali İhsan Dönmez Hatay Temsilcisi

    • Etkinlik Grubu
    İl Temsilciliği:
    Hatay
    Uzmanlık Sınıfı:
    A Sınıfı Uzman
    Talha Bey cahilliğimize bağışlayın