1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .

Meslek hastalıları nedir, neden önemlidir?

Konusu 'Meslek Hastalıkları,Tanı ve Bildirimleri' forumundadır ve Erkan Dündar tarafından 14 Temmuz 2015 başlatılmıştır.

  1. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Meslek Hastalıları Nedir, Neden Önemlidir?

    Meslek Hastalıkları meslekle-işle ilgili hastalıklardır.

    • Yasal tanım ise şu şekildedir: "Meslek hastalıkları, Sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre, tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık ve ruhi arıza halleridir" (506 sayılı SSK Kanunu Mad.11B).

    • Meslek hastalıklarının Genel Özellikleri:

    —Kendine özgü bir klinik tablo,
    —İyi belirlenmiş hastalık etkeni,
    —Hastalık etkeni veya metabolitinin biyolojik ortamda bulunuşu,
    —Hastalığın deneysel olarak oluşturulabilmesi,
    —Hastalığın o meslekte çalışanlarda insidansının (görülme sıklığı) yüksek olmasıdır.

    • Meslek hastalığının tespit edilmemiş olması o hastalığı yâda sonuçlarını ortadan kaldırmadığı gibi sonuçların işçi, sigorta sistemi, ülke ve işveren için ağırlaştırır.

    • Ülkeler arasında değişmekle birlikte, yılda her bin işçi için 4–12 yeni meslek hastalığı olgusu beklenmelidir. (Harrington J.M.) SSK istatistiklerine göre 2000 yılında sigortalı işçi sayısı 5.005.403'tür ve saptanan meslek hastalığı sayısı 803'tür. Yılda sağlık verilerine göre her bin işçi için 0,16 meslek hastalığı saptanmaktadır. Saptanamayan meslek hastalığı ve iş kazası sayısının 20.000–60.000 arasında olduğu tahmin edilebilir.

    Türkiye'de Yılda 6.000'in üzerinde maluliyet, 2.000'in üzerinde ölüm vakası meslek hastalığı kaynaklıdır.

    Meslek Hastalıklarının Tarihçesi
    Meslek Hastalıkları kavramını tarihte bir ilkle anmak oldukça zordur. Kavramsal açıdan insanın herhangi bir işi yapmaya başladığı tarih meslek hastalıklarının başlangıç tarihi kabul edilmelidir. Topluluk halinde yaşamak, üretilen mal ve hizmetlerde uzmanlaşma doğal olarak meslekleri ve meslek hastalıklarını ortaya çıkarmış olmalıdır. Yılın birkaç günü, kendi giyeceği kumaşı dokuyan kişinin kas-iskelet-eklem sorunlarıyla karşılaşması beklenmez ama uzmanlaşan ve tüm topluluğa kumaş dokuyan insanın bir süre sonra kas-iskelet-eklem hastalıklarından acı çekmesi beklenebilir bir durumdur. Ancak meslek hastalıklarının dikkat çeker hale gelmesi ve yazılı kayıtlara geçişi insanın bir başkası hesabına, bir başkası için çalışır hale gelmesiyledir. Örneğin, Roma ve Yunan uygarlıklarında, devasa taş blokların işlenerek yapılarda kullanıldığı çağlarda, taş ocaklarında çalıştırılan kölelerin solunum sıkıntısıyla ölmesinin dönemin hekimlerinin dikkatini çektiğini tarihe düşen kayıtlardan bilmekteyiz. Asıl ilginç olan dönemin hekimlerinin, taş ocaklarında solunan tozla, oluşan hastalığın bağlantısını kurmaları ve tarihin ilk "korunma önlemini" önermeleridir: kölelere çalıştırılırken deriden maskeler takılması. Üretim araçlarının karmaşıklaşması, gittikçe tek elde toplanması insan emeğinin alınır satılır hale gelmesine yol açmıştır. Çalışan ve çalıştıran kavramlarının ortaya çıkmasıyla İş Hukuku normları oluşmaya başlamış ve iş kazaları, meslek hastalıkları konusu bu alanın önemli tartışmalarından biri haline gelmiştir. Dokumacıları çalıştıran ve emeklerini satın alan işverenlerin ortaya çıktığı bu dönemde işverenle yanında çalışan dokumacıların çalışma-çalıştırılma ilişkilerinden doğan karşılıklı hakları söz konusudur ve bu haklar doğal bir biçimde sağlığı bozan risklere karşı korunmayı da içine almaktadır. Bu dönem öncesinde ve kendi hesabına çalışan dokumacının kas-iskelet-eklem rahatsızlıkları işin "doğal" sonucu olarak görülme eğilimindeyken bu dönemin başlangıç döneminde değil ama zamanla üretim araçlarına sahip olanların sorumluluğu olarak görülmüştür. Bugün, meslek hastalıklarının "kesinlikle önlenebilir" olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Doğru tespit mekanizmaları kurulmasıyla meslek hastalıklarından korunma açısından ilk adım atılmış olacaktır. Aşağıda Meslek Hastalıkları açısından önemli tarihçe maddelenmiştir:

    • Dünyada meslek hastalıklarına bilimsel yaklaşımda bulunan ilk kişi, 16. Yüzyılda yaşayan İtalyan klinikçisi Ramazzini olarak kabul edilir.

    • Ülkemizde 1865'de yayınlanan Dilaver Paşa Nizamnamesi ile madenlerdeki çalışma koşulları düzenlenmeye çalışılmıştır ancak bu tüzük uygulama alanı bulamamıştır. Bu tüzükle madenlerde çalışanların çalıştırılma sürelerinden, yaş sınırlamasına kadar dönemi için oldukça ileri düzenlemeler yapılmıştır.

    • 1930 yılında yayınlanan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile çalışma hayatına ilk kapsamlı yasal düzenlemeler getirilmiştir. Bu kanun meslek hastalıklarının istatistiklerinin tutulması görevini Sağlık Bakanlığı'na yüklemiştir.

    • 1945 yılında iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasının kurulmuştur. Türkiye'de ilk kurulan sigortacılık alanıdır ve Uluslar arası kuruluşların talebiyle oluşturulmuştur.

    • 1949 yılında ilgili sigorta alanına yönelik ilk SSK İş Kazası ve Meslek Hastalıkları Hastanesi İstanbul Nişantaşı'nda kurulmuştur. • Diğer sigortacılık alanlarının ( Hastalık, analık, emeklilik v.b.) oluşturulmasıyla SSK tarafından yeni hastaneler açılmış, meslek hastalıkları hastanesi "hizmet hastanesine" dönüşmüştür.

    • Bu yıllarda meslek hastalıkları kavramı içerisinde yer alan yüzlerce hastalıktan sadece pnömokonyozların (Akciğerlerde toz birikmesi sonucu oluşan meslek hastalıklarının genel adı) teşhis edilebildiği ve sadece Zonguldak bölgesiyle sınırlı vaka bildirimi gerçekleştiği görülmektedir.

    • 1978 yılında Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesi, Ankara SSK Ulus Hastanesi bünyesinde kurulmuştur. Temel gerekçe meslek hastalıkları alanında eksik olan bilgi birikiminin sağlanması, ulusal kaynakların korunmasıdır. Kuruluşu sonrasında tespit edilen meslek hastalıkları sayı ve çeşidinde hızlı bir artış görülmüştür. Kurulan meslek hastalıkları hastaneleri, hizmet içi eğitim önceliği, yurtdışı-yurtiçi eğitim önceliği, 400 yataklı hastaneye eşdeğer kütüphane, ilk iş psikolojisi laboratuarı, ilk endüstriyel toksikoloji laboratuarı gibi özel olanaklarla; kimya mühendisleri, iş psikologları, gibi özel kadrolarla, Türkiye'deki tüm işyerlerine başhekim oluruyla girmek, ilgili tüm kurumlarla yazışma yapabilmek, işyerlerinden tüm işçilerin sağlık muayenelerinin gerçekleştirilmesini isteyebilmek gibi özel yetkilerle desteklenmiştir. Meslek hastalıkları hastaneleri geniş tabanlı bilimsel çalışmaları bizzat yaparak veya katkı sağlayarak duyarlılık gelişimine ve bilgi birikiminin oluşumuna hizmet etmiştir. 1980 li yılların ortalarına kadar yapılan "SSK Tıp Kongreleri" meslek hastalıkları hastanelerinin onlarca bilimsel sunumlarına tanık olmuştur. Basit istatistik projeksiyonlarıyla Türkiye de tespit edilmesi gereken meslek hastalığı sayısı yıllık 50–100 binler düzeyinde olması gerekirken ülkemizde ortalama meslek hastalığı tespit sayısı 1000 in altındadır.

    Meslek Hastalığı Tanısı Nasıl Konur?

    Meslek hastalığı tıbbi olduğu kadar yasal ve sigortacılık tanımıdır. Bu tanı iş risklerinin işveren tarafından yönetilemediği ve işçinin bu nedenle fonksiyon kaybına yâda hastalık durumuna uğradığını kanıtlar. Bu nedenlerle, içerisinde özel eğitilmiş kişiler ve özel süreçler barındıran "yetkinleşmiş sağlık birimleri" tarafından kanıtlanabilmesi gerekliliği söz konusudur.

    "16 Haziran 2006 tarihinde 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre (Madde 14): Sigortalının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun;

    a) Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları tarafından usulüne uygun olarak düzenlenen sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi,

    b) Kurumca gerekli görüldüğü hallerde, işyerindeki çalışma şartlarını ve buna bağlı tıbbî sonuçlarını ortaya koyan denetim raporları ve gerekli diğer belgelerin incelenmesi sonucu Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesi zorunludur."

    Meslek hastalığı, işten ayrıldıktan sonra meydana çıkmış ve sigortalı olarak çalıştığı işten kaynaklanmış ise, sigortalının bu Kanunla sağlanan haklardan yararlanabilmesi için, eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması arasında bu hastalık için Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirtilen süreden daha uzun bir zamanın geçmemiş olması şarttır. Bu durumdaki kişiler, gerekli belgelerle Kuruma müracaat edebilirler. Herhangi bir meslek hastalığının klinik ve laboratuar bulgularıyla belirlendiği ve meslek hastalığına yol açan etkenin işyerindeki inceleme sonunda tespit edildiği hallerde, meslek hastalıkları listesindeki yükümlülük süresi aşılmış olsa bile, söz konusu hastalık Kurumun veya ilgilinin başvurusu üzerine SGK Yüksek Sağlık Kurulunun onayı ile meslek hastalığı sayılabilir.

    Meslek Hastalığı Önlenebilir mi?

    Kesinlikle önlenebilir. Önlemek için:

    * Kayıt dışı, sigortasız işçi çalıştırılmamalı

    * İşe giriş muayenelerinde sağlık durumu uygun olmayanlar o işe alınmamalıdır.

    * Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliğinde belirtilen işler için daha kapsamlı bir inceleme ile "Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalışır Raporu" alınmalıdır

    * Meslek Hastalığının belirtileri ortaya çıkmadan, yapılan işin özelliği, karşılaşılan riskler dikkate alınarak gerekli Laboratuar ve Radyolojik incelemeler yapılarak hastalıkların erken tanısını koymak amacı ile düzenli periyodik muayeneler yapılmalıdır.

    * İşyeri ortamında:

    • Hijyen kurallarına uyulmalı, çay ve yemek molalarından önce mutlaka eller bol sabunlu su ile yıkanmalı,
    • İşyerinden ayrılmadan önce duş yapılabilmesi için yeterli duş bulunmalı,
    • Her işçinin iş kıyafetleri ve harici kıyafetlerin ayrı ayrı bölümlerde bulunduğu elbise dolapları olmalı,
    • Yeterli ve temiz havalanma sağlanmalı,
    • İşin özelliğine göre sık sık ve sürekli eğitimler verilmeli,
    • İşin özelliğine göre, ortaya çıkan zararlı etkenler uygun tekniklerle uzaklaştırılarak izin verilen değerlerin üzerine çıkmasına engel olunmalı,
    • Gerekiyorsa maske tıkaç vs gibi kişisel koruyucular kullanılmalı,
    • Mümkün ise işyeri hekimi istihdam edilmeli, değilse ortak işyeri hekimi temin edilmeye çalışılmalı,
    • İşyeri hekimi, Sigorta Müfettişi, İSGÜM veya Meslek Hastalıkları Hastanesi görevlilerinin uyarı ve tavsiyelerine dikkatle uyulmalı,
    • Ortamdan uzaklaştırma amacı ile istirahat verilmiş ise, ekonomik nedenler, kalifiye eleman bulamama veya işi zamanında yetiştirme gibi bahaneler ileri sürülmemeli, istirahat kesinlikle uygulanmalı,
    • Hastane incelemeleri sonucu iş değişikliği kararı verilmiş ise, işveren yönünden çalıştıracak eleman bulamama, işçi yönünden işini kaybetme korkusu gibi nedenler ileri sürülmemeli, iş değişikliği mutlaka uygulanmalıdır.

    * Kontrol muayenelerine zamanında gidilmelidir.

    Hukuken Meslek Hastalığı Tespiti ve Maluliyet Durumu

    Meslek hastalıkları, "Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"nin meslek hastalıkları listesinde yer alan ve temel olarak işin niteliği veya işyeri koşulları nedeni ile ortaya çıkan hastalıklardır.

    Sağlık Bakanlığı – Sosyal Sigortalar Kurumu Sağlık Hizmetleri Protokolü'nde meslek hastalıkları hastanelerine başvurular madde 23 de düzenlenmiştir. Hastalığının mesleğinden kaynaklandığını düşünen ya da düşünülen işçiler, sigorta mevzuatı açısından madde 23 kapsamında sevk evrağını alarak Meslek Hastalıkları Hastanelerine başvurabilirler. ("Madde 23: Meslek hastalıkları hastaneleri ilgili mevzuat (506 ve 4958 sayılı Kanunlar ve ilgili tüzük) çerçevesinde faaliyet göstermekte olup aşağıda belirlenen birinci bent kapsamında yapılan başvurulara göre ikinci bent kapsamındaki işlemler yürütülmektedir.

    Bunlar:

    1- Başvuru işlemleri:

    a) Bir sağlık biriminden meslek hastalığı şüphesi ile ilgili meslek hastalıkları hastanesine sigortalının sevki,

    b) Sigortalının meslek hastalığı iddiası ile sigorta müdürlükleri aracılığıyla ilgili meslek hastalıkları hastanesine sevki,

    c) Meslek hastalıkları hastanesinde yapılan periyodik muayene sonucu meslek hastalığı şüphesi olan sigortalının başvurusu,

    d) İşyeri hekimlerince meslek hastalığı şüphesi olan sigortalının başvurusu,")..

    "Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" ile 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalıların meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü kaybı oranları tespitinde esas alınacak sağlık kurulu raporlarını düzenlemeye Ankara, İstanbul veya Zonguldak'ta bulunan Sağlık Bakanlığı Meslek Hastalıkları Hastaneleri ile Kurumca belirlenecek üniversite hastaneleri yetkilendirilmiştir. Sağlık hizmeti sunucularının düzenlemiş oldukları sağlık kurulu raporlarına istinaden, sigortalıların ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonra vücutlarında oluşan arızaları veya tedavi edilemeyen hastalıkların, mesleki olup olamadığına karar verilmesi ve mevcut arıza/hastalıkların çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü azalma oranına yol açıp açmadığı kurum sağlık kurullarınca belirlenecektir. Hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı ve bu hastalıkların, işten fiilen ayrıldıktan en geç ne kadar zaman sonra meydana çıkması hâlinde sigortalının mesleğinden ileri geldiğinin kabul edileceği Meslek Hastalıkları Listesine göre tespit ve tayin edilir.

    Meslek hastalığı açısından yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen sağlık kurulu raporlarına, SGK Yüksek Sağlık Kurulu nezdinde itiraz edilebilir.

    Meslek Hastalığını Önlemede İşveren Sorumluluğu
    • İşe giriş ve gerekli ise "Ağır ve Tehlikeli İşler Raporu" için gerekli muayeneler yapılmadan işçi çalıştırılmamalıdır.

    • İşçilerin yapılacak iş ve ortam risklerinden korunmak için eğitimini sağlamalıdır.

    • İşçilere düzenli kişisel koruyucu donanımların temini ve kullanılmasının sağlanmasından sorumludur.

    • İşyerinde ortam risklerinin değerlendirilerek, gerekli tedbirlerin alınmasından sorumludur.

    • İşyeri ortamında gerekli hijyen koşulları sağlanmalıdır

    • İşyeri ortamında temiz hava sirkülâsyonu sağlanmalıdır

    • İşlem sırasında ortaya çıkan zararlılar uygun yollarla uzaklaştırılmalıdır

    • Periyodik muayeneler zamanında yaptırılmalıdır

    • İşyeri Hekimi, Sigorta Müfettişi, İSGÜM ve Meslek Hastalıkları Hastaneleri görevlilerinin uyarı ve tavsiyeleri yerine getirilmelidir.

    • İstirahat ve işyeri değişikliği kararları derhal uygulanmalıdır.

    Meslek Hastalığına Yakalananların Hukuki Başvuru Yolları

    1. HUKUKSAL (İŞ MAHKEMELERİ) BAŞVURU

    a. Maddi- manevi tazminat: Meslek hastalığına yakalanan işçi, işvereni aleyhine iş mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Davanın dayanağı, meslek hastalığı hastanesinden alınmış meslek hastalığı raporudur. Rapordan sonra işçinin meslekte kazanma kaybı oranı yüzde üzerinden yine ilgili hastane tarafından belirlenir.

    Yargılama sürecinde işçinin çalıştığı işyerine hâkim ve bilirkişi tarafından keşfe gidilir. Keşif yapılmasındaki amaç işverenin iş sağlığı ve işçi güvenliği açısından kanunlara uyup uymadığının, gerekli tedbirleri alıp almadığının saptanmasıdır. Bunun sonucunda bilirkişi işverenin kusurlu olup olmadığını ve kusur oranını belirler. Yukarıda daha önce belirttiğimiz, meslekte kazanma kaybı oranına göre (yani iş göremezlik oranı) ve işverenin de kusuruna göre bilirkişice bir hesap yapılır ve işçinin alacağı maddi tazminat miktarı belirlenir. Ayrıca davalı işyeri, işçisini sigortalı olarak çalıştırmışsa Sosyal Güvenlik Kurumu işçiye maluliyet maaşı bağlar. Örneklersek işçinin %70 meslekte kazanma kaybı var. İşveren de tam kusurlu. Hesap bilirkişi 50.000 TL rapor hazırladı. Sigortanın işçiye ödeyeceği toplam peşin sermaye değeri 20.000 TL olsun geriye kalan 30.000 TL yi işverenin ödemesine mahkemece karar verilir. Tüm anlattıklarımız maddi tazminat kavramı adı altında anılır.

    Manevi tazminat ise işçinin bu hastalık nedeniyle çektiği ızdırabın, acının karşılığı olarak anılır ve buna karşılık gelen ödeme miktarını hâkim kendi vicdani kanaatine göre belirler. İşçi mahkemede davasını ispat için her türlü delili kullanabilir. Tanık da bunlardan biridir. Tazminat davasının açılacağı yer mahkemesi, işçinin işi gördüğü yerdeki iş mahkemesidir. Örneğin; Güngören'de çalışmış bir işçi Bakırköy İş Mahkemelerinde davasını açabilir. Maddi ve tazminat talepli dava meslek hastalığı rapor tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımına tabiidir.

    b. Hizmet Tespiti Davası: İşçi meslek hastalığına yakalandığı işyerinde sigortasız - kayıt dışı çalıştırılmışsa başvurabileceği bir diğer hukuk mekanizması yine iş mahkemelerinde açacağı hizmet tespiti davasıdır. Burada davalı olarak hem işveren hem de Sosyal Güvenlik Kurumu gösterilir. Davanın amacı işçinin davalı işyerinde çalıştığının ancak sigortasının yaptırılmadığının ispatıdır. Davanın açıldığı tarihten geriye doğru beş yıllık dönem hüküm altına alınabilir. Dava sonunda davacının o dönemde sigortalı olmasına karar verilir. Ve toplam primler işvence ödenir. İşçinin meslek hastalığı nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu imkânlarından yararlanması için sigortasız çalıştırıldığının mahkemece tespit edilmesi gerekir. Davada en önemli ispat vasıtası tanık beyanlarıdır. Davacıyla aynı dönemde çalışmış bordrolu (yani sigortalı) tanıklar dinlenir. Şayet işyerinde bu özelliklere sahip tanık bulunamazsa komşu işyerlerinde davacıyla aynı dönemde çalışmış tanık beyanlarına da itibar edilir.

    2. CEZAİ BAŞVURULAR
    Davacı işçi, işvereni ve çalıştığı işyerinin bağlı bulunduğu ilçe belediyesine ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkililerine karşı suç duyurusunda bulunabilir. Suç duyurusunun konusu işveren açısından Türk Ceza Kanunu 83. maddesidir. Burada işveren kanunun ve sözleşmenin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeyerek, gerekli tedbirleri almayarak ölüme sebebiyet vermekten yargılanır. İşçi ölmüşse mirasçıları (eşi, çocukları, anne, babası) başvurabilir. Yine ölüm olayı meydana gelmemiş olsa dahi hastalığın oluşmasından sorumlu oldukları için kasten yaralamadan dava açılabilir.

    3. İDARİ BAŞVURU VE İDARİ DAVA
    İşçi Sosyal Güvenlik Kurumuna ve yerel yönetime karşı idare mahkemesinde tam yargı davası açabilir. Burada davanın esası devletin işveren üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesidir. İşverenin iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uyup uymadığının denetimi devletin kamu hizmetinin bir parçasıdır. Devlet (Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve iş yerinin bağlı bulunduğu belediye ) iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uygunluk açısından işvereni denetlemezse hizmet kusuru gerçekleşir. Buna bağlı olarak devlet işçinin meslek hastalığına yakalanmasında veya iş kazasına maruziyetinde tazminat ödeme yükümlülüğü altına girer.

    4. AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU HAKKI

    Tüm yukarıda bahsi geçen iç hukuk yolları tüketildikten sonra iş kazası ve meslek hastalığına yakalanan işçi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilir. Devlet İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan Çalışma Hakkı, Yaşama Hakkı, maddelerini ihlal etmiş olduğundan tazminata mahkûm edilir.

    Meslek Hastalıklarının Sınıflandırılması

    Meslek hastalığına neden olan etkenlerin vücuda başlıca giriş yolları:

    1. Akciğerler (solunum)

    2. Deri (emilim)

    3. Ağız (sindirim) Yollarıdır.
    Meslek hastalıklarının sınıflandırılmasında çeşitli öneriler benimsenmiş olmakla birlikte, Hunter'dan uyarladığımız aşağıdaki sınıflandırma en kullanışlısıdır:

    1. Kimyasal kaynaklı meslek hastalıkları
    • Ağır metaller

    • Aromatik ve alifatik bileşikler

    • Gazlar
    2. Fiziksel kaynaklı meslek hastalıkları
    • Gürülrü ve sarsıntı

    • Tozlar

    • Sıcak ve soğuk ortamda çalışma

    • Düşük ve yüksek basınçta çalışma

    • Radyasyon (iyonize olan ve olmayan)
    3. Biyolojik kaynaklı meslek hastalıkları
    • Bakteriler

    • Virusler
    4. Psiko-sosyal kaynaklı meslek hastalıkları
    • Depresyon

    • Manik-depressif Sendrom
    Kimyasal Kaynaklı Meslek Hastalıkları

    a-) Ağır Metaller:
    Ağır metaller, doğada bulunan partiküllerin % 0.01-3'ünü sağlık yönünden çok toksik etkiler gösteren eser elementler meydana getirir. Bunların sağlık yönünden önemi insan dokularında birikime uğramalarından ve muhtemel sinerjik etkilerinden kaynaklanmaktadır. Havadan solunum yolu ile alınan partiküllere ek olarak, yenilen yiyecekler, içilen su aracılığı ile de önemli miktarda metalik partiküler maddeler vücuda alınmaktadır. Atmosfer kirliliğinin bir bölümünü oluşturan metaller; fosil yakıtların yanması, endüstriyel işlemler, metal içerikli ürünlerin insineratörlerde yakılması sonucunda ortama yayılırlar.

    İnsan sağlığını geniş çapta olumsuz yönde etkileyen metaller arasında atmosferde yaygın olarak bulunan; Kurşun, Kadmiyum, Nikel, Civa metalleri ve Asbest önem taşımaktadır. Diğer metallerin bir kısmı insan yaşamında temel yönden önem taşır, diğer bir kısmının konsantrasyonu ise insan sağlığını tehdit edecek boyutta olmadığından önem göstermez. Belirli limitlerin dışında bulunabilecek her türlü metal, insan sağlığı üzerinde toksik etki gösterir.

    Kurşun: Mavimsi veya gümüş grisi renginde yumuşak bir metaldir. Kurşunun tetraetil veya tetrametil gibi organik komponentlerinin yakıt katkı maddesi olarak kullanılmaları nedeniyle kirletici parametre olarak önem gösterirler. Tetraetil kurşun ve tetrametil kurşunun her ikisi de renksiz sıvı olup, kaynama noktaları sırası ile 110°C ve 200°C dir. Uçuculuklarının diğer petrol komponentlerinden daha fazla olması nedeni ile ilave edildiği yakıtın da uçuculuğunu artırırlar. Kurşunun farklı enzim sistemleri ile etkileşim göstermesi nedeniyle birçok organ veya sistem, kurşun birikimi için odak noktalarını oluştururlar. Kandaki kurşun konsantrasyonunun 0.2 μg/ml limitini aşması durumunda olumsuz sağlık etkileri gözlenir. Kan kurşun konsantrasyonu; 0.2 μg/ml limitini aşması ile kan sentezinin inhibisyonu, 0.3-0.8 μg/ml limitlerinde duyu ve motor sinir iletişim hızında azalma, 1.2 μg/ml limitinin aşılmasından sonra ise yetişkinlerde geri dönüşü mümkün olmayan beyin hasarları meydana geldiği belirlenmiştir. Havadaki kurşun konsantrasyonu ile kandaki kurşun konsantrasyonu arasında doğrusal bir ilişki vardır. Kurşunun havadaki 1 μg /m3 konsantrasyorıunun kanda 0.01-0.02 μg/ml lik konsantrasyonu oluşturduğu tesbit edilmiştir. İnsanlarda temel (background) kan kurşun konsantrasyonunun 0.04-0.06 μg/ml, kentsel alanlarda yaşayanlarda ise 0.1 μg/ml olduğu belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, sağlık üzerine olumsuz etkilerin gözlenmediği 0.1 μg/ml kan kurşun konsantrasyon limitinin aşılmaması amacı ile; kent havasındaki kurşun konsantrasyonunun 0.5-1 μg/m3 olarak hedeflenmesini önermektedir.

    Kadmiyum: Kadmiyum (Cd) gümüş beyazı renginde bir metaldir. Havada hızla kadmiyum oksite dönüşür. Kadmiyum sülfat, kadmiyum nitrat, kadmiyum klorür gibi inorganik tuzları suda çözünür. Havadaki kadmiyum fume konsantrasyonu 1 mg/m3 limitini aşması durumunda, solunumdaki akut etkileri gözlemek mümkündür. Kadmiyumun vücuttan atılımının az olması ve birikim yapması nedeni ile sağlık üzerine olumsuz etkileri zaman doğrultusunda gözlenir. Uzun süreli maruziyetten en fazla etkilenecek organ böbreklerdir. Yapılan araştırmalarda; böbrekte biriken kadmiyum konsantrasyonunun (yaş ağırlık üzerinden) 200 mg/kg'a ulaşması durumunda, böbrek fonksiyonlarında bozulma olduğu tespit edilmiştir. Böbrekte oluşan hasarın tekrar geriye dönüşü mümkün değildir. Akciğer ve prostat kanserlerinin oluşumunda kadmiyumun etkisi kesin olarak belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü insan sağlığının korunması için havadaki kadmiyum konsantrasyonunun; kırsal alanlarda 1-5 ng/m3, zirai faaliyetlerin bulunmadığı kentsel ve endüstriyel bölgelerde 10-20 ng/m3.ü aşılmamasını tavsiye etmektedir.

    Nikel: Nikel gümüşümsü beyaz renkli sert bir metaldir. Nikel bileşikleri pratik olarak suda çözünmez. Suda çözünebilir tuzları; klorür, sülfat ve nitrattır. Nikel biyolojik sistemlerde adenosin trifosfat, aminoasit, peptit, protein ve deoksiribonükleik asitle kompleks oluştururlar. Havadaki nikel bileşiklerinin solunması sonucunda, solunum savunma sistemi ile ilgili olarak; solunum borusu irritasyonu, tahribatı, immunolojik değişim, alveoler makrofaj hücre sayısında artış, silia aktivitesi ve immünite baskısında azalma gibi anormal fonksiyonlar meydana gelir. Deri absorbsiyonu sonucunda allerjik deri hastalıkları ortaya çıkar. Havada bulunan nikele uzun süreli maruziyetin insan sağlığına etkileri hakkında güvenilir kanıtlar tespit edilememişse de; nikel işinde çalışanlarda astım gibi olumsuz sağlık etkilerinin yanı sıra, burun ve gırtlak kanserlerine neden olduğu kanıtlanmıştır. Kanserojen etkisi nedeni ile güvenilirlik limitinin belirtilmesi mümkün değildir.

    b-) Aromatik ve Alifatik bileşikler:

    Alifatik bileşikler, molekül yapılarında, çeşitli atomların birbirlerine kovalent bağlanarak oluşmuş düz veya dallanmış zincir şeklinde iskelet içeren organik bileşikler ve bunların türevleridirler.

    Aromatik bileşikler, özel bir doymamışlık gösteren benzen (benzol) ve türevleriyle, kondense benzen halkalarının oluşturduğu çeşitli bileşiklerdir.

    Etil klorür (C2H5Cl), lokal anestezide, özellikle diş sağaltımında önemli narkotiktir; püskürtme ile soğuk anestezi için kullanılır.

    Metilen klorür (CH2Cl2) de narkotik etkilidir; aynı zamanda endüstride çok kullanılır.

    Kloroform (CHCl3), çözücü olarak özellikle bazı maddeleri ekstrakte etmek için kullanılır. Narkotik olarak kloroform, solunumu, eterden daha az etkiler; fakat toksik etkisi kalp ve karaciğer bozukluklarına neden olabilmektedir.

    Karbontetra klorür (CCl4), organik çözücü olarak kullanılır. Karbontetra klorürün belirli bir narkotik etkisi vardır; fakat kronik zehirlenme sonucu karaciğer harabiyeti oluşturur.

    Bromoform (CHBr3), eczacılıkta alkol ile karıştırılarak kullanılır; sütle birlikte boğmaca öksürüğüne karşı etkilidir.

    İyodoform (CHI3), sarı pul şeklinde kristalleri ve karakteristik kokusuyla tanınır, antiseptik etkilidir.

    Halotan (F3CCHClBr), bayıltıcı etkilidir; ameliyat için narkoz olarak kullanılır. Bu ve benzeri aromatik ve alifatik bileşikler ile ilgili işlerde çalışanlarda da bu bileşiklerden kaynaklanan çeşitli meslek hastalıkları görülebilmektedir.

    c-) Gazlar:
    Gazlar sanayide her üretim aşamasında açığa çıkabilmekte ve çalışanların sağlığını olumsuz olarak etkileyebilmektedir.

    Öldürücü kimyasal ajanlardan; sülfür levisit ve hardal deriyi ve gözleri yakıp kavurur, akciğerleri şoka uğratır, fosgen ve klorin gözleri tahriş ederler.

    Kan ajanları; hidrojen siyanid, -doku, oksijen yetersizliği yaratan sinir ajanları- sarin ve VX gibi sinir pulslarının transmisyonunu (sinir iletimini) önleyerek titremeye sebep olur, solunum organları felciyle ölüme sebebiyet verir.

    Mustardlar fiziksel özelliklerinden dolayı soğuğa ve ısı değişiklerine dirençlidirler. Yakıcı ajanlara maruz kalınması ile belirtilerin ortaya çıkması arasında 2-24 saat arasında değişen bir latent (bekleme;ara) peryod vardır ki dekontaminasyon ve tedavi için geç kalınmış olabilir. Alınan doz çok yüksek ise kurban genellikle 48 saat içerisinde akciğer ödemi, bronş sekresyonlarının oluşturduğu tıkaçlara bağlı mekanik asfiksi (oksijensizlik) veya bozulmuş immun yanıtın (bağışıklı sistemi) kolaylaştırdığı fırsatçı enfeksiyonlarla ölür.

    Yakıcı ajanlara karşı korunma tam koruyucu giysiler ile başarılabilir. Hardal gazı maruz kaldıktan birkaç saat geçinceye kadar deride herhangi bir hassasiyete veya semptoma sebep olmaz. Etkisiz hale getirme süresi 12 saat kadardır.

    Hava, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır. Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78'i azot, hacim olarak %21'ni ve ağırlık olarak %23' ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin %1'ini oluştururlar. Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, bu olaylarla birbirini öyle takip dengeler ki, su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir birleşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur. Atmosferdeki azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve yanma sonucu meydana gelir.

    Doğal olarak saf atmosfer az veya çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabancı maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunların başında petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yıllarda, endüstriyel aktivitenin, şehirleşmenin ve nüfusun arması ile kirletici maddelerin kullanımı ve miktarıda hızla artmaktadır. Atmosfere dağılarak, onu kirleten kirleticiler katı, sıvı ve gaz halindedirler. Çeşitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman vb. olarak havaya geçerler.

    Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklardan atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve kirleticilerle atmosferik özellikler arasında kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar. Atmosfere kirletici kaynaklardan yayılan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar asılı vaziyette bulunan katı partüküllerdir.

    Bunlardan;

    Kükürt Bileşikleri: Petrol ve kömür gibi kükürt içeren maddelerin yakılması ve kükürt içeren bazı maddelerin işlenmesi sırasında kükürt gazı açığa çıkar. Bu kükürt bileşiklerinin solunması, bronşit ve astım gibi hastalıklara yol açabilir.

    Azot Oksitleri: Azot oksitleri daha çok enerji santrallerinden ve motorlu araçların egzoz borularından yayılır. Bir azot oksit olan nitrojen dioksit (NO2 ) solunması kalp, akciğer ve karaciğer rahatsızlıklarına ve solunum yolu hastalıklarına yol açar.

    Karbon Oksitleri: Fosil yakıtların kullanılması ve orman yangınları gibi nedenlerle atmosfere büyük oranda karbondioksit (CO2 ) gazı yayılır. Bunun yanında, oksijenle metanın tepkimeye girmesiyle oluşan karbonmonoksit (CO) gazı da bir kirleticidir. Karbon oksitleri baş dönmesi ve reflekslerde yavaşlamaya sebep olur. Havada yüksek oranda bulunmaları ölümlere neden olabilir.

    Hidrokarbonlar: Motorlu taşıtlarda kullanılan petrolün, tüm olarak yanmaması etilen (C2H4) ve benzen (C6H6) gibi hidrokarbonların çevreye salınmasına neden olur.Bu hidrokarbonlar, havadaki başka kimyasal maddelerle tepkimeye girdiğinde, gözlere ve solunum yollarına zararlı etkileri olur.

    d-) Karbonmonoksit Zehirlenmesi
    Gaz olmasına rağmen özel önemi ve tehlikesi nedeniyle ayrı bir başlıkta ele almayı uygun gördük.Karbonmonoksit (CO) tatsız, renksiz, kokusuz ve tahriş etme özelliği olmayan bir gazdır. Kaza veya intihar (suicidal) amacı ile zehirlenmeye neden olabilir. Bütan gazı, kömürlü ocak ve ısıtıcılar, duman (sigara dumanı dahil), otomobil egzosu (küçük ve kapalı bir garajda çalıştırılan bir araba, 15-30 dakika içinde öldürücü düzeyde karbon monoksit üretir), metilen klorid, iodid, bromid içeren maddelerin yenmesi ve solunması ile karbon monoksit zehirlenmesi meydana gelir.

    Anemi, kardiyovasküler hastalıklar, KOAH (Kronik obstrüktif=tıkayıcı Akciğer Hastalığı) olanlar, çok genç (infant), yaşlı ve gebe olan kişiler risk grubundadır.

    Belirti ve bulgular: Düşük yoğunluktaki CO ‘ e defalarca maruz kalınmışsa: baş ağrısı, güçsüzlük, düşünme güçlüğü, parestezi, göğüs ağrısı, çarpıntı (palpitasyon), görme bozuklukları, bulantı, ishal, karın ağrısı görülebilir. Akut CO zehirlenmesinde klinik görünüm, kandaki COHb( Karboksi hemoglobin) oranına göre değişiklik gösterebilir.

    Normalde kanda, COHb halinde % 0.5 - 3 oranında CO bulunmaktadır.

    COHb oranına göre, görülebilecek klinik bulgular:

    COHb oranı % KLİNİK BULGULAR

    0 - 10 Hafif psikomotor bozukluk ve vital bulgularda değişiklikler

    10 - 20 Hafif baş ağrısı, dispne (nefes darlığı) , koroner rahatsızlığı olanlarda angina (göğüs ağrısı)

    20 - 30 Zonklayıcı baş ağrısı, dispne

    30 - 40 Şiddetli baş ağrısı, halsizlik, bulantı, kusma, yorgunluk, görme bozuklukları

    40 - 50 Konfüzyon (sersemlik), senkop (baygınlık), taşipne (hızlı ve sık solunum), taşikardi (nabız sayısının 100'den fazla olması)

    50 - 60 Senkop, nöbet, koma

    60 - 70 Koma, hipotansiyon (tansiyonun düşmesi), solunum yetmezliği, ölüm

    70 + ÖLÜM

    Kaynak: İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi

    PDF Formatında açmak için basınız