1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .

Meslek hastalıları nedir, neden önemlidir?

Konusu 'Meslek Hastalıkları,Tanı ve Bildirimleri' forumundadır ve Erkan Dündar tarafından 24 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Meslek Hastalıları Nedir, Neden Önemlidir?
    • Meslek Hastalıkları meslekle-işle ilgili hastalıklardır.
    • Yasal tanım ise şu şekildedir: "Meslek hastalıkları, Sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre, tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık ve ruhi arıza halleridir" (506 sayılı SSK Kanunu Mad.11B).
    • Meslek hastalıklarının Genel Özellikleri:
    —Kendine özgü bir klinik tablo,

    —İyi belirlenmiş hastalık etkeni,

    —Hastalık etkeni veya metabolitinin biyolojik ortamda bulunuşu,

    —Hastalığın deneysel olarak oluşturulabilmesi,

    —Hastalığın o meslekte çalışanlarda insidansının (görülme sıklığı) yüksek olmasıdır.

    • Meslek hastalığının tespit edilmemiş olması o hastalığı yâda sonuçlarını ortadan kaldırmadığı gibi sonuçların işçi, sigorta sistemi, ülke ve işveren için ağırlaştırır.
    • Ülkeler arasında değişmekle birlikte, yılda her bin işçi için 4–12 yeni meslek hastalığı olgusu beklenmelidir. (Harrington J.M.) SSK istatistiklerine göre 2000 yılında sigortalı işçi sayısı 5.005.403'tür ve saptanan meslek hastalığı sayısı 803'tür. Yılda sağlık verilerine göre her bin işçi için 0,16 meslek hastalığı saptanmaktadır. Saptanamayan meslek hastalığı ve iş kazası sayısının 20.000–60.000 arasında olduğu tahmin edilebilir.
    Türkiye'de Yılda 6.000'in üzerinde maluliyet, 2.000'in üzerinde ölüm vakası meslek hastalığı kaynaklıdır.

    Meslek Hastalıklarının Tarihçesi

    Meslek Hastalıkları kavramını tarihte bir ilkle anmak oldukça zordur. Kavramsal açıdan insanın herhangi bir işi yapmaya başladığı tarih meslek hastalıklarının başlangıç tarihi kabul edilmelidir. Topluluk halinde yaşamak, üretilen mal ve hizmetlerde uzmanlaşma doğal olarak meslekleri ve meslek hastalıklarını ortaya çıkarmış olmalıdır. Yılın birkaç günü, kendi giyeceği kumaşı dokuyan kişinin kas-iskelet-eklem sorunlarıyla karşılaşması beklenmez ama uzmanlaşan ve tüm topluluğa kumaş dokuyan insanın bir süre sonra kas-iskelet-eklem hastalıklarından acı çekmesi beklenebilir bir durumdur. Ancak meslek hastalıklarının dikkat çeker hale gelmesi ve yazılı kayıtlara geçişi insanın bir başkası hesabına, bir başkası için çalışır hale gelmesiyledir. Örneğin, Roma ve Yunan uygarlıklarında, devasa taş blokların işlenerek yapılarda kullanıldığı çağlarda, taş ocaklarında çalıştırılan kölelerin solunum sıkıntısıyla ölmesinin dönemin hekimlerinin dikkatini çektiğini tarihe düşen kayıtlardan bilmekteyiz. Asıl ilginç olan dönemin hekimlerinin,taş ocaklarında solunan tozla, oluşan hastalığın bağlantısını kurmaları ve tarihin ilk "korunma önlemini" önermeleridir: kölelere çalıştırılırken deriden maskeler takılması. Üretim araçlarının karmaşıklaşması, gittikçe tek elde toplanması insan emeğinin alınır satılır hale gelmesine yol açmıştır. Çalışan ve çalıştıran kavramlarının ortaya çıkmasıyla İş Hukuku normları oluşmaya başlamış ve iş kazaları, meslek hastalıkları konusu bu alanın önemli tartışmalarından biri haline gelmiştir. Dokumacıları çalıştıran ve emeklerini satın alan işverenlerin ortaya çıktığı bu dönemde işverenle yanında çalışan dokumacıların çalışma-çalıştırılma ilişkilerinden doğan karşılıklı hakları söz konusudur ve bu haklar doğal bir biçimde sağlığı bozan risklere karşı korunmayı da içine almaktadır. Bu dönem öncesinde ve kendi hesabına çalışan dokumacının kas-iskelet-eklem rahatsızlıkları işin "doğal" sonucu olarak görülme eğilimindeyken bu dönemin başlangıç döneminde değil ama zamanla üretim araçlarına sahip olanların sorumluluğu olarak görülmüştür. Bugün, meslek hastalıklarının "kesinlikle önlenebilir" olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Doğru tespit mekanizmaları kurulmasıyla meslek hastalıklarından korunma açısından ilk adım atılmış olacaktır. Aşağıda Meslek Hastalıkları açısından önemli tarihçe maddelenmiştir:
    • Dünyada meslek hastalıklarına bilimsel yaklaşımda bulunan ilk kişi, 16. Yüzyılda yaşayan İtalyan klinikçisi Ramazzini olarak kabul edilir.
    • Ülkemizde 1865'de yayınlanan Dilaver Paşa Nizamnamesi ile madenlerdeki çalışma koşulları düzenlenmeye çalışılmıştır ancak bu tüzük uygulama alanı bulamamıştır. Bu tüzükle madenlerde çalışanların çalıştırılma sürelerinden, yaş sınırlamasına kadar dönemi için oldukça ileri düzenlemeler yapılmıştır.
    • 1930 yılında yayınlanan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile çalışma hayatına ilk kapsamlı yasal düzenlemeler getirilmiştir. Bu kanun meslek hastalıklarının istatistiklerinin tutulması görevini Sağlık Bakanlığı'na yüklemiştir.
    • 1945 yılında iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasının kurulmuştur. Türkiye'de ilk kurulan sigortacılık alanıdır ve Uluslar arası kuruluşların talebiyle oluşturulmuştur.
    • 1949 yılında ilgili sigorta alanına yönelik ilk SSK İş Kazası ve Meslek Hastalıkları Hastanesi İstanbul Nişantaşı'nda kurulmuştur. • Diğer sigortacılık alanlarının ( Hastalık, analık, emeklilik v.b.) oluşturulmasıyla SSK tarafından yeni hastaneler açılmış, meslek hastalıkları hastanesi "hizmet hastanesine" dönüşmüştür.
    • Bu yıllarda meslek hastalıkları kavramı içerisinde yer alan yüzlerce hastalıktan sadece pnömokonyozların (Akciğerlerde toz birikmesi sonucu oluşan meslek hastalıklarının genel adı) teşhis edilebildiği ve sadece Zonguldak bölgesiyle sınırlı vaka bildirimi gerçekleştiği görülmektedir.
    • 1978 yılında Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesi, Ankara SSK Ulus Hastanesi bünyesinde kurulmuştur. Temel gerekçe meslek hastalıkları alanında eksik olan bilgi birikiminin sağlanması, ulusal kaynakların korunmasıdır. Kuruluşu sonrasında tespit edilen meslek hastalıkları sayı ve çeşidinde hızlı bir artış görülmüştür.
    • Kurulan meslek hastalıkları hastaneleri,hizmet içi eğitim önceliği, yurtdışı-yurtiçi eğitim önceliği, 400 yataklı hastaneye eşdeğer kütüphane, ilk iş psikolojisi laboratuarı, ilk endüstriyel toksikoloji laboratuarı gibi özel olanaklarla; kimya mühendisleri, iş psikologları, gibi özel kadrolarla, Türkiye'deki tüm işyerlerine başhekim oluruyla girmek, ilgili tüm kurumlarla yazışma yapabilmek, işyerlerinden tüm işçilerin sağlık muayenelerinin gerçekleştirilmesini isteyebilmek gibi özel yetkilerle desteklenmiştir. Meslek hastalıkları hastaneleri geniş tabanlı bilimsel çalışmaları bizzat yaparak veya katkı sağlayarak duyarlılık gelişimine ve bilgi birikiminin oluşumuna hizmet etmiştir. 1980 li yılların ortalarına kadar yapılan "SSK Tıp Kongreleri" meslek hastalıkları hastanelerinin onlarca bilimsel sunumlarına tanık olmuştur. Basit istatistik projeksiyonlarıyla Türkiye de tespit edilmesi gereken meslek hastalığı sayısı yıllık 50–100 binler düzeyinde olması gerekirken ülkemizde ortalama meslek hastalığı tespit sayısı 1000 in altındadır.

    Meslek Hastalığı Tanısı Nasıl Konur?

    Meslek hastalığı tıbbi olduğu kadar yasal ve sigortacılık tanımıdır. Bu tanı iş risklerinin işveren tarafından yönetilemediği ve işçinin bu nedenle fonksiyon kaybına yâda hastalık durumuna uğradığını kanıtlar. Bu nedenlerle, içerisinde özel eğitilmiş kişiler ve özel süreçler barındıran "yetkinleşmiş sağlık birimleri" tarafından kanıtlanabilmesi gerekliliği söz konusudur.

    "16 Haziran 2006 tarihinde 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre (Madde 14): Sigortalının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun;
    1. Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları tarafından usulüne uygun olarak düzenlenen sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi,
    2. Kurumca gerekli görüldüğü hallerde, işyerindeki çalışma şartlarını ve buna bağlı tıbbî sonuçlarını ortaya koyan denetim raporları ve gerekli diğer belgelerin incelenmesi sonucu Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesi zorunludur."
    Meslek hastalığı, işten ayrıldıktan sonra meydana çıkmış ve sigortalı olarak çalıştığı işten kaynaklanmış ise, sigortalının bu Kanunla sağlanan haklardan yararlanabilmesi için, eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması arasında bu hastalık için Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirtilen süreden daha uzun bir zamanın geçmemiş olması şarttır. Bu durumdaki kişiler, gerekli belgelerle Kuruma müracaat edebilirler. Herhangi bir meslek hastalığının klinik ve laboratuar bulgularıyla belirlendiği ve meslek hastalığına yol açan etkenin işyerindeki inceleme sonunda tespit edildiği hallerde, meslek hastalıkları listesindeki yükümlülük süresi aşılmış olsa bile, söz konusu hastalık Kurumun veya ilgilinin başvurusu üzerine SGK Yüksek Sağlık Kurulunun onayı ile meslek hastalığı sayılabilir.

    Meslek Hastalığı Önlenebilir mi?

    Kesinlikle önlenebilir. Önlemek için:
    • Kayıt dışı, sigortasız işçi çalıştırılmamalı
    • İşe giriş muayenelerinde sağlık durumu uygun olmayanlar o işe alınmamalıdır.
    • Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliğinde belirtilen işler için daha kapsamlı bir inceleme ile "Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalışır Raporu" alınmalıdır(İşyeri hekimlerince,Sağlık Raporu)
    • Meslek Hastalığının belirtileri ortaya çıkmadan, yapılan işin özelliği, karşılaşılan riskler dikkate alınarak gerekli Laboratuar ve Radyolojik incelemeler yapılarak hastalıkların erken tanısını koymak amacı ile düzenli periyodik muayeneler yapılmalıdır.
    • İşyeri ortamında:
    • Hijyen kurallarına uyulmalı, çay ve yemek molalarından önce mutlaka eller bol sabunlu su ile yıkanmalı,
    • İşyerinden ayrılmadan önce duş yapılabilmesi için yeterli duş bulunmalı,
    • Her işçinin iş kıyafetleri ve harici kıyafetlerin ayrı ayrı bölümlerde bulunduğu elbise dolapları olmalı,
    • Yeterli ve temiz havalanma sağlanmalı,
    • İşin özelliğine göre sık sık ve sürekli eğitimler verilmeli,
    • İşin özelliğine göre, ortaya çıkan zararlı etkenler uygun tekniklerle uzaklaştırılarak izin verilen değerlerin üzerine çıkmasına engel olunmalı,
    • Gerekiyorsa maske tıkaç vs gibi kişisel koruyucular kullanılmalı,
    • Mümkün ise işyeri hekimi istihdam edilmeli, değilse ortak işyeri hekimi temin edilmeye çalışılmalı,
    • İşyeri hekimi, Sigorta Müfettişi, İSGÜM veya Meslek Hastalıkları Hastanesi görevlilerinin uyarı ve tavsiyelerine dikkatle uyulmalı,
    • Ortamdan uzaklaştırma amacı ile istirahat verilmiş ise, ekonomik nedenler, kalifiye eleman bulamama veya işi zamanında yetiştirme gibi bahaneler ileri sürülmemeli, istirahat kesinlikle uygulanmalı,
    • Hastane incelemeleri sonucu iş değişikliği kararı verilmiş ise, işveren yönünden çalıştıracak eleman bulamama, işçi yönünden işini kaybetme korkusu gibi nedenler ileri sürülmemeli, iş değişikliği mutlaka uygulanmalıdır.
    • Kontrol muayenelerine zamanında gidilmelidir.
    Hukuken Meslek Hastalığı Tespiti ve Maluliyet Durumu

    Meslek hastalıkları, "Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"nin meslek hastalıkları listesinde yer alan ve temel olarak işin niteliği veya işyeri koşulları nedeni ile ortaya çıkan hastalıklardır.

    Sağlık Bakanlığı – Sosyal Sigortalar Kurumu Sağlık Hizmetleri Protokolü'nde meslek hastalıkları hastanelerine başvurular madde 23 de düzenlenmiştir. Hastalığının mesleğinden kaynaklandığını düşünen ya da düşünülen işçiler, sigorta mevzuatı açısından madde 23 kapsamında sevk evrağını alarak Meslek Hastalıkları Hastanelerine başvurabilirler. ("Madde 23: Meslek hastalıkları hastaneleri ilgili mevzuat (506 ve 4958 sayılı Kanunlar ve ilgili tüzük) çerçevesinde faaliyet göstermekte olup aşağıda belirlenen birinci bent kapsamında yapılan başvurulara göre ikinci bent kapsamındaki işlemler yürütülmektedir.

    Bunlar:

    1- Başvuru işlemleri:
    1. Bir sağlık biriminden meslek hastalığı şüphesi ile ilgili meslek hastalıkları hastanesine sigortalının sevki
    2. Sigortalının meslek hastalığı iddiası ile sigorta müdürlükleri aracılığıyla ilgili meslek hastalıkları hastanesine sevki,
    3. Meslek hastalıkları hastanesinde yapılan periyodik muayene sonucu meslek hastalığı şüphesi olan sigortalının başvurusu,
    4. İşyeri hekimlerince meslek hastalığı şüphesi olan sigortalının başvurusu,")..
    "Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" ile 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalıların meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü kaybı oranları tespitinde esas alınacak sağlık kurulu raporlarını düzenlemeye Ankara, İstanbul veya Zonguldak'ta bulunan Sağlık Bakanlığı Meslek Hastalıkları Hastaneleri ile Kurumca belirlenecek üniversite hastaneleri yetkilendirilmiştir. Sağlık hizmeti sunucularının düzenlemiş oldukları sağlık kurulu raporlarına istinaden, sigortalıların ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonra vücutlarında oluşan arızaları veya tedavi edilemeyen hastalıkların, mesleki olup olamadığına karar verilmesi ve mevcut arıza/hastalıkların çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü azalma oranına yol açıp açmadığı kurum sağlık kurullarınca belirlenecektir. Hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı ve bu hastalıkların, işten fiilen ayrıldıktan en geç ne kadar zaman sonra meydana çıkması hâlinde sigortalının mesleğinden ileri geldiğinin kabul edileceği Meslek Hastalıkları Listesine göre tespit ve tayin edilir.

    Meslek hastalığı açısından yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen sağlık kurulu raporlarına, SGK Yüksek Sağlık Kurulu nezdinde itiraz edilebilir.

    Meslek Hastalığını Önlemede İşveren Sorumluluğu
    • İşe giriş ve gerekli ise "Ağır ve Tehlikeli İşler Raporu" için gerekli muayeneler yapılmadan işçi çalıştırılmamalıdır.
    • İşçilerin yapılacak iş ve ortam risklerinden korunmak için eğitimini sağlamalıdır.
    • İşçilere düzenli kişisel koruyucu donanımların temini ve kullanılmasının sağlanmasından sorumludur.
    • İşyerinde ortam risklerinin değerlendirilerek, gerekli tedbirlerin alınmasından sorumludur.
    • İşyeri ortamında gerekli hijyen koşulları sağlanmalıdır
    • İşyeri ortamında temiz hava sirkülâsyonu sağlanmalıdır
    • İşlem sırasında ortaya çıkan zararlılar uygun yollarla uzaklaştırılmalıdır
    • Periyodik muayeneler zamanında yaptırılmalıdır
    • İşyeri Hekimi, Sigorta Müfettişi, İSGÜM ve Meslek Hastalıkları Hastaneleri görevlilerinin uyarı ve tavsiyeleri yerine getirilmelidir.
    • İstirahat ve işyeri değişikliği kararları derhal uygulanmalıdır.

    Meslek Hastalığına Yakalananların Hukuki Başvuru Yolları
    1. HUKUKSAL (İŞ MAHKEMELERİ) BAŞVURU
    Maddi- manevi tazminat: Meslek hastalığına yakalanan işçi, işvereni aleyhine iş mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Davanın dayanağı, meslek hastalığı hastanesinden alınmış meslek hastalığı raporudur. Rapordan sonra işçinin meslekte kazanma kaybı oranı yüzde üzerinden yine ilgili hastane tarafından belirlenir.

    Yargılama sürecinde işçinin çalıştığı işyerine hâkim ve bilirkişi tarafından keşfe gidilir. Keşif yapılmasındaki amaç işverenin iş sağlığı ve işçi güvenliği açısından kanunlara uyup uymadığının, gerekli tedbirleri alıp almadığının saptanmasıdır. Bunun sonucunda bilirkişi

    işverenin kusurlu olup olmadığını ve kusur oranını belirler. Yukarıda daha önce belirttiğimiz, meslekte kazanma kaybı oranına göre (yani iş göremezlik oranı) ve işverenin de kusuruna göre bilirkişice bir hesap yapılır ve işçinin alacağı maddi tazminat miktarı belirlenir. Ayrıca davalı işyeri, işçisini sigortalı olarak çalıştırmışsa Sosyal Güvenlik Kurumu işçiye maluliyet maaşı bağlar. Örneklersek işçinin %70 meslekte kazanma kaybı var. İşveren de tam kusurlu. Hesap bilirkişi 50.000 TL rapor hazırladı. Sigortanın işçiye ödeyeceği toplam peşin sermaye değeri

    20.000 TL olsun geriye kalan 30.000 TL yi işverenin ödemesine mahkemece karar verilir. Tüm anlattıklarımız maddi tazminat kavramı adı altında anılır.

    Manevi tazminat ise işçinin bu hastalık nedeniyle çektiği ızdırabın, acının karşılığı olarak anılır ve buna karşılık gelen ödeme miktarını hâkim kendi vicdani kanaatine göre belirler. İşçi mahkemede davasını ispat için her türlü delili kullanabilir. Tanık da bunlardan biridir. Tazminat davasının açılacağı yer mahkemesi, işçinin işi gördüğü yerdeki iş mahkemesidir. Örneğin; Güngören'de çalışmış bir işçi Bakırköy İş Mahkemelerinde davasını açabilir. Maddi ve tazminat talepli dava meslek hastalığı rapor tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımına tabiidir.

    Hizmet Tespiti Davası: İşçi meslek hastalığına yakalandığı işyerinde sigortasız - kayıt dışı çalıştırılmışsa başvurabileceği bir diğer hukuk mekanizması yine iş mahkemelerinde açacağı hizmet tespiti davasıdır. Burada davalı olarak hem işveren hem de Sosyal Güvenlik Kurumu gösterilir. Davanın amacı işçinin davalı işyerinde çalıştığının ancak sigortasının yaptırılmadığının ispatıdır. Davanın açıldığı tarihten geriye doğru beş yıllık dönem hüküm altına alınabilir. Dava sonunda davacının o dönemde sigortalı olmasına karar verilir. Ve toplam primler işvence ödenir. İşçinin meslek hastalığı nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu imkânlarından yararlanması için sigortasız çalıştırıldığının mahkemece tespit edilmesi gerekir. Davada en önemli ispat vasıtası tanık beyanlarıdır. Davacıyla aynı dönemde çalışmış bordrolu (yani sigortalı) tanıklar dinlenir. Şayet işyerinde bu özelliklere sahip tanık bulunamazsa komşu işyerlerinde davacıyla aynı dönemde çalışmış tanık beyanlarına da itibar edilir.

    2.CEZAİ BAŞVURULAR

    Davacı işçi, işvereni ve çalıştığı işyerinin bağlı bulunduğu ilçe belediyesine ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkililerine karşı suç duyurusunda bulunabilir. Suç duyurusunun konusu işveren açısından Türk Ceza Kanunu 83. maddesidir. Burada işveren kanunun ve sözleşmenin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeyerek, gerekli tedbirleri almayarak ölüme sebebiyet vermekten yargılanır. İşçi ölmüşse mirasçıları (eşi, çocukları, anne, babası) başvurabilir. Yine ölüm olayı meydana gelmemiş olsa dahi hastalığın oluşmasından sorumlu oldukları için kasten yaralamadan dava açılabilir.

    3.İDARİ BAŞVURU VE İDARİ DAVA

    İşçi Sosyal Güvenlik Kurumuna ve yerel yönetime karşı idare mahkemesinde tam yargı davası açabilir. Burada davanın esası devletin işveren üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesidir. İşverenin iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uyup uymadığının denetimi devletin kamu hizmetinin bir parçasıdır. Devlet (Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve iş yerinin bağlı bulunduğu belediye ) iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uygunluk açısından işvereni denetlemezse hizmet kusuru gerçekleşir. Buna bağlı olarak devlet işçinin meslek hastalığına yakalanmasında veya iş kazasına maruziyetinde tazminat ödeme yükümlülüğü altına girer.

    4.AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU HAKKI

    Tüm yukarıda bahsi geçen iç hukuk yolları tüketildikten sonra iş kazası ve meslek hastalığına yakalanan işçi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilir. Devlet İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan Çalışma Hakkı, Yaşama Hakkı, maddelerini ihlal etmiş olduğundan tazminata mahkûm edilir.

    Meslek Hastalıklarının Sınıflandırılması
    Meslek hastalığına neden olan etkenlerin vücuda başlıca giriş yolları:

    1. Akciğerler (solunum)
    2. Deri (emilim)
    3. Ağız (sindirim) Yollarıdır.
    Meslek hastalıklarının sınıflandırılmasında çeşitli öneriler benimsenmiş olmakla birlikte, Hunter'dan uyarladığımız aşağıdaki sınıflandırma en kullanışlısıdır:

    1.Kimyasal kaynaklı meslek hastalıkları
    • Ağır metaller
    • Aromatik ve alifatik bileşikler
    • Gazlar
    2.Fiziksel kaynaklı meslek hastalıkları
    • Gürültü ve sarsıntı
    • Tozlar
    • Sıcak ve soğuk ortamda çalışma
    • Düşük ve yüksek basınçta çalışma
    • Radyasyon (iyonize olan ve olmayan)
    3.Biyolojik kaynaklı meslek hastalıkları
    • Bakteriler
    • Virusler
    4.Psiko-sosyal kaynaklı meslek hastalıkları
    • Depresyon
    • Manik-depressif Sendrom

    Kimyasal Kaynaklı Meslek Hastalıkları

    a-) Ağır Metaller:

    Ağır metaller, doğada bulunan partiküllerin % 0.01-3'ünü sağlık yönünden çok toksik etkiler gösteren eser elementler meydana getirir. Bunların sağlık yönünden önemi insan dokularında birikime uğramalarından ve muhtemel sinerjik etkilerinden kaynaklanmaktadır. Havadan solunum yolu ile alınan partiküllere ek olarak, yenilen yiyecekler, içilen su aracılığı ile de önemli miktarda metalik partiküler maddeler vücuda alınmaktadır. Atmosfer kirliliğinin bir bölümünü oluşturan metaller; fosil yakıtların yanması, endüstriyel işlemler, metal içerikli ürünlerin insineratörlerde yakılması sonucunda ortama yayılırlar.

    İnsan sağlığını geniş çapta olumsuz yönde etkileyen metaller arasında atmosferde yaygın olarak bulunan; Kurşun, Kadmiyum, Nikel, Civa metalleri ve Asbest önem taşımaktadır. Diğer metallerin bir kısmı insan yaşamında temel yönden önem taşır, diğer bir kısmının konsantrasyonu ise insan sağlığını tehdit edecek boyutta olmadığından önem göstermez. Belirli limitlerin dışında bulunabilecek her türlü metal, insan sağlığı üzerinde toksik etki gösterir.

    Kurşun: Mavimsi veya gümüş grisi renginde yumuşak bir metaldir. Kurşunun tetraetil veya tetrametil gibi organik komponentlerinin yakıt katkı maddesi olarak kullanılmaları nedeniyle kirletici parametre olarak önem gösterirler. Tetraetil kurşun ve tetrametil kurşunun her ikisi de renksiz sıvı olup, kaynama noktaları sırası ile 110°C ve 200°C dir. Uçuculuklarının diğer petrol komponentlerinden daha fazla olması nedeni ile ilave edildiği yakıtın da uçuculuğunu artırırlar. Kurşunun farklı enzim sistemleri ile etkileşim göstermesi nedeniyle birçok organ veya sistem, kurşun birikimi için odak noktalarını oluştururlar. Kandaki kurşun konsantrasyonunun 0.2 μg/ml limitini aşması durumunda olumsuz sağlık etkileri gözlenir. Kan kurşun konsantrasyonu;

    0.2 μg/ml limitini aşması ile kan sentezinin inhibisyonu, 0.3-0.8 μg/ml limitlerinde duyu ve motor sinir iletişim hızında azalma, 1.2 μg/ml limitinin aşılmasından sonra ise yetişkinlerde geri dönüşü mümkün olmayan beyin hasarları meydana geldiği belirlenmiştir. Havadaki kurşun konsantrasyonu ile kandaki kurşun konsantrasyonu arasında doğrusal bir ilişki vardır. Kurşunun havadaki 1 μg /m3 konsantrasyorıunun kanda 0.01-0.02 μg/ml lik konsantrasyonu oluşturduğu tesbit edilmiştir. İnsanlarda temel (background) kan kurşun konsantrasyonunun 0.04-0.06 μg/ml, kentsel alanlarda yaşayanlarda ise 0.1 μg/ml olduğu belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, sağlık üzerine olumsuz etkilerin gözlenmediği 0.1 μg/ml kan kurşun konsantrasyon limitinin aşılmaması amacı ile; kent havasındaki kurşun konsantrasyonunun 0.5-1 μg/m3 olarak hedeflenmesini önermektedir.

    Kadmiyum: Kadmiyum (Cd) gümüş beyazı renginde bir metaldir. Havada hızla kadmiyum oksite dönüşür. Kadmiyum sülfat, kadmiyum nitrat, kadmiyum klorür gibi inorganik tuzları suda çözünür. Havadaki kadmiyum fume konsantrasyonu 1 mg/m3 limitini aşması durumunda,

    solunumdaki akut etkileri gözlemek mümkündür. Kadmiyumun vücuttan atılımının az olması ve birikim yapması nedeni ile sağlık üzerine olumsuz etkileri zaman doğrultusunda gözlenir. Uzun süreli maruziyetten en fazla etkilenecek organ böbreklerdir. Yapılan araştırmalarda; böbrekte biriken kadmiyum konsantrasyonunun (yaş ağırlık üzerinden) 200 mg/kg'a ulaşması durumunda, böbrek fonksiyonlarında bozulma olduğu tespit edilmiştir. Böbrekte oluşan hasarın tekrar geriye dönüşü mümkün değildir. Akciğer ve prostat kanserlerinin oluşumunda kadmiyumun etkisi kesin olarak belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü insan sağlığının korunması için havadaki kadmiyum konsantrasyonunun; kırsal alanlarda 1-5 ng/m3, zirai faaliyetlerin bulunmadığı kentsel ve endüstriyel bölgelerde 10-20 ng/m3.ü aşılmamasını tavsiye etmektedir.

    Nikel: Nikel gümüşümsü beyaz renkli sert bir metaldir. Nikel bileşikleri pratik olarak suda çözünmez. Suda çözünebilir tuzları; klorür, sülfat ve nitrattır. Nikel biyolojik sistemlerde adenosin trifosfat, aminoasit, peptit, protein ve deoksiribonükleik asitle kompleks oluştururlar. Havadaki nikel bileşiklerinin solunması sonucunda, solunum savunma sistemi ile ilgili olarak; solunum borusu irritasyonu, tahribatı, immunolojik değişim, alveoler makrofaj hücre sayısında artış, silia aktivitesi ve immünite baskısında azalma gibi anormal fonksiyonlar meydana gelir. Deri absorbsiyonu sonucunda allerjik deri hastalıkları ortaya çıkar. Havada bulunan nikele uzun süreli maruziyetin insan sağlığına etkileri hakkında güvenilir kanıtlar tespit edilememişse de; nikel işinde çalışanlarda astım gibi olumsuz sağlık etkilerinin yanı sıra, burun ve gırtlak kanserlerine neden olduğu kanıtlanmıştır. Kanserojen etkisi nedeni ile güvenilirlik limitinin belirtilmesi mümkün değildir.

    b-) Aromatik ve Alifatik bileşikler:

    Alifatik bileşikler, molekül yapılarında, çeşitli atomların birbirlerine kovalent bağlanarak oluşmuş düz veya dallanmış zincir şeklinde iskelet içeren organik bileşikler ve bunların türevleridirler.

    Aromatik bileşikler, özel bir doymamışlık gösteren benzen (benzol) ve türevleriyle, kondense benzen halkalarının oluşturduğu çeşitli bileşiklerdir.

    Etil klorür (C2H5Cl), lokal anestezide, özellikle diş sağaltımında önemli narkotiktir; püskürtme ile soğuk anestezi için kullanılır.

    Metilen klorür (CH2Cl2) de narkotik etkilidir; aynı zamanda endüstride çok kullanılır.

    Kloroform (CHCl3), çözücü olarak özellikle bazı maddeleri ekstrakte etmek için kullanılır. Narkotik olarak kloroform, solunumu, eterden daha az etkiler; fakat toksik etkisi kalp ve karaciğer bozukluklarına neden olabilmektedir.

    Karbontetra klorür (CCl4), organik çözücü olarak kullanılır. Karbontetra klorürün belirli bir narkotik etkisi vardır; fakat kronik zehirlenme sonucu karaciğer harabiyeti oluşturur.

    Bromoform (CHBr3), eczacılıkta alkol ile karıştırılarak kullanılır; sütle birlikte boğmaca öksürüğüne karşı etkilidir.

    İyodoform (CHI3), sarı pul şeklinde kristalleri ve karakteristik kokusuyla tanınır, antiseptik etkilidir.

    Halotan (F3CCHClBr), bayıltıcı etkilidir; ameliyat için narkoz olarak kullanılır. Bu ve benzeri aromatik ve alifatik bileşikler ile ilgili işlerde çalışanlarda da bu bileşiklerden kaynaklanan çeşitli meslek hastalıkları görülebilmektedir.
  2. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    c-) Gazlar:

    Gazlar sanayide her üretim aşamasında açığa çıkabilmekte ve çalışanların sağlığını olumsuz olarak etkileyebilmektedir.

    Öldürücü kimyasal ajanlardan; sülfür levisit ve hardal deriyi ve gözleri yakıp kavurur, akciğerleri şoka uğratır, fosgen ve klorin gözleri tahriş ederler.

    Kan ajanları; hidrojen siyanid, -doku, oksijen yetersizliği yaratan sinir ajanları- sarin ve VX gibi sinir pulslarının transmisyonunu (sinir iletimini) önleyerek titremeye sebep olur, solunum organları felciyle ölüme sebebiyet verir.

    Mustardlar fiziksel özelliklerinden dolayı soğuğa ve ısı değişiklerine dirençlidirler. Yakıcı ajanlara maruz kalınması ile belirtilerin ortaya çıkması arasında 2-24 saat arasında değişen bir latent (bekleme;ara) peryod vardır ki dekontaminasyon ve tedavi için geç kalınmış olabilir. Alınan doz çok yüksek ise kurban genellikle 48 saat içerisinde akciğer ödemi, bronş sekresyonlarının oluşturduğu tıkaçlara bağlı mekanik asfiksi (oksijensizlik) veya bozulmuş immun yanıtın (bağışıklı sistemi) kolaylaştırdığı fırsatçı enfeksiyonlarla ölür.

    Yakıcı ajanlara karşı korunma tam koruyucu giysiler ile başarılabilir. Hardal gazı maruz kaldıktan birkaç saat geçinceye kadar deride herhangi bir hassasiyete veya semptoma sebep olmaz. Etkisiz hale getirme süresi 12 saat kadardır.

    Hava, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır. Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78'i azot, hacim olarak %21'ni ve ağırlık olarak %23' ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin %1'ini oluştururlar. Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, bu olaylarla birbirini öyle takip dengeler ki, su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir birleşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur. Atmosferdeki azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve yanma sonucu meydana gelir.

    Doğal olarak saf atmosfer az veya çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabancı maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunların başında petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yıllarda, endüstriyel aktivitenin, şehirleşmenin ve nüfusun arması ile kirletici maddelerin kullanımı ve miktarıda hızla artmaktadır. Atmosfere dağılarak, onu kirleten kirleticiler katı, sıvı ve gaz halindedirler. Çeşitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman vb. olarak havaya geçerler.

    Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklardan atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve kirleticilerle atmosferik özellikler arasında kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar. Atmosfere kirletici kaynaklardan yayılan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar asılı vaziyette bulunan katı partüküllerdir.

    Bunlardan;

    Kükürt Bileşikleri: Petrol ve kömür gibi kükürt içeren maddelerin yakılması ve kükürt içeren bazı maddelerin işlenmesi sırasında kükürt gazı açığa çıkar. Bu kükürt bileşiklerinin solunması, bronşit ve astım gibi hastalıklara yol açabilir.

    Azot Oksitleri: Azot oksitleri daha çok enerji santrallerinden ve motorlu araçların egzoz borularından yayılır. Bir azot oksit olan nitrojen dioksit (NO2 ) solunması kalp, akciğer ve karaciğer rahatsızlıklarına ve solunum yolu hastalıklarına yol açar.

    Karbon Oksitleri: Fosil yakıtların kullanılması ve orman yangınları gibi nedenlerle atmosfere büyük oranda karbondioksit (CO2 ) gazı yayılır. Bunun yanında, oksijenle metanın tepkimeye girmesiyle oluşan karbonmonoksit (CO) gazı da bir kirleticidir. Karbon oksitleri baş dönmesi ve reflekslerde yavaşlamaya sebep olur. Havada yüksek oranda bulunmaları ölümlere neden olabilir.

    Hidrokarbonlar: Motorlu taşıtlarda kullanılan petrolün, tüm olarak yanmaması etilen (C2H4) ve benzen (C6H6) gibi hidrokarbonların çevreye salınmasına neden olur.Bu hidrokarbonlar, havadaki başka kimyasal maddelerle tepkimeye girdiğinde, gözlere ve solunum yollarına zararlı etkileri olur.

    d-) Karbonmonoksit Zehirlenmesi

    Gaz olmasına rağmen özel önemi ve tehlikesi nedeniyle ayrı bir başlıkta ele almayı uygun gördük.Karbonmonoksit (CO) tatsız, renksiz, kokusuz ve tahriş etme özelliği olmayan bir gazdır. Kaza veya intihar (suicidal) amacı ile zehirlenmeye neden olabilir. Bütan gazı, kömürlü ocak ve ısıtıcılar, duman (sigara dumanı dahil), otomobil egzosu (küçük ve kapalı bir garajda çalıştırılan bir araba, 15-30 dakika içinde öldürücü düzeyde karbon monoksit üretir), metilen klorid, iodid, bromid içeren maddelerin yenmesi ve solunması ile karbon monoksit zehirlenmesi meydana gelir.

    Anemi, kardiyovasküler hastalıklar, KOAH (Kronik obstrüktif=tıkayıcı Akciğer Hastalığı) olanlar, çok genç (infant), yaşlı ve gebe olan kişiler risk grubundadır.

    Belirti ve bulgular: Düşük yoğunluktaki CO ‘ e defalarca maruz kalınmışsa: baş ağrısı, güçsüzlük, düşünme güçlüğü, parestezi, göğüs ağrısı, çarpıntı (palpitasyon), görme bozuklukları, bulantı, ishal, karın ağrısı görülebilir. Akut CO zehirlenmesinde klinik görünüm, kandaki COHb( Karboksi hemoglobin) oranına göre değişiklik gösterebilir.

    Normalde kanda, COHb halinde % 0.5 - 3 oranında CO bulunmaktadır. COHb oranına göre, görülebilecek klinik bulgular:

    COHb oranı % KLİNİK BULGULAR

    0 - 10 Hafif psikomotor bozukluk ve vital bulgularda değişiklikler

    10 - 20 Hafif baş ağrısı, dispne (nefes darlığı) , koroner rahatsızlığı olanlarda angina (göğüs ağrısı)

    20 - 30 Zonklayıcı baş ağrısı, dispne

    30 - 40 Şiddetli baş ağrısı, halsizlik, bulantı, kusma, yorgunluk, görme bozuklukları

    40 - 50 Konfüzyon (sersemlik), senkop (baygınlık), taşipne (hızlı ve sık solunum), taşikardi (nabız sayısının 100'den fazla olması)

    50 - 60 Senkop, nöbet, koma

    60 - 70 Koma, hipotansiyon (tansiyonun düşmesi), solunum yetmezliği, ölüm 70 + ÖLÜM

    Fiziksel Kaynaklı Meslek Hastalıkları

    a-) Gürültü ve sarsıntı:

    Oldukça önemli ve yaygın olan fiziksel meslek hastalığı etkenleridir. Günümüz modern yaşamında gürültüden kaçmak adeta imkânsız hale gelmiştir.

    Gürültü: Arzu edilmeyen sese gürültü denir. Gürültü, ruh ve sinir sistemi ile işitme duygusu üzerinde etki eder. Sesin şiddetinin birimi desibeldir. dB harfleri ile gösterilir. Sıfır (0) desibel duyma eşiğidir(sınırıdır). Yani sıfır desibelin altındaki sesleri duymayız. 75 desibelin üzerindeki sesler tehlikelidir. Sinir ve ruh sistemimizde şu etkileri görülür: Konsantrasyon,

    dikkat ve reaksiyon kapasitesi zayıflar. Yorgunluk, uyku bozuklukları, baş ağrısı, dolaşım sistemi bozuklukları gibi rahatsızlıklar görülür. Bu belirtiler gürültünün çeşitli faktörlerine bağlı olarak değişir. Örneğin yüksek frekanslı sesler düşük frekanslı seslere göre daha etkilidir. İşitme fonksiyonu üzerindeki etkileri ise; gürültüye maruz kalma süresi, gürültünün şiddeti, frekansı, kesintili olması (örneğin çekiç darbeleri gibi), kişinin yaşı, bireysel hassasiyetleri, iç kulağın fonksiyon bakımından durumu, önceden geçirilen veya halen devam eden hastalıklar gibi faktörlere bağlıdır. Şiddetli gürültüye maruz kalan kişilerde önce geçici bir sağırlık meydana gelir. Daha sonraları zamanla artan işitme yetersizlikleri ve tam bir sağırlık olabilir. Sağırlık başlangıçta kulağın hassas olduğu 4000 Hertz(Hz) civarındaki yüksek frekanslı tonlara karşı olur ve daha sonra diğer frekanslarda da görülür.

    Gürültünün insan sağlığı için zararlı olduğu eşik değer 85 dB olarak kabul edilmiştir. 85 db den daha gürültülü yerlerde çalışırken gerekli güvenlik tedbirleri alınmalıdır. Gürültü, Havalı çekiç, Testere, Planya, Kırma makinelerini kullananlarda, rahatsızlık, dikkatin dağılması, ilerleyen aşamalarda duyma kaybı meydana getirir.

    Sarsıntı (Titreşim): İşyerinde makine, tezgah, araç ve gereçler ile tezgah üzerinde veya kurulmuş sistemlerde ya da binalarda meydana gelen titreşimlerdir. Örneğin delme işleminde kullanılan kompresörlerde, un fabrikalarında, uygun zemin üzerine oturtulmamış yüksek devirli makinelerde vibrasyon çok fazladır. Vibrasyonun varlığı çalışanı yorar ve sinirli yapar. Delme işleminde kullanılan kompresörlerde çalışanlarda parmakların hassasiyetinin kaybolduğu ve iltihaplanmalara sebep olduğu görülmüştür.

    b-) Tozlar:

    Tozlardan Meydana Gelen Meslek Hastalıkları aslında en önemli grubu oluştururlar. Tozlardan oluşan hastalıkların genel adları "Pnömokonyoz"dur. Zararlı toz parçacıkları madenciler tarafından ve diğer bazı işciler tarafından solunduğu zaman, akciğerlerde küçük bir iltihabi kitle oluşur. Bunlar ise, röntgen filminde, birer katı yumru olarak görülürler. Röntgen filminde, bu şekilde lekeli görüntü veren hastalıklara Pnömokonyoz denir. Akciğer dokusu incelir ve esnekliği kaybolur. Bu durum, Fibrozis olarak bilinir. Sonuçta hastadaki nefes darlığı, gün geçtikçe daha da artar ve durum kalıcı öksürüğe dönüşür. Hastalığa bir kez yakalanıldıktan sonra, solunan havadaki toz oranında azalma olsa da, akciğer dokusundaki hasar kalıcıdır. Kişi sonunda öyle kötü bir döneme girer ki, evinden dışarı çıkamaz. Solunan toz parçasının hangi madde olduğu röntgenden anlaşılabilir. Çünkü partiküllerin akciğerdeki dağılımları değişik şekiller gösterirler.

    Değişik pnömokonyozlar, neden olan toza göre isimlendirilirler. Meslek gruplarına bağlı olarak en sık, silikoz, asbestoz, berillioz, bisinoz gibi hastalıklar meydana gelmektedir.

    Pnömokonyozun meslek hastalığı sayılabilmesi için, sigortalının, havasında pnömokonyoz yapacak yoğunluk ve nitelikte toz bulunan yer altı ve yer üstü işlerinde toplam olarak en az üç yıl çalışmış olması gerekir. Yüksek sağlık Kurulunun onayı sağlanmak koşuluyla 3 yıllık süre indirilebilir..

    Silikoz: silis oksitle meydana gelen akciğer fibrozisidir. Yaygın ve tehlikeli bir toz hastalığıdır. Kuartz taşlarından elde edilen tüm maden cevherlerinde silikoz tehlikesi vardır. Altın, bakır, kurşun, çinko, demir, antrasit maden kömürü ve adi maden kömürü madenciliğinde çalışan işçilerde silikoz gelişebilir. Dökümcülük, tünel, taş ocakçılığı, kumtaşı öğütme, beton kırma, granit oymacılığı ve porselen ya da seramik çanak çömlek gibi işlerinde çalışanlar silikoz riskiyle karşı karşıyadırlar. Silikoz, akciğerlerin solunabilen kristalize silika'ya aşırı maruz kalınması sonucu, akciğerlerde yaptığı sakatlayıcı ve geri dönüşü olmayan ve bazen da öldürücü olan bir akciğer hastalığıdır. Silica, yeryüzü kabuğunun en çok görülen ikinci minerali ve kum, kaya ve diğer mineral ve maden cevherlerinin de başlıca unsurudur. Kristalize silikanin mikroskobik parçacıklarını içeren tozlara aşırı korumasız kalmak akciğerlerde havadan solunum yoluyla alınan oksijen alım yeteneğini düşüren bir scar (ölü doku) dokusuna neden olabilir. Deniz kenarlarında bulunan tipik kum, silikoz tehlikesi tehdidi göstermez. ABD istatistiklerine göre, her yıl 1 milyondan fazla Amerikan işçisi kristal silikaya maruz kalmaktadır. Her yıl, 250 den fazla Amerikan işçisi, silikozdan ölmektedir.

    Bu hastalığın çaresi olmamakla beraber, işverenlerin, işçilerin ve sağlık uzmanlarının bu maruz kalmayı düşürmeğe karşı birlikte davranması halinde, yüzde yüz korunulabilen bir hastalıktır. Silikozise ek olarak, kristal silica parçacıklarının solunması, bronşit ve tuberküloz gibi hastalıklara yol açabilir. Bazı çalışmalar sonucunda, akciğer kanseriyle ilişkili olduğu da ortaya çıkarılmıştır.

    Asbestoz: Amyant tozları ile meydana gelen bronkoplumoner fibrozisdir.

    Berillioz: Berilyum tozlarının solunması ile meydana gelen yaygın bronko- pnomokonyozdur.

    Bisinoz: Pamuk lifleri, yaprak, keten ve kenevir tozlarının solunması ile meydana gelen belli zamanlarda kendini gösteren astım nöbetleri ile olan fibrozisdir.

    c-) Sıcak ve soğuk ortamda çalışma:

    İş yerinin ısı, ışık, havalandırma yönlerinden uygun olmaması çeşitli rahatsızlıkları beraberinde getirir bu nedenle çalışma çevresini aşırı sıcak, soğuk, kuruluk, ve nemden korumak gerekmektedir.Soğuk hava akımının olduğu iş yerlerinde nezle-grip vb hastalıklar sık olur ve işgücü kaybına sebebiyet verir. aşırı sıcak karşısında çalışanlarda ise (dökümhane,demir çelik,fırınlar vb) aşırı tuz ve sıvı kaybı yanında sıcak çarpması olaylarına sık rastlanır.kışın açık havada çalışanlarda ise donma vakaları görülebilir.

    d-) Düşük ve yüksek basınçta çalışma:

    Sualtında karşılaşılan basınç farklılığı insanoğlunun başka hiç bir şartta karşılaşamayacağı kadar fazladır. Onbinlerce metre atmosfer sütununun yarattığı basınç suda her on metrede bir ortaya çıkmaktadır. Bu durumdan insan vücudunda içi hava ile dolu boşluklar en fazla etkilenir. "Boyle Kanunu" uyarınca dalarken olduğu gibi basınç artışında bu boşluklar küçülebilmeli ya da eşitlenebilmeli; çıkış sırasında olduğu gibi basınç azalışında bu boşluklar yine

    eşitlenebilmeli ya da genleşebilmelidir. Basınç artışı solunan gazın yoğunluğunu arttırarak solunum işi yükünü arttırır. Ayrıca derinlerde belirli bir kısmi basıncın ötesinde solunan gazların, normal atmosferik şartlarda solunurken görülmeyen etkileri ortaya çıkar.

    e-) Radyasyon (iyonize olan ve olmayan)

    X ışınları, ultraviyole ışınlar, görülebilen ışınlar, kızıl ötesi ışınlar, mikro dalgalar, radyo dalgaları ve manyetik alanlar, elektromanyetik spektrumun parçalarıdır. Elektromanyetik parçaları, frekans ve dalga boyları ile tanımlanır. Ultraviyole ve X ışınları çok yüksek frekanslarda olduğundan, elektromanyetik parçalar kimyasal bağları kırabilecek enerjiye sahiptir. Bu bağların kırılması iyonlaşma diye tanımlanır. İyonlaşabilen elektromanyetik radyasyonları, hücrenin genetik materyali olan DNA'yı parçalayabilecek kadar enerji taşımaktadır. DNA'nın zarar görmesi ise hücreleri öldürmektedir. Bunun sonucunda doku zarar görür. DNA'da çok az bir zedelenme, kansere yol açabilecek kalıcı değişikliklere sebep olur. Maden işletme yataklarında, doğal su kaynakları içerisinde ve toprakta; gerek insan faaliyetleri sonucu, gerekse doğal olarak bulunan radyoaktif maddeler besin zincirine (bitkilere) girerek, oradan da hayvan ve insanlara geçmek suretiyle ölümle sonuçlanan çeşitli hastalıklara sebep olmaktadır. Radyoaktif kirleticiler özellikle insan, hayvan ve bitki sağlığına olumsuz etkiler yaparak çevreyi ve ekolojik dengeyi bozmaktadır. Ayrıca radyasyon, canlılarda genetik değişikliklere de yol açmaktadır. Radyasyonun etkisi; cins, yaş ve organa göre değişmektedir. Çocuklar ve büyüme çağındaki gençler ile özellikle göz en fazla etkilenen organ olup; görme zayıflığı, katarakt ve göz uyumunun yavaşlamasına sebep olmaktadır. Deri ise, radyasyona karşı daha dayanıklıdır.

    Biyolojik Kaynaklı Meslek Hastalıkları

    Biyolojik nedenlerle oluşan hastalıklar:

    Bakteri,virüs ve parazitler ile meydana gelebilir. Bunlar arsında; Şarbon, tetanoz, bruselloz, akciğer tüberkülozu, leptospiroz, ankilostomyoz (kancalı barsak kurdu) vb. gibi hastalıklar sayılabilir.

    Tüberküloz (verem) :

    Tüberküloz, soluduğumuz hava ile akciğerlere giren M.Tbc basilinin (mikrobunun) yol açtığı, asıl olarak akciğerlerde yerleşen, fakat kan ve lenf yoluyla tüm vücuda dağılabilen mikrobik, bulaşıcı, süreğen bir hastalıktır. Hastalığı yalnızca aktif tüberküloz bulunan kişiler bulaştırabilir. Akciğer dışı organ tüberkülozu olanlar,15 gündür tedavi alıyor olanlar pratik olarak bulaştırıcı değildir.

    Hastalık damlacık yoluyla bulaşır. Hastanın hapşırma öksürmesi sonucu havaya yayılan basiller kapalı bir ortamda uzun süre aynı havayı soluyan sağlam kişilerce alınır. Ancak mikrobu soluyan kişilerin az bir kısmında hastalık gelişir. Hastalık solunan mikrobun sayısına, hastalık yapma gücüne, kişinin direncine, bağışıklık sisteminin kuvvetine göre farklılık gösterir. Hastalık tabak, bardak veya diğer nesnelerle bulaşmaz.

    • Hasta kişiyle aynı evde yaşamış veya uzun süreli temasta bulunmuş olanlar,
    • Hastalığın yaygın olduğu ülkelere gidenler,
    • Bağışıklık sistemini zayıflatan kanser, AIDS vb. hastalıklara yakalananlar,
    • Toplu yaşanan yurt, hastane, cezaevi gibi yerlerde kalanlar,
    • Beslenmesi bozuk, kötü yaşam koşullarına sahip kişiler,
    • Alkol ve madde bağımlıları,
    • Çalışma şartlarının kötü ve hijyen açısından bozuk işyerlerinde çalışan kalabalık işçi grupları Tüberküloz bulaşması yönünden risk altındadır.
    Kişinin tüberküloz olduğu ancak vücut örneklerinde balgam, idrar, mide sıvısı, BOS (beyin omurilik sıvısı), plevra (akciğer zarı) ve periton (karın zarı) sıvısında gösterilmesiyle söylenebilir. Alınan doku biyopsilerinde tüberküloza özgü değişikliklerin izlenmesiyle de tanı konabilir. Aktif hastalığı olanlarla yakın temasta bulunanlar, birlikte yaşayanlara koldan PPD Testi yapılır. PPD Testi, Tbc basilini alıp almadığımızı gösterir, ancak hastalığı göstermez. Testin (+) çıkması, hastalık yönünden araştırmayı gerektirir.

    Meslek hastalığı açısından iş yerlerinde tüberkülozdan korunmak çok önemlidir. Solunum sisteminin korunması için çeşitli araçlar kullanılmaktadır. Bunların çalışma sistemleri aynıdır.

    Başlıca solunum sistemi koruyucu araçları şunlardır:

    Filtreli Toz Maskesi: Yüze takılan ve kullanan kişiye çevresindeki tozlu havayı bir filtreden geçirerek veren bir araçtır.

    Basınçlı Temiz Hava Maskesi: Kullanan kişinin başına takılan spiralli bir hortumla uygun bir sistemden alınan basınçlı temiz havayı veren bir araçtır.

    Süzgeçli Gaz Maskesi: Havanın içindeki zararlı gaz ve buharları süzmek üzere kimyasal maddeler içeren bir süzgeci bulunan bir araçtır.

    Hortumla Temiz Hava Maskesi: Kullananın yüzüne takılan ve ucundaki hortum aracı ile normal atmosfer basıncındaki temiz havanın solunmasını sağlayan maskedir.

    Basınçlı Oksijen Solunum Cihazı: Yüze takılan bir maskeye bağlı, oynak bir hortum aracılığı ile oksijen içeren uygun bir sistemle bağlantılı cihazdır.

    Basınçlı Hava Solunum Cihazı: Yüze takılan bir maskeye bağlı, oynak bir hortum aracılığı ile basınçlı hava içeren tüple bağlantılı cihazdır.

    Oksijen Üretimli Solunum Cihazı: Yüze takılan bir maske ile kimyasal yolla üretilen oksijenin solunumunu sağlayan cihazdır.

    Günümüzde hastalık tedavi edilebilir hale gelmiştir. Ancak günlük uygulamalarda tedavinin uzun ve çok ilaçla yapılıyor olması hasta uyumunu güçleştirmektedir. Ülkemizde Verem Savaş Dispanserleri ücretsiz olarak hastalığın tetkik ve tedavisini yapmaktadır.

    Şarbon:

    Şarbon ot yiyen hayvanlarda görülen bakteriyel bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalığa yol açan mikrop toprakta ve meralarda bulunur. Mikrop hayvanın sindirim sistemine oradan da kana karışır hayvanın tüm organlarının iflas etmesine sebep olur Şarbon mikrobunun en önemli özelliği "spor" denilen ve dış ortama son derece dayanıklı yapılar oluşturmasıdır. Bu sporlar doğada toprakta yaygın olarak bulunurlar ve çevre koşullarına oldukça dirençlidir. Dış ortamlarda yıllarca yaşayabilirler. Şarbonun insandan insana bulaşması çok küçük bir ihtimaldir hastalıklı hayvandan insana geçişi ise şöyle olur:

    1. Hayvanda oluşan şarbon yarasına temas ile

    2. Şarbonlu hayvanın etinin yenmesi ile

    3. Şarbon sporlarının bulunduğu havayı soluyarak Şarbon mikrobu 120 ºC'lik ısıya kadar yaşıyabilir, hastalık insana 120 ºC'nin üstünde pişirilen etlerden geçmez. Şarbon sporları genellikle 1 ile 10 mikron büyüklüğünde olduğu için uzun süre havada asılı kalabilir ve solunum yoluyla havadan insana geçer. Dünyayı sarsan şarbon teröründe kullanılan mikrop ise laboratuarda özel olarak üretilip toz haline getirilen türdendir. Bulaşma şekline göre şarbon hastalığının üç türünden bahsedilebilir:

    • Deri Şarbonu, • Akciğer Şarbonu,

    • Bağırsak Şarbonu,

    Şarbona karşı en etkin korunma yöntemi aşılanmadır. Özellikle büyük ve küçükbaş hayvan yetiştirenlerle çiftlik işiyle uğraşanlar en önemli risk gruplarını oluşturdukları için bu kişilerin salgın zamanlarında, mutlaka aşılanması gerekir.

    Tetanoz:

    Doğada dış etkenlere oldukça dirençli olarak bulunabilen bir mikroptur.Toprakla çalışanlarda, paslı demir vb maddelerle temas edenlerde, mezarlık işçilerinde, madencilerde, taş-mermer işçilerinde görülebilir. Korunmak için 5 yılda bir aşı olunmalıdır. Tedavisi için geliştirilmiş serumlar mevcuttur.

    Bruselloz:

    Bu bakteriye hastalığın daha çok ineklerden çiğ süt ve pastörize edilmemiş sütten imal edilen süt ürünlerinden geçtiği bilinmektedir.Ancak Bruselloz için ikinci önemli bir kaynak köpeklerdir. Hasta köpekler devamlı taşıyıcı durumundadırlar. Spontan yavru atmalar brusellosizin ilk göstergesidir. Bulaşma oral ve mukoz membranlar yoluyla olmaktadır. Erkek köpekler enfeksiyonu çiftleşme yoluyla enfekte dişi köpeklerden alırlar. Ayrıca hasta dişilerin vulvalarının yalanması ve idrarlarının alınması yolu ile de bulaşmalar olmaktadır. Dişiler de yine çiftleşme ve hastalığın etkeni olan bakterilerin ağız yolu ile alınması neticesinde hastalığa

    yakalanırlar. Bu nedenle dişi köpekler üreme öncesinde brusellosiz yönünden kontrol edilmelidir. Titremeyle yükselen ve düşmeyen ateş atakları ile karakterize bir hastalıktır. tedaviye rağmen ölümler görülebilmektedir.

    Leptospiroz:

    Klinik tablosu oldukça değişik olan bu enfeksiyonda ateş ile başlayan hastalık tablosu böbrek yetmezliği ile sonuçlanır. Böbrek fonksiyonlarının bozulması üremiye neden olur. Başlıca belirtileri halsizlik, uyuşukluk, depresyon, iştahsızlık, ishal, kusma, ağız ve göz mukozalarının yangısı, anormal sinirsel belirtiler ve ölüme neden olan kan pıhtılaşması bozukluklarıdır. Bulaşma enfekte köpek ve ratların (sıçan) idrarları ile olur.

    Psiko-Sosyal Kaynaklı Meslek Hastalıkları

    Manik-depressif Sendrom:

    Manik, depresyonun tam tersi olarak aşırı bir neşe, çalışma hırsı, hareketlilik, öfori hali ile karakterizedir. Manik demressif sendromda ise kişi peryodik olarak zaman zaman "manik" zaman zaman "depressif" duygu haline girer. Dalgalı bir durum söz konusudur. Genelde her manik dönemi bir depressif dönem takip eder. Bu depresyondan daha önemli sonuçlar doğurabilecek bir meslek hastalığı olarak algılanmalıdır. İşverenlerin, iş kazalarının azalması üzücü durumlarla karşılaşılmaması için çalışanlarına düzenli olarak psikolojik destek sağlaması şarttır. Kurumlar, çalışanların psikolojik sağlığının da yerinde olup olmadığını kontrol etmelidir. Çalışma ortamındaki kişiler arasındaki ilişkilerin iyi olması ve işyeri ortamındaki tehlikelerin kontrol altına alınmış olması gerekir

    1. Deneyimsizlik
    2. Bulma ve keşfetme merakı
    3. Risk alma davranışı
    4. Ailede uyumsuzluk
    5. İşyerinde uyumsuzluk
    6. Riskin bilincinde olmama gibi nedenlerle psikososyal meslek hastalıkları görülebilmektedir. Günümüzde işyeri stresi kaynaklı depresyon ve manik-depressif sendrom gibi rahatsızlıklar oldukça yaygınlaşmıştır.
    Depresyon:

    Depresyon ruhsal olarak çökme, içe kapanma hali olarak tanımlanabilir. Depresyona giren kişilerde hayattan zevk alamama, hiçbir iş yapmak istemeyiş, mutsuzluk hali ve ileri vakalarda intihara eğilim söz konusudur. Başta depresyon olmak üzere diğer ruhsal hastalıkları yaşayan çalışanlar, çalıştıkları kurumları önemli maddi ve manevi kayıp ve zararlara uğratmaktadır. Dikkat eksikliği, algı ile konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık ve öz denetim sorunlarına yol açarak zihinsel faaliyetleri bozmaktadır. Bu tür oluşumlar ise iş kazalarına, yaralanmalara ve hatta ölümlere yol açmaktadır. Yoğun çalışma temposu, izin kullanmamak, iş ve özel hayat dengesizliği de depresyonu tetikleyen en önemli nedenler arasında sayılabilmektedir. İş yerlerinde sadece fiziksel tedbirlerin alınması, iş kazalarını önlemekte tek başına yetersiz kalmaktadır. İş kazalarıyla etkili bir mücadele için fiziksel tedbirlerin insan faktörüyle bütünleştirilmiş olması gerekmektedir.

    Meslek Hastalıklarından Korunma

    İşyerlerinde meslek hastalıklarına sebep olabilecek faktörleri her zaman tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bu sebeple, meslek hastalıklarından korunmak için bu faktörlerin insan sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini en aza indirmek veya zararsız hale getirmek amacıyla işyerinde bir takım önlemlere başvurmak gerekir.

    Meslek hastalıklarından korunma ilkeleri başlıca üç bölümde incelenebilir:

    1. Tıbbi korunma önlemleri,
    2. İşyerindeki çalışma çevresine ait korunma önlemleri,
    3. İşçiye ait korunma önlemleri.
    1. Tıbbi Korunma Önlemleri:
    Tıbbi korunma önlemleri birkaç safhadan meydana gelir. Bunlar:

    a)İşe Giriş Tıbbi Kontrolleri: İşe yeni alınan kişilerin, yapacağı işe fiziksel ve ruhsal olarak uygun olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla yapılan tıbbi muayeneyi kapsar. Yeni bir işe girerken alınan sağlık raporları gibi.

    1. Periyodik Tıbbi Kontroller: Bir işte çalışan kişilerin belirli aralıklarla (üç ay, altı ay, bir yıl gibi) tıbbi muayeneden geçirilerek, yaptıkları işten etkilenip etkilenmediklerinin tespit edilmesi amacıyla yapılan kontrolleri kapsar. Buna portör muayene de denir. Periyodik tıbbi muayenelerin sonucunda tespit edilen bulgulara göre çalışanların tedavisi yapılmalı ve aynı işe devam edip edemeyeceği de doktor tarafından belirlenmelidir.
    2. Eğitim ve Uyarma: Sakıncalı çalışma şartlarının tespit edilmesiyle, bu sakıncalı şartlardan korunma yolları bütün çalışanlara öğretilmeli, gerekli uyarılar yapılmalıdır.
    1. İşyerinde Çalışma Çevresine Ait Korunma Önlemleri:
    İşyerlerinde sağlığa zararlı etkilerin büyük bir bölümü, işyeri havasına yayılan maddelerden (duman, toz, buhar, gaz vb. gibi.) ve işyerindeki fiziksel şartlardan ileri gelmektedir. Bazen de zararlı maddelerle doğrudan doğruya elle temas söz konusudur. İşyerindeki bu tehlikeler yok edilerek veya en aza indirilerek çalışma çevresi zararsız hale getirilebilir.

    Bu amaçla başvurulacak yöntemleri şöyle sıralayabiliriz:

    1. Kullanılan Zararlı Maddenin Değiştirilmesi: Kullanılan zararlı maddenin, zararsız veya daha az zararlı maddeler ile değiştirilmesidir.
    2. Kapalı Çalışma Yöntemi: Zararlı maddenin değiştirilmesi olanağı bulunmayan durumlarda tehlikeli işlemlerin tamamen kapalı olarak yapılmasıyla zararsız hale getirilebilir.
    3. Ayırma: Çalışma sırasında zararlı madde oluşumu görülen ya da sağlığa zararlı gürültü, ışın gibi fiziksel faktörlerin ortaya çıktığı iş çeşitlerinin ayrılması esasına dayanır. Böylece hem işyeri çevresi temiz tutulmuş olur, hem de zararlı etkilerden dolayı daha az sayıda işçi etkilenir.
    4. Nemli (ıslak) Çalışma Yöntemi: Özellikle tozlu işyerlerinde uygulanır. Çalışma ortamı ıslatılarak veya nemlendirilerek çalışma sırasında tozun çalışma ortamına dağılması önlenir. Bazı işyerlerinde döşemeler, duvarlar ve tezgâhlar yıkanır veya yaş bezle silinebilir.
    5. Sürekli Temizlik ve Bakım: İşyeri havasının zararsız halde bulundurulmasını sağlamak amacıyla tehlikeli olabilecek yere dökülen maddelerin hemen kaldırılması, işyeri temizliği meslek hastalıklarından korunma ile ilgili önlemlerden biridir. İşyeri ortamına dağılmış tozlarda sürekli olarak temizlenmezse hava akımları ile yeniden işyeri ortamına dağılarak işyeri ortam havasını kirletir. Ayrıca, zehirli ve zararlı maddelerin aktarıldığı, depolandığı kapların ve makinelerin bakımları yapılmaz ise meydana gelebilecek kaçaklar ortam havasının kirlenmesine sebep olur.
    f)Havalandırma: İşyerine ve işin özelliğine göre düşünülerek yapılmalıdır. İki çeşit havalandırma vardır:

    1. Yerel (lokal) havalandırma: Özellikle yoğun toz ve gaz meydana gelen işlerde kullanılan bir havalandırma yöntemidir. Örneğin; zımpara taşlarında, taşlama sırasında meydana gelen toz, çalışma ortamına yayılmadan emici bir cihazla tutulabilir.
    2. Genel Havalandırma: Genel havalandırmanın amacı, çalışanlara gereken taze havayı temin etmektir. Genel havalandırma, daha az toksik organik sıvılardan meydana gelen buharlar için kullanılır. Tozlu işyerlerinde ise bazen, tozlar devamlı olarak işyeri havasında yüzer vaziyette tutulmakla fayda yerine zararlı etkinin arttığı da görülebilir. Bu sebeple genel havalandırmanın belirli şartlara düzenlenmesi gerekir ve şu hususların göz önünde bulundurulması yararlı olur:
    *Havalandırmada aspirasyonla temin edilen temiz hava miktarı, ortamdaki zehirli maddelerin konsantrasyonlarına ve işyerinin büyüklüğüne göre tayin edilmelidir.

    *Temin edilen temiz hava mevsime uygun olarak ısıtılmalı ve serinletilmelidir.

    *Havanın giriş ve çıkış ağızları; havalandırmada kullanılan tüm havanın kirlenmiş bölgeden geçmesini temin edecek şekilde düzenlenmelidir.

    *İşyerindeki hava akımına göre; kirletici kaynak işçi ile aspirasyon çıkışı arasında bulunmalıdır.

    *Kirli havayı dışarı atan aspirasyon kanalı, çıkan kirli havanın pencere, kapı, hava deliği vb. gibi yerlerden tekrar girişini önleyecek yerlerde olmalıdır.

    g)İşyeri Üretim ve Planlaması: Uygunsuz, zararlı tesirler yaratacak hammadde ve atıkların meslek hastalıkları diğer hastalıklar yönünden araştırılarak işyerinin kuruluşu sırasında planlanması gerekir.

    h)İşyeri Ortamında Zaman Zaman Analizler Yapmak: Bazı işyerlerinde alınan koruyucu önlemlere rağmen tehlikelerin tamamen ortadan kaldırıldığını kestirmek mümkün değildir. Ayrıca alınan tedbirlerin ne kadar etkili olup olmadığını tespit etmek amacıyla zaman zaman çeşitli analizlerin yapılmasına ihtiyaç duyulabilir. Bu analizler sonucunda işyeri ortamının sağlığa elverişli olup olmayacağına karar verilir.

    Zararlı ve zehirli maddelerin depolandığı veya işlendiği kısımlarda yapılacak bakım ve onarım işlerinde önceden ortamda ölçümler yapılması ve daha sonra bakım ve onarım çalışmalarına izin verilmesi de çalışanları zehirlenmelerden korur.

    3-İşçiye Ait Korunma Önlemleri:

    İşyerindeki çalışma çevresine ait koruyucu önlemlerin yetersiz kaldığı veya imkânsız olduğu durumlarda en son olarak meslek hastalıklarının önlenmesi için kişisel korunma önlemlerine başvurulur. İş kazalarından korunmada da önemli bir yer tutan kişisel korunma araçlarının mutlaka kullanılması gerekir. Kişisel korunma araçlarını daha önce iki ana başlık altında görmüştük. Bunlar;

    • Solunum sisteminin korunması (Solunum cihazları veya maskeler)
    • Vücudun korunması(Ellerin korunması, gözlerin korunması, başın korunması, ayakların korunması, kulakların korunması)
    İlk Yardım Nedir?

    Herhangi bir kaza yâda yaşamı tehlikeye düşüren durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da durumun daha kötüye gitmesini önlemek amacıyla, ilaçsız olarak yapılan uygulamalara ilkyardım denir. İlk yardım uygulamasında kesinlikle ilaç kullanılmaz.

    İLK YARDIMDA AMAÇ NEDİR?
    • Yaşamı koruma ve sürdürülmesini sağlama
    • Durumun kötüleşmesini engelleme
    • İyileşmesini kolaylaştırma
    İLKYARDIMCININ ÖZELLİKLERİ VE SORUMLULUKLARI NEDİR?

    1. Sakin ve telaşsız olmalı.
    2. Hastayı sakinleştirmeli.
    3. Çevreyi değerlendirip süren bir tehlike olup olmadığını belirlemeli.
    4. Kendi can güvenliğini tehlikeye atmamalı.
    5. Çevredeki kişileri, sağlık kuruluşları, itfaiye ve güvenliğe haber vermeleri için organize etmeli.
    6. Hastanın durumunu değerlendirerek uygun ilk yardıma başlamalı.
    7. Hastanın sağlık kuruluşuna bir an önce ulaşmasını sağlamalı.
    İLK YARDIMIN ABC'Sİ NEDİR?

    • (= Airway) Soluk yolunun açılması.
    • (= Breathing) Solunumun düzeltilmesi.
    • (= Circulation) Dolaşımın etkinliğini sağlama.
    KAYNAK:İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi