1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .

Muğla’da ölen yedi insan sadece işçi miydi?

Konusu 'Köşe Yazıları' forumundadır ve Erkan Dündar tarafından 22 Haziran 2013 başlatılmıştır.

  1. Erkan Dündar İSGforum Üyesi

    • Site Yöneticisi
    İl Temsilciliği:
    Trabzon
    Sertifika Numarası:
    47086
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Muğla’da ölen yedi insan sadece işçi miydi?

    Muğla'nın Milas ilçesine bağlı Güllük beldesinde bulunan atık su arıtma tesisinde temizlik çalışmaları yaparken, ortamdaki metan gazından zehirlenen Mustafa Öztürk, Özcan Özkan, Fikret Özdemir, Hasan Özgür, Serkan Miral, Yüksel Kum ve Mevlüt Özbakır isimli işçiler hayatlarını kaybetti.
    Gazete haberlerinde yedi işçinin öldüğünü okuyor ve yeterli düzeyde güvenlik tedbiri alınsaydı hiç biri ölmeyecek bu insanlar için üzülüyoruz. Yedi işçi öldü. İşçiler, bir işin yapılması için gereken unsurlardan biri midir sadece? Diğer unsurlar gibi kolayca ikame edilebilir, yerine yenisi konulabilir mi gerçekten? Hepsi bu mu?
    Ama bu insanlar sadece işçi değildi. O yedi işçi birileri için bir baba, eş, evlat, kardeş, arkadaş… anlamına geliyordu. Ölümleri onlarla bu bağlar üzerinden ilişki kuran herkesi eksiltti.
    Yapılan açıklamalara bakılırsa bu üzücü olaya “cinayet” demek daha doğru olurdu. Çünkü benzeri pek çok olayda olduğu gibi bu olayda da “iş sağlığı ve güvenliği” konusunda ciddi ihmaller var. Bianet'e konuşan Kimya Mühendisleri Odası Muğla temsilcisi Adem Zeybekoğlu, ölen işçilerde gaz maskesi bulunmadığını söylemiş; Çevre Mühendisleri Odası da yaptığı açıklamada, kişisel koruyucu donanıma, gözlemci-operatör ilişkisine ve havalandırma sistemindeki eksikliklere dikkat çekmişti.

    HER YER BİR İŞLETME OLSUN SAÇMALIĞI
    Güllük Beldesinin bütün su ve kanalizasyon arıtma işleri taşeron firma Tepe-Akfen Su ve Kanalizasyon İşletmesi'ne 49 yıllığına kiralanmıştı. Yapılan açıklamalarda tesiste uygun baca ve havalandırma düzeneklerinin olmadığı, işletmenin kesin kabulü yapılmadan faaliyete geçirildiği belirtiliyor.

    İçme suyu temini, temizlik, kanalizasyon ve atık su arıtımı gibi aslında birer kamu hizmeti olması gereken işlerin özelleştirilmesinin yanlışlığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Her türlü “faaliyet” saçma sapan bir “işletme mantığı” çerçevesinde bir “iş” olarak ele alınıyor. Saçma sapan diyorum çünkü hayatta “kâr” elde edilemeyecek, hatta bile bile zarar edilecek işler vardır. Ya da bir zamanlar vardı. Üstelik gerçekleşen iş kazalarının adli takibinin ne kadar düzgün yapıldığını, “olay” sonrasında neler olup bittiğini bilemiyoruz. Ama bu ülkede adaletin nadiren yerini bulduğunu biliyoruz. İş kazalarında yakınlarını yitiren işçilerin ailelerinin her ayın son pazar günü Galatasaray Lisesi önünde “Vicdan ve Adalet Nöbeti” adı altında bir etkinlik düzenleyerek iş kazalarına dikkat çekmeye çalışması boşuna değil.

    [​IMG]

    İŞ KAZALARINI AZALTACAK ÖNLEMLERİN ALINMASI ERTELENİYOR
    İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin raporuna göre sadece mayıs ayında en az 114 işçi hayatını kaybetti. Buna rağmen bu ölümleri, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını engelleyebilecek yasal adımlar atılmıyor. Tam aksine geciktiriliyor. Örneğin, şu an mecliste görüşülmesi beklenen 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda yapılacak değişiklik önerisi gibi.
    14 Haziran 2013 tarih ve 361 sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” içinde, 42. Maddede yer alan değişiklik önerisi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile ilgili tarihlere yeni bir düzenleme getiriyor. Ancak yapılacak bu düzenleme tamamıyla işverenleri korumaya yönelik ve çalışanlar veya işçiler açısından hiçbir olumlu sonuç doğurmayacak. Tam aksine pek çok olumsuz sonuca yol açacağı rahatlıkla söylenebilir.

    DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ NE GETİRİYOR
    Öneride değişiklik yapılması istenen yerler şu şekilde yer alıyor (Koyu siyah yerler benim yorumlarım).
    MADDE 42- 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 38’inci maddesinin birinci fıkrasının a bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
    “a) 6 ve 7 nci maddeleri;
    1) 4857 sayılı İş Kanununun mülga 81 inci maddesi kapsamında çalışanlar hariç: kamu kurumları ile 50'den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için yayımı tarihinden itibaren dört yıl sonra, (Normalde 2014 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girecekti öneri kabul edilirse 2016 olacak)
    2) 50'den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra, (Normalde 2013 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girecekti, şimdi 2014 yılına erteleniyor)
    3) Diğer işyerleri için yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra," (Bu hüküm eskisi ile aynı)

    Bu öneri ile ülkemizde iş kazalarının en çok görüldüğü tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfa giren iş kollarında yapılması gereken düzenlemeler erteleniyor. 6331 sayılı yasa ile bu işkollarında “risk analizi” yapılmasını ve analiz sonucu elde edilen bilgilere dayanarak işçilerin sağlığını ve güvenliğini garanti altına alacak koruyucu-önleyici faaliyetlerin yapılmasını, tehlike durumlarında nasıl davranılacağını belirten acil eylem planlarının hazırlanmasını ve tüm çalışanların periyodik olarak iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinden geçirilmesini zorunlu kılıyordu. Bütün işyerlerinde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi gibi uzman personel görev yapacaktı. Amaçlanan şey iş kazalarına neden olan faktörleri kaynağında ya da daha oluşmadan ortadan kaldırmaktı. Ancak yasanın yürürlüğe girme tarihinin ertelenmesi ile iş kazalarını gerçekten azaltacak çalışmaların yapılmış olması ötelenecek.

    Yapılacak değişiklik ile kronik hastalıklara neden olan çeşitli toksik kimyasalların iş ortamlarında ve bu kimyasallara maruz kalan işçilerdeki maruziyet düzeylerinin ölçümü, izleme ve değerlendirilmesi de güme gidecek. Oysa meslek hastalıkların seyrinin izlenmesi için bu çalışmaların yapılması çok önem taşıyor.

    PARA KAYBETMEKTENSE İŞÇİ KAYBETMEK
    Her şey bir yana uygulamanın ertelenmesinin hiçbir makul gerekçesi yok gibi. Eğer yeterli sayıda iş sağlığı ve güvenliği uzmanı yok denilecekse bu doğru değil. Çünkü Çalışma Bakanlığı 2010 yılından bu yana sınavlar açıyor ve sınavı kazanan adaylara uzman olarak bu işi yapma lisansı veriyor. Sayı yetersiz ise o zaman daha sık aralıklarla sınavlar açıp uzman sayısı artırılabilir. Benim düşüncem, işyeri sahiplerinin işçi sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren alanlarda yapması gereken düzenlemelerin ek bir mali yük getirecek olması nedeniyle uygulama tarihinin ertelenmeye çalışıldığıdır.
    Eğer bu yasa değişikliği Mecliste kabul edilirse, önceki gün Muğla’da yedi işçinin hayatına mal olan (cinayet gibi) kazada olduğu gibi, alınacak basit önlemlerle kolayca önlenebilecek facialar olmaya devam edecektir.

    KAYNAK

    Ekli Dosyalar:

    • haber.jpg
      haber.jpg
      Dosya Boyutu:
      23,9 KB
      Görüntüleme:
      26.241
  2. ergulkaynak İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    96616
    Uzmanlık Sınıfı:
    A Sınıfı Uzman
    • Göz göre göre ölüme yollananlar
    [​IMG]
    Güllük’teKİ Akfen’e ait su işletmesinde, bundan iki ay önce, 7 işçi metan gazından zehirlenerek yaşamını yitirdi. Ölen işçilerden en genci olan Serkan Miral’ın ağabeyi Ali Miral, faciada yaşanan ihmaller zincirini, teklif edilen kan parasını ve “ölümlerden ölüm beğenilen” Güllük’ü, soL’a anlattı.
    Hazal Destina Alarcın - soL
    Haziran ayında Akfen’e bağlı taşeron şirkette çalışan ve göz göre göre ölüme gönderilen işçiler, AKP döneminin savaşa dönüşen iş cinayetlerinde yaşamını yitirenler arasındaydı.
    Bir “iş kazası”nda ölmediler. Milas’a bağlı Güllük beldesinde, Akfen Çevre ve Su İşletmesi’nde metan gazından zehirlenen işçiler, taammüden cinayete kurban gitti.
    17 Haziran günü, hayatını kaybeden Mustafa Öztürk, Yüksel Kum, Özcan Özkan, Fikret Özdemir, Hasan Özgür, Mevlüt Özbakır ve Serkan Miral, 50 liraya alınabilecek gaz maskelerinden yoksundular, uygun kıyafetleri yoktu... Ve hatta tesisin çalışmasının sakıncalı olduğu, Makine Mühendisleri Odası Milas Temsilciği’nin bilirkişi raporunda belirtiliyordu.
    AKP döneminin hızla yükselen firmalarından biri olan Akfen’in patronu, tanıdık bir isim: Hamdi Akın. İstanbul Atatürk, Ankara, İzmir, Antalya havalimanlarının işletmesinden enerji ve inşaat alanına, çok sayıda alana el atan Akfen, özelleştirmelerden de en fazla pay alan şirketlerden biri. Hamdi Akın ise AKP’ye verdiği açık destekle biliniyor.
    İşçi çocuklarından mektup var
    Ölen işçilerin çocukları, bayram öncesinde Akfen firması ortaklarına hitaben bir mektup gönderdi. Mektubu okuyan Fikret Özdemir’in 14 yaşındaki oğlu Günay, “Babalarımızı bu firmanın tedbirsizliği yüzünden kaybettik. Eğer bu firma, metan gazına karşı gerekli önlemleri alsaydı, babalarımız yaşıyor olacaktı ve biz 11 çocuk, babasız ilk bayramımızı geçirmiyor olacaktık. Dünya ve Türkiye kamuoyuna bildiriyoruz ki, iş cinayetlerinin önüne geçmek için gerekli önlemler alınsın. Bu önlemleri almayan firmalar acilen kapatılsın ki, bizler babasız kalmayalım” dedi.
    Ölen 7 işçinin en genci, işe gireli henüz 20 gün olan, 27 yaşındaki Serkan Miral’dı. Serkan’ın ağabeyi Ali Miral, yaşanan ihmaller zincirini ve “ölümlerden ölüm beğenilen” Güllük’ü, soL’a anlattı. Miral’ın kardeşini anlatırken bahsettiği Güllük Limanı ise ayrı bir trajediyi gündeme getiriyor. İnternet sitesinde “özelleştirmenin en güzel örneği” olarak sunulan yük limanı, bölgede akciğer kanseri oranını artırmasıyla biliniyor.
    Bunun neresi kaza?
    Bize ailenizden ve kardeşinizden bahsedebilir misiniz?
    Biz Güllük’te yaşayan, kendi halinde bir aileyiz. Babam burada taksicilik yapıyor, ben zabıtada görevliyim. Büyük ağabeyimiz vardı bir de. O da Bodrum’da çalışırken, elektrik kaçağı sonucu iş kazasında öldü. Diyeceksiniz ki, bunun neresi kaza, bu bildiğiniz cinayet. Kardeşim Serkan da ortaokul mezunu, daha 27 yaşında gencecik bir çocuktu. Burada herkes tanır, severdi onu.
    Kardeşiniz Akfen’de çalışmaya olaydan kısa süre önce başladı. Orada çalışmayı kendisi mi istemişti?
    Serkan, önceleri limanda çalışıyordu. Muğla bölgesinin en büyük limanı Güllük’te bulunuyor. Mermer, kalsit, zımpara taşı ve diğer dökme yüklerin yükleme ve boşaltımı buradan yapılıyor. Burada da insanın hiç kıymeti yok. “Beyaz toz” denilen o mermer tozu yüzünden, bu çevrede akciğer kanserine yakalanan insan sayısı Türkiye ortalamasının üzerindedir. Serkan’ın ciğerlerinde yaralar çıkmaya başlayınca, “istemeyiz parasını” dedik, çıkardık işten. Kardeşim bunun ardından, sigorta yapılacak diye Akfen’de işe girdi. Daha gireli 20 gün olmuştu. İlk maaşını bile alamadan gitti kardeşim.
    Olayı nasıl öğrendiniz? Şirket yetkilileri mi aradı sizi?
    Şirketin yetkilisi filan yok ki burada. Güllük küçük yer, “giden gelmiyor” diye merak edip birileri gidiyor ve ortaya çıkıyor işte. Halk apar topar koşturdu oraya.
    O sırada kaçak devam ediyor değil mi?
    Tabii herkes cesetleri görünce girip almak istiyor, eş dost engel oluyor bir şekilde. O sırada orada bir sigara yakılsa herkes havaya uçabilir, tamamen vatandaşın duyarlılığıyla faciadan kıl payı kurtulduk.
    Haber gidince Jandarma ve ambulans geldi hemen. Ama ne fayda? Oksijen tüpüyle indiği halde, jandarma eri bayıldı, hemen yukarı çıkarıldı. Zaten sonradan öğrendik, 3 ile 7 saniye arasında zehirlenip ölmüşler. En son AKUT geldi de cesetleri çıkarabildi.
    Hukuki süreç başlatmışsınız, herhangi bir gelişme var mı?
    Avukatlarımız var. Beş aile kişisel dava açtık ama birlikte tekrar açacağız. 2 bin 500 sayfalık bilirkişi raporu daha yeni ulaştı elimize, şimdi avukatlarımız raporu inceliyor.
    Kan parasını kabul etmiyoruz
    Dava açtığınızı duyunca sizi yıldırmaya yönelik tekliflerde bulunuldu mu?
    Şirket avukatları tarafından İstanbul’da bir ev, çocuklarımızın okul masraflarını karşılama ve nakit para gibi tekliflerde bulunuldu. Kabul etmedim. Diğer aileler de kabul etmiyor. Biz bu davada kararlıyız, göz göre göre 7 canımızı aldılar. Gerekirse İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gideceğiz.
    Biz Güllük’te, bu ülkedeki özelleştirilmiş en pahalı suyu tüketiyoruz. Bu paraları bizden alıyorlar, karşılığında hizmet vermedikleri gibi, bir de canlarımızı alıyorlar. Arıtma tesisi yeterli değil, bir yağmur yağsa kanalizasyon taşıyor burada. İşçiye verilen değer ise zaten ortada.
    Benim gencecik kardeşim öldü. Sözde oğlumun okul masrafını karşılayıp, beni susturacaklar. Benim küçük oğlum amcasını öyle özlüyor ki, ismini dövme yaptırmak istiyor, benim bu para teklifini kabul etmem mümkün olabilir mi?
    Ve bir şey daha var. Bu şirketin arkasında büyük adamlar var diye konuyu kapatmaya uğraşabilirler. Muğla’dan denetleme memurları geldi buraya. Tesis için verdikleri raporu özellikle merak ediyoruz.
    Maske ve eldivenleri bile yoktu...
    O gün istasyona giren işçilerin hiçbirinde, olası bir tehlikeye karşı bulundurulması zorunlu olan ekipmanın olmadığı görüldü. Hatta daha önceden gaz kaçağı olduğunun bilindiği ama buna rağmen herhangi bir önlem alınmadığı da söyleniyor. Bütün bu ihmaller gerçekten yapılmış olabilir mi? Örneğin kardeşiniz 20 gündür orada çalışıyordu, işe girerken eğitim verildi mi kendisine?
    Bizim canlarımız tamamen o şirketin ihmallerinden gitti. Kısa zaman önce oraya yine temizliğe inen işçiler oldu ve bayılıp çıkarılmışlar yukarı. Orada bir sıkıntı olduğu biliniyordu yani. İnsanlar bayılmış, fenalaşmış ve şirketin umurunda değil. Konuyu kapatıp, bir zaman sonra tekrar yolluyorlar işçiyi.
    Bu işte çalışanların aslında, sorun çıkması ihtimaline karşı, tüm bedeni koruyan özel kıyafetleri var. Ama şirket bunları temin etmedi. Bırakın kıyafeti, sıradan bir gaz maskeleri ve eldivenleri bile yoktu.
    Kardeşime hiçbir eğitim verilmedi. Zaten o gün orada ölenlerin çoğu aslında o işi yapmıyordu. Örneğin Serkan, sokaklardaki su patlağı ve kazım işleriyle ilgileniyordu. Hasan Ağabey ise büro elemanıydı.
    Hatta şöyle de bir şey de var: Oraya gidilen saat, aslında mesai saati dışında. Öğle arasındalar o sırada. Kimisinin evinde yemek hazır, ekmek alıp gelecek diye bekliyorlar. Sonra bir öğreniyorlar ki babaları zehirlenerek ölmüş. Korkunç bir durum. Çoluk çocuk perişan olduk aileler olarak, dokuz aylık bebeği olan var.
    ‘Buralarda sendikaya girmek yasak’
    AKP iktidarının işçilerin çalışma koşullarına, ücretlerine, sendikalaşma haklarına ilişkin yaptıkları ortada. Şimdi yeni bir saldırı paketi de 
gündemde. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
    Buralarda sendikaya girmek yasak. “Öyle şeylere bulaşırsanız dışarıdan işçi getiririz” diyorlar. Burada zaten işsizlik çok yüksek, öyle büyük şehirler gibi alternatif de yok. Özellikle gençler, ne iş bulsalar, girip çalışmak zorunda kalıyor. Sendikaya girseler arkaları güçlenecek, kalabalık olacaklar diye izin verilmiyor burada sendikaya.