1. İSGForum'a Hoş Geldiniz..
    İSGForum gerçek hayatta 'İş Güvenliği ve Çevre' adına yaşadığınız her şeyi olduğu gibi burada paylaşmanızı, kişilerle iletişim kurmanızı sağlar. Fotoğraf albümü, durum güncelleme, yorum, konu, mesaj vb. şeyleri istediğiniz herkese paylaşabilirsiniz. Üniversite arkadaşlarınızı bulabilir, onları takip edebilir ve onlarla iletişim kurabilirsiniz. Duvarlarına yazarak yorum formatında sohbet edebilirsiniz. İSGForum ile ortamınızı kurabilir, kişilerle fikir - bilgi alışverişi yapabilir ve etkinlikler düzenleyebilirsiniz. İSGForum'un tüm hizmetleri kuruluşundan beri ücretsizdir ve ücretsiz olarak kalacaktır. Daha fazla bilgi için site turumuza katılmak ister misiniz? O zaman buraya tıklayınız :) Giriş yapmak ya da kayıt olmak için .

Terminatör

Konusu 'Tarih ve İSG' forumundadır ve Koray Pehlivanoğlu tarafından 10 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. Koray Pehlivanoğlu İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    32082
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    Serbest Çalışıyor
    Sevan Nişanyan'dan okunası bir yazı. Tabulara ve tarihe başka gözlerlerle de bakalım derim.

    Terminatör

    Facebook profilimde gırgırına yazdığım bir cümle var. Gencin biri ona takmış, bana sitem etmiş:
    "Merhaba Sevan bey, ben sizin henüz kitaplarını okumadım ama bazı programlarda fikirlerinizi dinledim... Facebook sayfanızda Atatürk'ün insan öldürdüğünü ima etmişssiniz. Lütfen sizden rica ediyorum beni aydınlatırmısınız Atatürk nerede insan öldürmüştür? Ha bizim namusumuzu,özgürlüğümüzü savunduğu savaşlarda insan öldürdüğünü söylüyorsanız o savaşta olmayı ben şeref kabul ediyorum onuda bilmenizi isterim . . . !"


    Dayanamadım, etraflıca cevap yazdım.

    Dayı gazete mi okumuyorsun? Sırf Dersim’de 13.000 kişiyi köpek gibi itlaf ettirdi, hem silahlarını toplatıp liderlerini bertaraf ettirdikten sonra. İsyan misyan ettikleri yoktu, korkudan paniğe kapılmış taş devri aşiretleri idiler. Devlet başkanının alkol ve iktidar hastalığıyla zıvanadan çıkmış fantezisinin eseri bir manasız katliamdı. “Almanlar yapıyorsa bizim neyimiz eksik”ten öte bir mantığı yoktu. Başbakan İnönü’yü “olmaz artık bu kadar” dediği için görevden aldı, yerine emirlerine daha kolay boyun eğecek bir yalaka getirdi. Av operasyonunu baştan sona bizzat idare etti.

    1930’da Zilan vadisinde katledilen köylülerin sayısı belirsizdir. Devlet Başkanının şahsi emriyle kadın, yaşlı, çoluk çocuk belki 10.000 Kürt öldürüldü. Daha geri git: 1925’te bütün Kürdistan’da kaç bin kişi idam edildi, kaç on bin kişi dağda bayırda katledildi belli değildir. Koskoca Genç kasabası Gazi Hazretlerinin emriyle taş üstüne taş bırakmamacasına yokedildi. [Şimdi adı Genç olan kasaba değil, eski il merkezi; yerinde yeller eser.] 1930’da Menemen kasabasının da havadan bombalanarak yokedilmesini emretti; gene İsmet’in tavassutuyla vaz geçirdiler.

    1925’te Devlet Başkanının kaprisi doğrultusunda şapka giymeyi reddetti diye memlekette onlarca kişi çarşı meydanlarında asıldı. Şapkaya karşı gösteri oldu diye Rize şehrini denizden topa tuttular. Hasbelkader kendini Devlet Başkanı ilan ettirmiş generalin teki “herkes kafasına külah takacak” yahut “sakallar traş edilecek” diye emretse sen olsan ne yapardın? Seni bilmem ama ben inadına sakal uzatırdım gibi geliyor bana.

    Milli Mücadele’nin ilk günlerinde yanında duran hemen herkesi 1925-26’da iktidarını pekiştirdikten sonra idam ettirdi, bilir misin? Milli Mücadelenin başlıca finansörü olan Cavit, Sivas Kongresine İttihat ve Terakki örgütünün desteğini getiren Vasıf asıldı; Milli Mücadelenin İstanbul ayağını örgütleyen Kara Kemal saklandığı kümeste kendini öldürdü. Liseden beri en yakın arkadaşı ve Ankara’daki ilk günlerinde oda arkadaşı olan Albay Arif Beyin idam kararını imzaladığı gece parti verip sabaha kadar dansetti; herkesi de zorla dans ettirdi. Rauf’u, Halide Edip’i ve Adnan Adıvar’ı da astıracaktı; vaktinde haber alıp kaçtılar. Karabekir’in idamı için emir verdi; gene İsmet’in araya girmesiyle, ordu ayaklanır diyerek vaz geçirdiler. Karabekir kimdi? Vahdettin’in ve İngilizlerin adamı diye bilinen Mustafa Kemal’i Erzurum Kongresinde Milli Mücadele ekibine kabul ettiren ve liderliğe gelmesini sağlayan kişiydi. Onu da yoketmek istedi; beceremedi.

    1923’te Meclis’te kendisini diktatörlükle suçlayan Ali Şükrü Beyi Çankaya bahçesinde şahsi muhafız alayının başı olan Topal Osman’a öldürttü. Çok fazla tepki alınca bu sefer Topal Osman’ı öldürttü. Bundan iki ay önce aynı yerde, 3 yıllık sevgilisi ve muhtemelen gayrımeşru çocuğunun anası olan Fikriye’yi kafasının arkasından vurarak öldürdüler. Tetiği bizzat kendisinin çektiği rivayet edilir, ama kesin kanıtı yoktur.

    Bundan bir süre sonra karısının kuzeni ve Halit Ziya Uşaklıgil’in oğlu olan Vedat intihar etti veya ettirildi. Onun da hikâyesi çoktur, ama başka zaman anlatılması daha doğru olur.
    Milli Mücadele sırasında bizzat Başkomutana bağlı ve onun emriyle iş yapan İstiklal

    Mahkemeleri 9000 civarında insanı sorgusuz sualsiz idam etti. Bunların ezici çoğunluğu 7 yıl süren savaşta sefil olmuş, ocağı batmış, İttihatçı manyaklığından takati tükenmiş zavallı Anadolu köylüleriydi. “Milli Mücadele” adı verilen Yunan Harbinde şehit olan asker sayısı, İstiklal Mahkemelerince idam edilenlerden azdır, farkında mısın? [Genelkurmay kayıtlarına göre Yunan ve Ermeni Harplerinde şehit asker sayısı 9177.]

    Dünya Harbinin son günlerinde Filistin’de iki adet orduyu [merak ediyorsan 7. ve 8. ordular] bütün mevcuduyla İngilizlere esir verdi; beceriksizlik mi yoksa danışıklı döğüş mü, henüz aydınlığa kavuşmuş konu değildir. Kalan bir avuç askeriyle ricat ederken Halep’te Araplar ayaklanıp gösteri yaptı diye kentin ana caddesinde mitralyöz kurup sivil halkın üstüne ateş açtırdı. Kaç kişinin öldüğü belli değildir.

    Çanakkale’de ve Bitlis Cephesinde hadi diyelim ki savaş vardı; aldığı emirleri yerine getirdi; onlar cinayet sayılmaz. Ya Libya’ya ne diyeceksin? Osmanlı hükümetinin müdahale etmeme kararına rağmen, İttihat ve Terakki’nin gizli teşkilatının emriyle tebdil-i kıyafet edip 1912’de Libya’ya çıktılar; sözde İtalyanlara karşı direniş örgütlediler. İtalyanlara karşı tek kurşun atamadılar gerçi, ama arada yüzlerce gariban Arabı direnişe karşı çıktı yahut İtalyanlarla yaşamaktan memnun oldu diye katlettiler.
    *
    Aklında bulunsun: cinayet işine gireceksen büyük gireceksin. On kişi öldürsen Karındeşen Jak diye namın çıkar. Yüzbin kişi öldürsen vatan kurtaran kahraman olursun, ilkokul sınıflarına fotoğrafını asarlar.
    Misal: 33 sivil Kürdü öldürdü diye General Mustafa Muğlalı’yı katil ilan ettiler. Adamcağız hapislerde öldü; Van’da bir kıytırık kışlaya verdikleri adını zorla kaldırttılar. Ötekisi Zilan Vadisinde 44 tane köyü yakıp ahalisini topyekün kılıçtan geçirdi. Kışlayı bırak, memleketin her kasabasında caddesi, meydanı, heykeli, okulu, stadyumu var.
    *
    Tahmin ediyorum ki gençsin. Koyun güdücülerin propagandasından kendini kurtarmaya çalış; ilkokul kitaplarında okuduğun her şeye kanma. “O savaşlarda olmayı şeref kabul ediyorum” gibi afili cümlelere de boş ver, kendini gülünç duruma düşürmekten başka şeye yaramaz.
    Selamlar,
    Sevan
    *********
    Birkaç gün sonra düzeltme gereği duydum:
    Geçen günkü "Terminatör" yazımda "Karabekir’in idamı için emir verdi; gene İsmet’in araya girmesiyle, ordu ayaklanır diyerek vaz geçirdiler," diye bir cümle kullandım. Bu konuları iyi bilen bir dostum uyardı, hikâyenin aslını anlattı. Meğer daha ilginçmiş.

    15 Haziran 1926'da "İzmir Suikasti" adı verilen tuhaf komplo ortaya çıkarılır. 26 Haziran'da Ankara'da İstiklal Mahkemesi kurulur. Milli Mücadele'nin örgütleyicisi ve ilk yöneticileri olan kadronun neredeyse TÜMÜ tutuklanır. Bir hafta kadar süren duruşmalarda ondördü idama mahkûm edilir. Sıra Karabekir'e gelince Başbakan İsmet Paşa bir telgrafla Gazi'ye başvurur, Milli Mücadele'nin iki numaralı kahramanını idam etmenin birtakım sıkıntılar doğuracağını belirterek şefaat önerir. Bunun üzerine mahkeme başkanı Kel Ali [Çetinkaya] İnönü'nün de tutuklanmasını emreder. Gazi bu kararı uygulatmaz.

    Duruşma günü elli kadar subay siyah sivil takım elbiseyle (ve şüphesiz silahlı olarak) mahkeme salonunda yer alır. Mahkeme heyeti gelince ayağa kalkarlar. "Otur" emrine rağmen oturmazlar, mutlak sessizlik içinde ayakta durmaya devam ederler. Karabekir onlara dönüp "oturun çocuklarım" deyince otururlar. Mahkeme heyetinde bet beniz atar. Beraat kararı verilir.

    Filmi yapılacak sahne, değil mi?

    İdam edilenler kimlerdir? Cavit Bey: İttihat ve Terakki'nin kudretli maliye bakanı; Alman ittifakına ve Enver'e muhalefetiyle ünlü; Mustafa Kemal'i lider olarak ilk öneren kişi; 1918 Kasım'ında Mustafa Kemal'in Fethi [Okyar] ile birlikte kurduğu gazetenin finansörü; 1918-19'da memleketin her vilayetinde kurulan Müdafaa-yı Hukuk örgütlerinin, her kent ve kasabada aynı anda yayına geçen Millici yayın organlarının ve Kuvayı Milliye çetelerinin tediye veznesi. Kara Kemal: Milli Mücadelenin İstanbul ayağını örgütleyen kişi; 1918-1920 döneminde İstanbul kadrolarının Anadolu'ya geçmesini örgütleyen teşkilatın lideri. Doktor Nazım: Ermeni tehcirinin başlıca iki mimarından biri ve tek hayatta kalanı. Sonradan "Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti" adını alan Teşkilat-ı Mahsusa'nın liderlerinden biri. Albay Arif: Mustafa Kemal'in ilk gençlikten beri en yakın arkadaşı; Ankara'ya gelişini örgütleyen ve İstasyon binasında bir süre onunla aynı odayı paylaşan kişi. Halis Turgut ve Rüştü Paşa: Milli Mücadele'nin Sivas ve Erzurum ayaklarını örgütleyen, iki kongrenin yapılabilmesini sağlayan kişiler.İsmail Canbulat: Milli Mücadele'nin iç terör örgütünün liderlerinden biri.

    Asıl idamı öngörülen örgüt başı Rauf Bey'dir [Orbay]; zamanında haber alıp yurt dışına kaçar. Rauf, Mustafa Kemal olmasa Milli Mücadele'nin lideri olması düşünülen "ikinci adam"dır. Gazi'den iki ay önce Anadolu'ya "ayak basıp" Milli Mücadelenin Ege ayağını örgütlemiştir. Misak-ı Milli'yi ilan eden meclis grubunun lideri ve Ankara rejiminin ilk başvekilidir. Milli Mücadelenin başlangıç manifestosu olan Amasya Bildirgesindeki yedi imzadan ikincisi onundur. [Atatürk meşhur Nutuk'unda bildirgenin taslağını kaleme alan memurla yaverin adlarını anar, ama imzalayanları "diğer bazı kişiler" diyerek geçiştirir. Internette Kemal şakşakçılarının kaleme aldığı doksan bin anlatıda da o isimler "diğer bazı kişiler" olarak kalır.] 1938'de İnönü'nün affıyla memlekete döner; ölünceye dek polis gözetimi altında yaşar.

    Amasya bildirgesinde imzası olan yedi askeri liderden beşi (Rauf, Karabekir, Refet, Cafer Tayyar ve Ali Fuat [Cebesoy]) idam istemiyle yargılanır, fakat bir şekilde paçayı kurtarırlar. Altıncısı (Mersinli Cemal) Nutuk'ta Gazi'nin alay ve hakaretlerine maruz kalır. Milli Mücadele'nin en tanınmış ideologu Adnan Adıvar ile "star" ismi Halide Edip, yurt dışına kaçarak kurtulurlar. Her ikisi de, 1920'de Damat Ferit hükümetinin idam hükmü verdiği isimler arasındadır.

    *
    Şöyle bağlayalım. Sovyetler Birliğinde 1920 ve 30'larda Stalin'in yaptığı "temizlikler" hakkında bugün tonla literatür var. Bizde ise Kemal Tahir'den bu yana kimse bu konulara girmeye cesaret edemedi.

    Sizce vakti gelmemiş midir?
  2. Fatma Kocaer Bölüm Yöneticisi

    • Bölüm Yöneticisi
    • Etkinlik Grubu
    İl Temsilciliği:
    Konya
    Sertifika Numarası:
    13436
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    hoşgeldiniz koray bey, bu yazı forumda çok tartışmalara gebe sanki ilk yorum benden olsun.ayrıca tartışak arkadaşlar şunu unutmasınlar
    bkz:5816 sayılı atatürkü koruma kanunu
  3. Koray Pehlivanoğlu İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    32082
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    Serbest Çalışıyor
  4. Aygün Bentürker İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    11423
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Koray attı taşı yine :)
  5. Talha Taflıoğlu Gruplar Koordinatörü

    • Site Yöneticisi
    Sertifika Numarası:
    118179
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    ERPİLİÇ Entegre Tesisleri
    Bence bu mevzunun derinlemesine incelenmeye ihtiyacı var. İşin aslı Rıza Nur'un dediği gibiyse ortada büyük bir cinayet var...
  6. Aygün Bentürker İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    11423
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Atatürk ve Rıza Nur[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mustafa Kemal Paşa ile arası açılan Dr.Rıza Nur, milletvekili olduğu halde, İzmir suikastine karışanların idam edilmeleri ve bunların kendisi gibi muhalif kimseler olmaları sebebiyle yurdu terketmiştir. 1926 yılında kitabında belirttiği bu gibi kuşku ve korkular nedeniyle Fransa’ya gitti ve Paris’e yerleşti. Daha sonra oradan Mısır’a geçti. İskenderiye'de bu kez 12 yıl süren bir gurbet dönemi yaşadı. Bu arada “Türkbilik Revüsü” adlı yıllık bir Türkoloji dergisini yayınladı. Leiden'de toplanan Şarkiyatçılar Kongresinde Reşit Saffet'le birlikte Türkiye'yi temsil etti. Öğrenciliğinden beri hayranı olduğu Namık Kemal üzerine 720 sayfalık bir inceleme yazdı.
    1938 yılında, Atatürk öldükten sonra Türkiye'ye dönen Dr.Rıza Nur, vefat edene kadar İstanbul, Taksim’de kiraladığı 3 odalı bir apartman dairesinde yaşamıştır. Burası aynı zamanda Tanrıdağ Dergisi’nin de idarehanesi olmuştur. Dr. Rıza Nur İstanbul'da 8 Eylül 1942'de öldü.
    Hayat ve Hatıratım olarak bilinen 4 ciltlik kitabın ilk iki cildinde kendi hayatını ve hatıralarını, ikincisinde İnönü ile ilgili anılarını son cildinde ise Atatürk ile ilgili anılarını anlatır. Bu kitabında her ikisine de ağır ithamlar, zaman zaman yapılan ihanetin boyutunu hazmedemediğinden, ifadeleri mevcuttur. Anılarında İnönü'nün Kürt, Abdülhalik Renda'nın Arnavut, Rauf Orbay'ın ise Kafkasya kökenli olduğunu iddia etti. Mustafa Kemal'in ise I. Dünya Savaşı'nda hızla yükseldiği Çanakkale cephesinden beri Almanlarla işbirliği yaptığını öne sürdü.
    Anılarını 1935 yılında, British Museum'a, 1960 yılına kadar yayımlanmamak kaydıyla gönderir. Altındağ Yayınları tarafından mikrofilm olarak getirilen "Hayat ve Hatıratım"ın ilk iki cildi, 1967 tarihinde tek cilt olarak ve sansürlü bir şekilde yayınlanmış olmasına rağmen 5816 sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu kapsamında toplatılmıştır. Bunu üzerine, yayınevi son iki cildi aynı yıl içinde ayrı ayrı ciltler halinde sansürsüz bir şekilde yayınlanmış, ancak bu ciltler de toplatılmıştır. [1] Yıllar sonra ilk üç cilt sansürlü bir şekilde tekrar piyasaya sürülmüştür. [2] Kitabın orjinali ve sansürsüz baskısı Türkiye Cumhuriyeti'nde yasaklanmıştır. Gençlik yılları, Kurtuluş Savaşı, Topal Osman olayı ve Lozan Antlaşması dönemini anlattığı bölümler ise dikkate değer bilgiler içermektedir. Maalesef tarihi hep yanlı öğreniyoruz ve yorumlarımız da ona göre oluyor.Değişik kaynaklardan,zıt görüşlü kaynaklardan ,çok okumak gerek çokk,bu da pratikte mümkün olmadığından ,taraf olmayı tercih ediyoruz ister istemez.
  7. Koray Pehlivanoğlu İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    32082
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    Serbest Çalışıyor

    Vedat'ın ölmesi (öldürülmesi demek dağ doğru) üzerine Yıldıray Oğur'un "Cumhuriyet'in Beyaz Mağdurları" kitabı okunabilmeli. Kitapta bununla ilgili epey bir bilgi, belge ve kaynak sunulmuş durumda. Bize ilkokuldan beri yutturulan hayali tarihin dışından bakmadan, gerçekle yüzleşme cesareti bulmadan. Ne tarihi ne bu günü neden olan biteni anlamak imkansız olacaktır.
  8. Talha Taflıoğlu Gruplar Koordinatörü

    • Site Yöneticisi
    Sertifika Numarası:
    118179
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    ERPİLİÇ Entegre Tesisleri
    Zıt görüşlülere ifade özgürlüğünün olmadığı bir ülkede ifade özgürlüğü olan kaynaklardan edinilen bilgilerle kendimizi avutuyoruz. Ne zaman ki yasaklar kalkar o zaman gerçekler ortaya çıkar görüşündeyim...
  9. Aygün Bentürker İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    11423
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Bu asla olmayacaktır.Her lider kendi yasaklarını koyacaktır.Bu geçmişte de oldu,şimdi de oluyor.
  10. Fatma Kocaer Bölüm Yöneticisi

    • Bölüm Yöneticisi
    • Etkinlik Grubu
    İl Temsilciliği:
    Konya
    Sertifika Numarası:
    13436
    Uzmanlık Sınıfı:
    B Sınıfı Uzman
    bi ara çok araştırdım bu vedat ı latife hanım ın yiğeninin yazdığı anılarının sadece bir kısmının yayınlandığı kitaba göre( kitabın adı şu an aklımda değil ilgilenenler google dan bulabilir)atatürk vedat ı çok sevmekte hatta o kadar ki vedat çankaya köşkünün müştemilatında oturmakta.ama latife hanım kendi akrabası olması na rağmen bu adamdan nefret etmekte(sebebi açıklanmıyor)onun haricinde atatürkün etrafındaki insanlar tarafından da hiç sevilmemektedir vedat nedendir bilinmez.vedat iyi eğitim almış bir kaç tane dil bilen halit ziya uşaklıgil in tek çocuğudur ve atatürk tarafından görevlendirilerek bir çok yerde hariciye nazırlığı görevi yapmıştır.
    yine latife hanım ın anılarından okuduğumuza göre bir gün atatürk köşt e bir parti verir latife hanım dan piyano çalmasını ister latife hanım ın pek keyfi yoktur o gün ve ret eder.bunun üzerine atatürk her zaman hayranlıkla dinlediği vedattan ister ve çalmaya başlar vedat.ama latife hanım çok sinirlenmiştir ve herkesin içinde atatürkle tartışmaya başlar ve paşa ya tokat atar.(bu anıyı da o partide davetli olan yanlış hatırlamıyorsam ingiliz subayının kendibirliğine gönderdiği telgraftan okuyoruz )
    ve o gece atatürkle latife hanım arasında kavga vardır.latife hanım vedat ın gitmesini ister ve atatürk bunu kabul etmez.vede latife hanım ın evden gitmesini ister ve ertesi gün latife hanım bir daha hiç dönmemek üzere köşkten ayrılır.
    bunun üzerine vedat hala köşktedir.en son görevi olan ülkeye gönderildikten sonra aradan kısa bir zaman sonra telgraf alır ve görevden alındığı yazmaktadır.vedat ın hariciye nazırlığı yaptığı zaman içinde kah görev den alınmakta kah yeri değiştirilmekte ve bi türlü işine konsantre olamamaktadır vedat.işte o son görevden alınış vedat için büyük bir travma olacaktır ve hayatına son verir.(rıza nur a göre de intihar ettirtilir) ayrıca vedat kimi kaynaklara göre farklı bir cinsel tercihe sahip olduğu iddia edilmektedir.
    işte bilmeyenler için vedat muamması nın kısaca özeti bundan ibaret.vedat aslında çok zengin bir ailenin tek çocuğu milli mücadele zamanlarında ülkeden ailesi ile birlikte ayrılarak seyehat eden kısacası çalışmaya hiç mi hiç ihtiyacı olmayan bir kişidir.ama neden hariciye nazır ı olmakta ısrar etti bilinmez....
  11. Koray Pehlivanoğlu İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    32082
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    Firma / Kurum:
    Serbest Çalışıyor
    Bu tezin doğruluğu yok. dünyanın gelişmiş demokrasileri hem tarihi hemde günlük yaşamı sarsıcı bir biçimde sorguluyor ve buna dair hiç bir yasak yok. Türkiye'de demokrasi son 10 yılda büyük bir menhale katteti ve bu gün tabu olan pek çok konuyu rahatça konuşabiliyoruz. Gelecekte demokrasinin sınırları dahada genişleyecek bilgi ve bilimin önünde bir engel kalmayacaktır.

    Tarih bölümünün sınırları içinde tarihsel gerçeklerle yüzleşmeye devam etmenin herkesin yararına olduğunu düşünüyorum. Cin çıktı artık şişeden değil mi?
  12. Aygün Bentürker İSGforum Üyesi

    Sertifika Numarası:
    11423
    Uzmanlık Sınıfı:
    C Sınıfı Uzman
    :) keşkee